Siyah Günler

Güzel insanların oturduğu bir mahallede gözlerimi açmak istedim doğan
güneşe karşı bu sabah.
Uyanmak istemedim hiç uykumdan.
Yorgan ve yastık da bana eşlik ediyor hiç ses çıkarmıyorlardı. Belki de
içimi ilmek ilmek işleyen ümitsizliğe karşı savaşamamış, onlar da yenik
düşmüştü.

Ama hayal kurmalarım hiç suya düşmüyordu. Belki de bu yüzden uyuyordum,
belki de güzel insanları hayallerde yaşatmak içindi tüm çabalarım kim bilir.

Derken daldım birden rengarenk düşlere.
Bütün renkler mevcuttu hayallerimde.
Pembeler, morlar, yeşiller , maviler…
Yeşilin en güzel yeşili gibiydi hem de, mavinin en güzel mavisi gibi.

Ama gözlerimi bir kere bile açtığımda bozuluyordu tüm sihirli dünyam.
Kurduğum tüm renklerim bir bir gidecek gibi geliyordu.

Bir kere gitmişti zaten.
Aslına bakarsanız annem öldüğünde terk etmişti tüm renkler benliğimi.
Morlar, maviler, yeşiller, sarılar birer birer giderek terk etmişti hayatımı.

Bana yine siyah kalmıştı.

Öyle güzel insanlar vardı ki hep berrak düşlerimde.
Doğan güneş ısıtıyordu o insanların kalbini birbirine.
İşe giderken birbirini selamlayan Rasih Amca ile Mehmet Amca vardı.
Evleri karşılıklı olan iki komşuydu onlar.
Ve eşleri birbirlerini her gördüğünde tebessüm ederlerdi pencereden
pencereye, kapıdan kapıya, gönülden gönüle.

Çocukları birlikte mahallenin tüm çocuklarını toplar, çeşitli oyunlar
oynayarak geleceğe anı taşırlardı.

Ve topları kaçardı Rüstem Dede’nin bahçesine.
Ses etmezdi Rüstem Dede.
Tüm hastalıklar mevcuttu onda ama yine de “başım ağrıyor yeter artık
çocuklar” bile demezdi.
Toplarını alıp bahçeden, bir de bir kutu çikolata ile gelirdi onların
yanına.
Az biraz saçlarını okşar çocukların,
Sonra kimsesizliğini yaşamaya devam ederdi evinde.

Bir de birbirini bekleyen gençler vardı tabi.
Sevdaları dilden dile, yürekten yüreğe ulaşmış kavuşmaları için herkesin
gün saydığı iki güzel yürekti onların hikâyesi.
Zor gelmiyordu genç kıza beklemek.
Hiç gocunmuyordu beklemekten.
Aylarca, günlerce, senelerce daha çok bekleyebilirdi ona kalsa.
Doğunca büyümeyi beklediği gibi,
Hayallerinin gerçekleşmesini beklediği gibi,
Ölümü bekler gibi bekliyordu hatta.
Ama en çok da sevmeyi ve sevilmeyi bekler gibi bekliyordu genç askerini.

Kötü hiçbir kelime barındırmayan bu mahallede doktor olmak isteyen, bir
hanım kız daha vardı tabi.

Ailesinin durumu yoktu onu kazandığı üniversiteye göndermeye.
Bu yüzden tüm mahallenin kızı olmuştu artık o.
Yürekten birleşen kalpler, yardım ellerini uzatmışlardı ona.
Hayalleri yarım kalmamıştı güzel insanlar sayesinde…

Ah ölüm…
Ölüm mutlak,
Ölüm muhakkak tabi ki.
Bu mahalleye de ölüm uğruyordu.
Ama bu acıyı da birlikte yeniyorlardı kalanlar ile.
Sabrediyorlardı her derde.
Mutluluk duyuyorlardı birbirlerinin güzel haberlerine.
Ortak oluyorlardı zor günlerde.

Öyle güzel bir mahalleydi ki…
Annem de vardı bu mahallede.
Marketten geliyordu birgün.
Çocuktum o zamanlar oyun oynamak en sevdiklerim arasındaydı.
Fakat; en sevdiğim değildi.
Yürüyordum anneme birer ikişer adım ata ata.
Yükünü azaltmak için,
Destek olmak için,
Güzel yüzünü bir kere daha tebessüm ettirebilmek için.

Ama yetişemedim..

Güzel yüzünü görmeden önce poşetlerin havada uçuştuğunu ve içindekilerin yere döküldüğünü fark ettim.
Tıpkı içimdeki tüm güzel duygular gibi birer ikişer dökülüyordu annemin bizim için son kez aldığı meyveler.

Caddede yerde öylece yatıyordu annem.
Mahalleye iki adımı kalmıştı oysaki.

Arabalar, caddeler, dikkatsizlik almıştı en çok da onu benden.

O günden sonra bir daha hiç yürümedim,
Koşarak gittim her yolun başlangıcına.

Sonra her gün simsiyah dünyaya açtım gözlerimi.
Tüm renklerimi kaybettim annem ile birlikte.

Alarm çalmaya başladı işte.
İçimdeki film geriye sarsa da,
uyanmak istemesem de,
artık anlamalı gidenlerin gelmeyeceğini diyerek kalkıyordum benim için üzülen yatağımdan.

Şimdi gözlerimi açma vakti.
Tüm renkler gitti bak yine.

Hani nerede masmavi gökyüzü?
Hani nerede yemyeşil ağaçlar?
Hani nerede eski mahallemin güzel insanları?

Anladım.
Ben yine siyah günlere gidiyorum.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

4 thoughts on “Siyah Günler”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.