Bir Velena Öyküsü

Bulduğumu fark ettiğim gün, aradığımı anladığım bir dostun öyküsü bu. Sonrasında ise yerine başka hiçbir kelime koyamadığım…
Onu sözlükte ilk gördüğümde hemen yanında italik harflerle “Deniz” yazıyordu. Aradığımın benim denizimi anlatacak kelime olduğunu fark edince dedim ki Velena’dan daha güzel bir kelime bulamam. O an ki heyecanla günlerce görmediğim bir gerçek varmış meğer. O sözcük deniz demek değilmiş, denize ait ufacık bir terimmiş. Günlerce ya doğru kelime bu değilse, ya daha güzeli varsa dedim. Zaman geçince anladım ki benim gönlüm denize vurgun ama bulduğum ve ait hissettiğim küçük bir parça imiş sadece. Bir defa bulunca vazgeçemedim işte. Sonra bulduğum tüm değerlilerin adı oldu o kelime; Velena…

Turgut Uyar’ın tavsiyesi üzerine geldim desem sana?

 

“Şimdi,

Bunca karanlığın üzerine

Oturup bir mektup yazmalı

Bahara ve yaza…”

 

Posta kutusuna bırakılan mızıkalar vardı hani dostum; her bir tınısını ayrı ayrı duyurasım var sana. Kaç mektup karıştırsam ulaşır ki? Mektupların sana ulaşacağı gün kavuşulur değil mi, bahara ve yaza?

Ah be Velena…

Sen denize ait ufak bir parçaydın, ama ben seni deniz bildim. Ben o kadar küçük bir balığım ki; başka denizde yüzemem, nefes alamam, başka denizi memleket bilemem. Seni sana anlatmak istiyorum sayfalarca. Ama kaç kelime sığar ki o küçücük parçaya? Sana ulaşan yollardan mı başlasam anlatmaya, sen kokan ağaçlardan mı? Ya da seni geç keşfettiğimden mi..?

Hani bir söz vardı sürekli dinlediğimiz; “O mâhiler ki derya içredirler, deryayı bilmezler.”
Biz ne vefasız balıklarmışız be dostum. Kaç defa çektin kulağımızı da, anladık sandık sustuk. Meğer hiçbir şey anlamamışız. Hep kaçmak istedik kapından, hep sana çaktırmadan uzaklaşmak istedik.
En son biz demeden sen açtın kapıyı, biz istemeden sen verdin izini. Biz bilmiyorduk ki Velena…
Biz o kapıdan içeriye bir daha giremeyeceğimizi bilmiyorduk çıkarken.

Galiba bu son buluşmamız dediğimiz her an geri geldi zamanında. Bir daha görüştük fakat bu son olmaz galiba dediğimiz an var ya… Her şeyden o kadar habersizdik ki işte o vakit son buluşmamız oldu. Hâlbuki daha ellerimizden tutacağımız “Nasılsa”lar vardı. Nasılsa bir araya gelecektik hani…

Duydum ki; sürekli özlemelerimiz, gurbette hissetmelerimiz, aslında bu dünyaya ait olmadığımız içinmiş. Tadına doyamadığımız her an burada tadımlık imiş meğer. Ölene kadar da özlemeye devam yani. Ama bu beni korkutuyor Velena. Ölene kadar bir defacık daha bir araya gelemez mi bu kayıp balıklar? Bir kerecik olsun açılmaz mı o kapı yeniden..?

İmtihandı ya, biz küçük balıkların gönlü çöle vurulmuş. Öğrendik ki bizim için denize giden her yol çöl olmuş. Çünkü biz sana vurulduk Velena. Tekrar senin denizinde ferahlayabilmek için o çöle girmemiz gerekiyormuş. Ucunda sana kavuşmak var diye, biz çöle vurulmuşuz…

 

Uzunca bir aradan sonra kabul ettim, o en yakıcı gerçeği. Özlemeye bile doyamadığım o her anı tekrar yaşasam, biliyorum, olmayacak eskisi gibi. Özlediğim tat o yıllara, o zamana ait. Şimdi hasretinle pişmeye çalıştığım her an yeni lezzetlere kapı açıyor yüreğim. Sanırım bundan beş on yıl sonra bu zamanların tadını da ayrıca özleyeceğim. Sana kavuşmayı beklerken, özlemeyi sevmişim.

 

Ama yine de geleceğiz Velena. O çok sevdiğimiz ıspanaklı böreklerle mesela. Kasa kasa pideler de olur belki fırından yeni çıkan. “Dünyayı yedin doymadın” diyenler de gelir yanımıza. Tabaklarda ne var ne yok siler süpürürüz. Üzerine ömürlük bir çay demler, bitmeyecekmiş gibi içeriz kana kana. Boğazımız kuruyana kadar muhabbet de ederiz. Yokluğunda biriktirdiğimiz kaç özlem varsa, harmanlarız anılarımızla.

 

Kumbaramız dolu geleceğiz yanına. Ama birikenler o kadar farklı, o kadar bizden ki… Boğazda düğümlenen tüm tebessümler, ulaşamayan tüm yaşlar, çoğu zaman ‘özledim’ bile diyemediğimiz tüm anlar… Yalnızken kırılan kaç kolun, çizilen kaç yerin varsa tamir ederiz biz. Toz tutmuş kaç raf kaldıysa yamacında, sileriz hepsini.

 

Seni sana anlatmak ne kadar zor be dostum. Bu kaçıncı mektubun, kaçıncı satırı bilmiyorum. Bu kısımlardan önce kaç defa anlattım seni, onu da bilmiyorum. Bundan sonra kaç defa daha nasip olur yazmak o da meçhul. Velhasıl bu mektup bir başlangıç mı yoksa sonuncu mu ondan da haberim yok. Umudum bir gün tüm satırları seninle paylaşabilmek sadece. Yanına varınca sana doyasıya sarılmak en büyük arzum. Tüm kokunu içime çeke çeke… Yarım yaşadığımız kaç duygu kaldıysa içimizde, hissizlik hangi hücrelerimizde kaldıysa, hepsini toplayıp tamama erdirmek üzere geleceğiz.

 

Gümbür gümbür geleceğiz Velena! Belki bir bayram sabahında, belki bizimle bayram olan bir sabahta…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.