Kader Ajanları

Bir kavram düşünün; insanı hem sınırlayan hem de özgürlük vadeden. Bir kavram düşünün; insanı umuda hem de umutsuzluğa sevkeden. Bir kavram ki cüz’i iradenin hem varlığına hem de yokluğuna karşılık gelsin. Birçok zıtlığı bünyesinde barındıran, çoğunlukla zihinlerde olumsuz çağrışımı olan kader kavramından bahsediyorum. Filmlerde acının, ızdırabın, imkansızlıkların baş sorumlusu bir varlıkmış gibi sunulur kader. Sanki bir köşede beklemekte ve insanlar mutsuz oldukça ellerini ovuşturmaktadır. Özellikle şarkı sözlerinde sıkça karşılaşırız.
“Yazıklar olsun, kaderin böylesine yazıklar olsun”
“Zalim kader”
“Bana kaderimin bir oyunu mu bu?”
“Kader ayırdı bizi”

Daha çok dini ve kültürel literatürde gördüğümüz, yüklenen anlam bakımından oldukça karmaşık olan kaderin sözlük anlamı: Alın yazısı, yazgı
İkinci anlamı ise bahsettiğim gibi olumsuz olarak geçiyor. O da şöyle: Genellikle kaçınılmaz olan kötü talih.
Muhafazakar kabul ettiğimiz toplumlarda kader, bir senaryonun hayata geçmesi olarak yerleşmiş bir kavram. İnsanlar doğar, kader planının onlara çizdiği rolü oynar ve ölürler. Cüz’i iradenin hayatlarındaki payı sınırlıdır. Yani özetle ne yaparsan yap göklerden gelen bir karar vardır. Muhafazakarlıktan kastım din ya da dindarlık değil, kültürel ve toplumsal anlamda mevcut şartları koruma eğilimidir. Bu anlamda kişilerin hür iradesini, mevcut şartları korumak adına sınırlar ve kader bunu sağlamada oldukça kullanışlı bir argüman.

Kaderimizi kim kontrol ediyor? Kaderimizi değiştirebilir miyiz? Hayatımız önceden yazılmış bir senaryodan mı ibaret? Bir plan üzerine bilmeden mi yaşıyoruz? Özgür irade var mı?
Bilim kurgu yazarı Philiph Dick’in kısa öyküsünden uyarlama bir film olan Kader Ajanları bu ve daha birçok soruyu masaya yatırıyor. George Nolfi’nin ilk işi olması nedeniyle biraz vasat kabul edebileceğimiz film işlediği konu ve sorduğu sorularla dikkat çekiyor.

Filmin başında Amerikan senatosuna girmeye çalışan David’in Elise’e aşık olması aynı tip giyinen şapkalı bir takım adamları rahatsız eder. David’in onunla karşılaşmaması gerekmektedir. Ellerinde tuttukları ajandalarda David’in kader çizgisini takip etmeleriyle bu adamların Kader Ajanları, bizim deyimimizle melekleri olduklarını anlarız. Film boyunca sürekli David ve Elise’in bir araya gelmemeleri için koşturan ajanlara karşı David, kaderi ve varolduğunu zannettiği özgür iradesi arasında bocalar. Kabullenmeye yanaşmaz çünkü aşk denen o zehirli ok kalbine saplanmıştır bir kere.

Kader Ajanları, başkan dedikleri, filmde asla göremediğimiz bir kişi ya da varlığın insanlık için yaptığı planların yolunda gitmesinden sorumludur. Planı yapan değil uygulayanlar olarak filmde boy gösterirler. David’den onun için planlanmış olan hayatı yaşamasını isterler. Buna karşın David özgür iradenin varlığını sorgulamaya başlar. Kıdemli ajanlardan birine özgür iradeye ne olduğunu sorar. Aldığı cevap ise bütün insanlığa mesaj niteliğinde, oldukça etkileyicidir. Aynen alıntılamak istiyorum.
“Kimsiniz siz?
-Biz olayların bir plana göre olmasını sağlarız.
“Özgür iradeye ne oldu?”
-“Özgür iradeyi daha evvel denedik. Seni avcı toplayıcılığından alıp Roma İmparatorluğu’nun zirvesine çıkardıktan sonra geri çekilip ne yapacağını görmek istedik. Bize beş yüzyıl boyunca karanlık çağları izlettin. Sonra tekrar devreye girdik. Sana eğitim sistemini kurmadan önce, bisiklet sürmeyi doğru düzgün öğretmemiz gerektiğini düşündük. O yüzden sana Rönesansı, Aydınlanmayı Bilimsel Devrimi verdik. Altı yüzyıl boyunca dürtülerini mantıkla kontrol etmeyi öğrettik ve 1910’da tekrar geri çekildik. 50 yıl içinde bize Birinci Dünya Savaşını, Büyük Krizi, Faşizmi, Yahudi Katliamını gösterdiniz ve yetmezmiş gibi Küba Füze Krizi ile gezegeni yokolmanın eşiğine getirdiniz. O noktada, bizim bile düzeltemeyeceğimiz bişey yapmanızdan önce bir daha devreye girmemiz için karar alındı. Özgür iradeye sahip değilsin David. Özgür iradenin görünümüne sahipsin.”

Filmin en vurucu kısmı olarak kabul ettiğim bu diyalog başkanın ve adamlarının bu yolu neden seçtiklerini açıklıyor ama insan gene de David gibi sorgulamaktan geri duramıyor. Kendi inancımı baz alarak konuşmam gerekirse insana okumayı, düşünmeyi, akletmeyi buyuran bir inanç sistemi insanın özgür iradesini yok sayamaz. Sayıyorsa insanın yaptıklarından sorumlu tutulacağı düşüncesi mantıklı gelmiyor. Her ne ise filme dönersek başkanın gösterilmemesi, ajanlardan birini onun birçok isminin olduğunu söylemesi Yaratıcı düşüncesini çağrıştırıyor. Ama resmedilen yaratıcı insanlığın başıboş bırakılmaması gerektiğini düşünerek insanın sahip olduğu ya da olduğunu zannettiği özgür iradesini hiçe sayarak planlar yapıyor. David gibi Başkanı pek sevimli bulduğumu söyleyemem.

Daha önce yazdığım Truman Show filminde de benzer bir durum vardı. İradesi dışında kurgulanmış neredeyse mükemmel bir hayat dururken Truman keşfetmenin, sürdürdüğü hayattan farklı bir hayatın da var olabileceği düşüncesine kapılmış, içinde yaşadığı kurgunun dışına çıkmaya çalışmıştı. İşte David de aynı hislerle ona dayatılan ve sonunda başkanlığa kadar uzanabileceği yolu seçmek yerine duygularına ve özgür iradesine tutunarak mücadeleye girişiyor.

Konumuzla alakalı değil ama mantıksız bulduğum bölümlerden bir tanesi Amerikan Senatosuna aday olmuş birinin toplu taşımayı kullanması. Bizim pek alışkın olduğumuz bir manzara olmamasından olsa gerek. David’in Elise ile ikinci ve Ajanları alarma geçiren karşılaşması toplu taşımada gerçekleşiyor. Bizim metrobüslerde karşılaştıklarını hayal ediyorum da herhalde birbirlerine nefretle bakarlardı. Mantıksız gelen diğer bir durum da bu karşılaşmalar aslında. Ajanlardan birinin anlık dalgınlığı gibi oldukça basit bir sebebe dayandırılması. Acaba bu dalgınlıklar da başka bir planın parçası mıydı? Ajanlar sadece verilen görevden sorumlu oldukları için bunu sorgulamaktan uzaklar elbette. Acaba David’i yapılan bir plan durdurmaya çalışırken diğer bir plan harekete mi geçirmektedir? Devlet Bahçeli gibi sorası geliyor insanın. Bu planlarla ne yapılmak, ne amaçlanmak istenmektedir?
David bir yandan sıkışmışlık hissi yaşarken diğer yandan duygularının da etkisiyle çıkış yolu aramaktadır ve bu uğurda en son çaresizlkle başkana kadar çıkmayı göze alır. Başkana çıkma fikri onu etkilemiş olacak ki David sonunda muradına erer. Başkan başka bir plan yapmaya karar verir. Bana öyle geliyor ki başkanın -ya da siz yaratıcı deyin- istediği de budur. David’e sınırlar ve tek yol koyup ufak dozlarda verilen toleranslarla içsel bir arayış bir sorgulama yaşayıp yaşamadığını, dayatılan plan dışında başka imkanları arayıp aramayacağını ölçmüş olabilir. Tabi bunlar yazarın varsayımları.
Son olarak yazımı Fidel Castro’nun meşhur sözüyle bitirmek istiyorum.
“Another world is possible”
“Başka bir dünya mümkün”

Not: Biliyorum filmin sonunu söylediğimi düşünerek kızacaksınız bana ama öncesinde keşke izleseydiniz üzgünüm.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.