Muhtelif Sancılar

Halimiz itten beter, keyfimiz hiç yok.

 

Her sabah daha acı bir sabaha uyanmanın verdiği yorgunluktan daha yorucu olan bir şey varsa o da hep daha acı bir geceye düşüncenin zifirinde, acziyetin en koyu haliyle dalmaktır.
Hiç bir dilde bulunmayan acı sözcüklerinin oluşturduğu cümlelerden kuruludur düzenimiz. Korkunun ve öfkenin kollarındayız ve fildişi kulelerimiz dahi yangın kulelerine dönmüşken, çıldırmanın kendine has sessizliğindeyiz. Sessizliğimiz imdat çığlıklarıyla bezenmiştir. Her döndüğümüz köşede,  cellatlar ellerinde fermanlarla beklemektedir. Kanun hükmünde yaşanır tüm ölümler. Ve kanun hükmünde ölür her can.

 

Anlatabilsem bile anlayacağınızdan şüphe ettiğim yaşanmışlıkları yazmaya çalışabiliyorum sadece. Kimsenin kimseyi dinlemeye mecali yokken, kimsenin kimseyi anlamaya niyeti de olmaz.
‘Seni o kadar iyi anlıyorum ki’ diye başlayan sahte kalıplardan başka cümleler kalmadı elimizde. Kokladığım tek şey plastik çiçekler. Başrollerini oynadığımız ağır bir trajedi filminde kahkaha atmaya çalışıyoruz. Ne absürt, ne saçma, ne ahmakça…

 

Yorgunum, yorgunluğum dinmeyecek. İçimde dövüştürdüğüm sancılar var. Kazanan benim acım, kaybeden bizim acılarımız. Kendi küçük acılarımı dahi başka büyük acılardan daha fazla şiddetli yaşıyorum. Bunda dahi bencilken, sosyal sorunlar, toplumsal duyarlar hakkında yazdığım her harfin ikiyüzlü oluşunun bilincindeyim. Olsun. Gözü yaşlı insanlara gülmeyecek kadar insan kalabilmek de bir meziyet günümüzce. Tecavüzlerin, ölümlerin, haksızlıkların, iltimasların gırla gittiği bir çağda, yani hayvanların zevk uğruna öldürüldüğü bu zamanda, yani toplumun kendi gibi düşünmeyen herkesi hor ve hakir gördüğü şu anda başkasının acısına ev sahipliği yapmak erdemdir. Değil mi?

 

Babası ölmüş, adını dahi bilmeyen Suriyeli kızın gözlerinin dolmasıyla içimde kopan tufanları nasıl anlatayım size bilmiyorum. Toprak içinde hırpalanmış o tecavüze uğrayan küçük kızın fotoğrafını nasıl kazıyabilirim ki aklımdan. Soğuk sularda boğulan minik bedenleri nasıl unutabilirim.
Hastalıklı bir toplumun kokuşmuş ruhlarıyla devam ediyor nefes alıp verme eylemimiz.
Yaşamak denilirse,  yaşıyoruz ama yaşamak denilmez buna. Benden çok daha canlı hisseden ölüler olduğuna eminim. Savunmasız olan ne varsa kirletiliyor karanlık arzularla. Ne 5 yaşındaki kız çocuğu muaf bundan ne de 3 aylık bir yavru kedi. Durumun vahametini, ümidimin ahvalinden anlayın.

 

Cehalet mutluluktur. Bilmemek huzurdur. Nasıl? Sahte, ahlaksız bir huzur.
Onca yangın içinde nasıl ferah olabilir insan? Onca ağıta nasıl sağır kalabilir..?
Nasıl görmez olabilir solunda kalp taşıyanlar, sağında ağlayanları… Gayet de olabiliyor.
Gayzdan kör olanlar, nefrete gark olanlar, şeytana ilhak olanlar gayet kör, sağır ve mutlu olabilir. Oluyor.

Siz tüm zalimler; cehennemde başarılar diliyorum.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.