Hayata Dön!

Uzun zamandan beri, ilk defa ayna karşısına oturmuştu yaşlı kadın. Ve gördüğü manzara karşısında, çığlık atmamak için kendini zor tutuyordu. Eskiyi anımsadı. Çocukluğunu, gençliğini,  anne oluşunu…
Sonra, “Hayata Dön!’’ dedi, kendi kendine. “Hayata Dön! Sen, bu değilsin! Olamazsın! Ol-ma-ma-lı-sın!” Uzun bir sessizlik yaşandı, o gün o eski evde. Geçmiş kadar uzun, belki de gelecek kadar kısa…
Birden kadın, bu sessizliğin nedenini yeniden hatırladı ve kendi ile konuşmasına kaldığı yerden devam etti, sessiz ve usulca…

Geçmiş gözlerinizde bir renk, kulaklarınızda bir ses ve göğsünüzde bir nefes olarak kalır. Ve siz, an be an elinizden kayıp gidişini izlersiniz istemsizce. ‘Yaşlandıkça böyle mi olur? Yoksa hep böyle midir?’ Bilmiyordu kadın. Ama hep özlem doluydu. Özlem… Geçmişe, çocukluğuna, gençliğine, sahip olduklarına, olamadıklarına, elinden kayıp giden düşlerine…

Aynadaki yaşlı kadın, o gün, yani yeni gelen yılın ilk çarşambası: “Yüzleşme Aynası” dediği, çeyizinden kalan son hatıra aynanın karşısına geçer, saatlerce kâh ağlar, kâh güler, bazen de öfke nöbetleri geçirir ve şöyle derdi : “Eskiden, hayat bana gülümserdi! Beni sever, kucaklardı. Şimdi ise, toprak bana göz kırpıyor!’’

‘‘Yaşlandıkça, gidiyorum ben. Evimden, şehrimden, en çok da kendimden! Siz hiç gittiniz mi? Ya da gitmek istediniz mi? Evinizden, şehrinizden, çokça da kendinizden… Size ait ne varsa, başkalarına, yabancılara emanet etmek istediniz mi? Ben istedim. Yaş alana kadar, yaşlanana kadar, hep istedim!’’

‘‘Gitmek için bir sebebiniz olmalı. Yeni bir hayat, yeni bir başlangıç, farklı arayışlar, heyecanlar, dünyayı keşfetme isteği, kalbinizi çarptıracak, size hayatta olduğunuzu hissetmenizi sağlayacak neden ya da nedenler olmalı.

Uğruna savaştığınız şeyler son bulmuyorsa, sevilmediğinizi hissediyorsanız, çevrenizdekiler sizi anlamıyorsa, başarınız göz ardı ediliyorsa, güvendiğiniz dağlara karlar yağıyorsa, hayat mücadelenizde önünüze hep engeller çıkıyorsa, ya da değer verdiğiniz insanlardan çok değil, aynı değerin onda birini bile göremiyorsanız, aynada ki gülümsemenize inat, gözlerinizdeki hüzün o gülümsemenizi alt ediyorsa, kalabalık bir ortamdayken bile yalnızlığı iliklerinizde hissediyorsanız, her şeye rağmen mutlu olmak için çırpınadururken, içinizi bir şeyler üzüyorsa; gitmelisiniz.

Hem de arkanıza bile bakmadan… Çünkü bir an gelir ki o sahte gülüşleriniz, beklenmedik bir anda çığ büyüklüğünde bir ağlayış ve öfke nöbeti ile yer değiştirir.”

Yüzleşme Aynasının karşısındaki yaşlı kadın, yine her yıl olduğu gibi gitmek istiyordu kendinden. Gitmek, kaçmak, kurtulmak, unutmak, görmemek, bilmemek, hissetmemek!..

Önce elleriyle ak düşmüş saçlarını okşadı, sonra tel tel onları yolmak istedi. Alnındaki çizgilerin üzerinde gezindi bir an, sonra göz çevresindeki kaz ayaklarını gördü. “Sahi,  bunlar ilk ne zaman yerleşmişti gözlerime?” dedi. Sonra gözleri boynuna takıldı. Bir an göz pınarlarına yerleşen ve akmak için onu zorlayan yaşları yok sayarak, yaşlı boynu için: “Yol haritası gibi olmuş, kıvrım kıvrım” dedi, hırsını boynundan almak istercesine. Ellerine sıra geldi. “Neydi üzerlerindeki o kahverengilikler? Yaşlı bir kadının elleri miydi bunlar, yoksa yavrularına pasta yaparken, çikolata sosu bulaşmış, beceriksiz eller mi?” Hızla geçti ellerini kadın. Görmek ya da bildiğini unutmak ister gibi bir hali vardı sanki.  Gözleri, bacaklarına kaydı istemsizce. Artık onları görmek, hissetmek, yılları hatırlamak kadar zordu! Eskisi gibi, bedenini rahatça taşıyamıyorlardı ki! “Oysa eskiden, çok eskiden…” dedi ve sustu ansızın. Sesi, ona yabancılaşmış ve bir başkasına aitmiş gibi çıkıyordu artık.

O muhteşem bacaklar; çocukluğunda boğum boğum, gençliğinde kusursuz, şimdi ise görevini zar zor yerine getiren, iskeletten hallice değiller miydi?

“Ne ara, bu kadar kayboldum ben?” dedi, yaşlı kadın. “Övgüler, alkışlar, aferinler, ne ara bitti?”
“Yemek süperdi anne, eline sağlık!”
“Sen, benim diğer yarımsın. Seni seviyorum.”
“Saçların çok güzel olmuş arkadaşım, hep böyle yap!”
“Gülen yüzün hiç solmasın kızım, hep böyle kal!”
“Anneanne, bez bebeğimi sen mi yaptın? Çok sevdim.”

Şimdi ise yaşlı kadının kulaklarında çınlayan tek ses; yalnızlığın sesi, ruhunu saran korku ise ölümün yaklaşan ayak sesleri idi. O her yıl; kendinden giderek, her şeyin bittiğini ve tüm yaşanmışlıkları unuttuğunu sandı. Ama “Yüzleşme Aynasında” gördüğü yaşlı kadın, acımasızca yansıttı ona gerçekleri.

Bu sefer susmadı yaşlı kadın. Avazı çıktığı kadar bağırdı, çağırdı, çığlık attı. Sonunda yıllardır sakladığı, yere göğe sığdıramadığı o değerli aynayı kırdı.

“Hayata Dön!” dedi, kendine. “Hayata Dön! Bu, sen değilsin.”

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

4 thoughts on “Hayata Dön!”

  1. Çok güzel .Akıcı bir dille yazılmış.Yaşı ilerlemiş insanların duygularını çok güzel dile getirmişsin.

  2. Adeta aynanın kırılışını, atılan çığlığı duyarcasına canlı, nefes alan bir hikaye olmuş. Ellerine, yüreğine, hayal gücüne sağlık, kalemine kuvvet Can’ım. Kitapların çok, okuyanın bol OLsun…

  3. Bu kadar öykü okudum içlerinden en güzellerinden biride bu öykülerinizin devamını dilerim .umarım böyle hikayelerden güzel kitaplar da gelir. Başarılarınızın devamını dilerim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.