İncitilmiş Hayalperest

Birdenbire olup bitti hepsi. Yalnızlar sofrasında başköşedesin. Nasıl oldu da körleşti insanlar sıcak bakışlarına? Heyecanla içinde köpük köpük kabaran cümlelerin, kenetlenmiş dişlerine çarpıp durmakta. Kulaklarını tıkamış tüm şehir; hayallerine, şiirlerine tahammülü yok. En çok da çaresizliğine…  Sabahları ismini lanetle andıkların, akşamları kalbinde sırılsıklam bir özleme dönüşüyor. Yakıyor. Her gece ışıkları kapatıp perdeyi açıyorsun. Zihnindeki tozlu makara dönmeye başlıyor. Her gece başka bir “beklemek” filmi kirli camın arkasında… Gün doğuyor, perdeler kapanıyor. Günün ilk sigarası, birkaç küfür tütün aromalı diline kuruluyor.

Yaşamayı hiç istemediğin gri bir şehirde, sığ hayatlar çemberinin boyutsuz bir noktasısın. Kahven bardakta soğuyor. Ekranın karşısında, dondurulmuş yemekler yiyorsun. Ama daima açsın. Kursağında kalan tüm hevesler içinde kara delikler oyuyor. Kitaplara sığınıyorsun bazen. Çoğu yarım kalıyor. Boşuna uğraşma! Kelimelere ihtiyacın yok. Bir çift göz, okuman gereken. Başka bir ruhun göz bebeğinin karanlığındaki yansıması… Aynanın karşısında geçirdiğin saatler faydasız. Sıkılmışlığın sürekli kendinle uğraşmandan besleniyor. Bir başkasına dokunmak kendinden kurtulmaktır. Daha önce hissedilmemiş bir sıcaklık eritebilir birikmiş yalanlarını ancak.

Hadi kalk! Çıkar çelloyu kutudan. Gergin tellerden kaos dolu bir melodi odayı doldursun. Kafandaki çığlığı sustur. Gözlerini kapa. Karanlıkta parlayan bir kapı gibi ruhun zihninde belirsin. Serbest bırak onu. Gümüş kordon uzadıkça uzasın. İşte böyle! Bak! Özgürsün. Hayalini kurduğun uzaklara gidebilirsin. Sessizce izliyorum seni. Yıldızlara basa basa gecenin üzerinden geçiyorsun. Bedeninden uzaklaştıkça hafifliyorsun. Aşağıda bir şehir dolusu yabancılık… Plastik oyuncakları andırıyor evler. Küçük bir çatı katı gözüne çarpıyor. İçeri süzülüyorsun. Bir kedi, tozlu kitaplar, pencerede akan kalabalık cadde… Şaşkınlıkla hüzün karışımı eğreti bir gülümseme var dudaklarında.

Nasıl bir çıkmaz bu böyle! Yalnızlık, hayalinde bile eliyle koymuş gibi buluveriyor seni. Nasıl olur da istemeden bu kadar yalnızlaşır insan? Ne korkuttu ruhunu bu kadar? Neden başka bir insanın  hayali bile korkutuyor seni?  Gereksiz sorular soruyorum. Özür dilerim. İncitmenin yolu hep aynı, oysa herkes farklı incinir. Acıları kıyaslamak en büyük  ahlaksızlıktır. Senin suçun değil. Ağlama. Hayat işte, insafsızın cenneti… Senin suçun değil, biliyorsun.

“Kimileri yalnız kalır, kimileri yalnızlık olur.”

Ağlama.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.