Balıklar ve Yürekler

… Alın, götürün beni istediğim o bilinmeyenler ülkesine! Alnım kanlar içinde kendimden geçip, bir başkası olabileyim, ölümün eşiğinde.

Titrek dalgalarda kendi sessizliğini biriktiren, kocaman denizin orta yerinde tatlı su ile acı su arasındaki ince tülün ürpertisini teselli eden, tek gözlü bir korsan kadar cürümleyim hayatta.
İsyan bayrağım, kavgalı gemilerin en ücrasına çekili, sanırım bu kara son menzilim. Yeminlerim nafile, geleceğe dair düşlerimi nar kızılı sulara saldım veya çöl sarısı yüreğine…
Kurumuş dudağıma tutunup dile gelecek son kelimeleri, bir beşikte nehre salıp size doğru gönderdim, sanırım bir daha geri dönmeyeceğiz. Ne balıktır ufka dikili gözlerim, ne de yalnız uçan martının kanadında, yanık kumru ezgisidir sesim… Yüreğim ki en insani yanım. Yed-i deryanın uçsuz bucaksız koynunda bir başınayım.

Kim salardı da her sabah güneşi denizin yüzüne, haberim olmazdı. Ya ne demeliydim, geceleri denize konan kuş sesli ay şavkına..? Bir gün nankörlüğüm beni bir kuytuda boğup, balıklara kurban sunacak ama. Elimdeki fener, yolumu aydınlatmaya yeter sanırdım, heyhat… Nafile. Mehtap inatta yine, yıldızlar uykuda, fecrin üstünde kaba karasıyla bir aba. Olsun, denizde ölmemeye ne çaba?
Ey, ihanet mucidi Çin! Bugün otuz yedinci gün, yıkılası seddini yüreğime sığdıramadın mı hâlâ?

Yola koyuldum, ama ilerlemek ne mümkün… Kara dalgalar ak dalgaları dövende, aklımda hiç de eskimemiş gökyüzünün halleri, yüreğimde tarifsiz sevda şiirleri… Usandım artık yabancı gibi yaşanmaktan, herkes kendine giderken ben hep denize yoldaşken… Ve balıklarım; her biri ismet incisi; deryada olsa da isyan, nedense Yunus’a idi bütün özlem.

Bu nasıl gecedir; gökler kapkara, bulutlar kat be kat… Ay böğrüme gizlenmiş, gökte kayıp yıldızlar, Ninova’nın ışıkları mı yakılmayı unuttu, nedir bitmeyen hicrân? Her kura çekilişi, edep kölesi bir bakıştım, efendisinden kaçan. Kura; Kayıkta mumya, yüzümde patlayan şamar. Unutmuşum, dua olmazsa ne önemim var; sessizce aşka terk etti beni keşmekeş bu hâl. Dilimde, şüphesiz ki ben zalimlerdenim, nidası. Kolaydır Rabbime elbette, hem balığa hem geceye hem denize hüküm sürmesi.

Balık mıyım ben, yüreğim sana neden bu kadar çok benziyor her ağlayışımda, annem?

Bu denizdir, evimiz değil ki kapısını açık bırakıp gidiyorsun her zaman. En kolay önce ellerini görür insan, bir işten sonra pişmanlık duyarken. Ben de ellerime baktım ilkin, hesap sorarcasına.
Neden kapısını açık bırakmışlardı ki denizin..? Balıklar o denizden su içerlerdi hâlbuki her daim.

Olur ya bir gün ölürse balıklar, deniz anlamsız olur; gülsüz gülistan gibi, ceylansız orman gibi…  Kulağımda, ‘özgürlüğü seven kadınlar güzeldir’ şarkısı; ayağım tuzlu cam kırığında deniz suyu nefesi ve hatıramda eksilmezdi; ‘ ver cenneti al elmayı’ hatırası. Neden hiç dilimden eksik olmuyor ki annemin ‘ölenin dostu olmaz’ son havadisi..?

Kalple seçmek gözle seçmekten daha kolaydı, çok geç öğrendim; muştu gelirken, tufanından kalan son balığın ölmediğini… Yoksa Nuh Nebi, hiç bindirmemiş miydi gemiye? Camsız mı kalmıştı eskici dükkânı? Yoksa bütün bunlar cennetten düşme bir elmadan ısırık mıydı? Ölen bendim de haberim mi yoktu..?

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.