Şairler Meclisi -Ayrılık-

Üç günlük İstanbul macerası sona ermiş, beni sılaya götürecek otobüse adımımı atmıştım. Üzerimde hüzün, elimde çeyrek asır sonra gördüğüm bir arkadaşın hediyesi Özdemir Asaf vardı.
Hüznüm İstanbul denen “yaşlı cadaloz”dan kaynaklanıyordu. Yine üç günde beni kendine âşık etmişti. Yeni edindiği tuhaf takılar ona yakışmasa da güzelliği ile büyülemiş, zorluklarıyla çileden çıkarmıştı. Gezilecek şehirdi İstanbul, evlenilecek değildi.
Otobüs tenhaydı. Özdemir Asaf’ı yan koltuğa oturttum: Sen bana bakma, ben senin baktığın yönde olurum, dedi.
Başımı koltuğa yasladım, üç günün yorgunluğuyla gözlerim yavaş yavaş kapandı. Kendimi yine şairler meclisinde buldum. Sedirdeki ilk boşluğa iliştim. Bu sefer başkan değişmişti. Sıra Özdemir Asaf’taydı. Bir iki öksürdü, sonra Lavinia’yı okumaya başladı:
     Sana gitme demeyeceğim.
     Üşüyorsun ceketimi al.
     Günün en güzel saatleri bunlar.
     Yanımda kal.

     Sana gitme demeyeceğim.
     Gene de sen bilirsin.
     Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
     İncinirsin.

     Sana gitme demeyeceğim,
     Ama gitme, Lavinia.
     Adını gizleyeceğim
     Sen de bilme, Lavinia.
Daha sonra “Yüreği aydınlık dostlar! Bugün ayrılıklardan söz edelim diyorum, ne dersiniz?” diye sordu. R’leri yumuşak telaffuz etmesi konuşmasına değişik bir tat katıyordu.
Ahmet Muhip Dıranas “Biz sevdadan yana konuşalım istiyorduk ama ayrılık da sevdaya dâhil.” dedi. “Değil mi üstat?” diye Attila İlhan’a baktı. Attila İlhan karşılık verdi:
     Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var.
     Öyle vahşi bir tat ki dayanılır gibi değil.
     Çünkü ayrılık da sevdâya dâhil.
     Çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili.
Ümit Yaşar: “Ayrılık sevdaya dâhilse, ayrılık da sevda gibi hoştur.” dedi. Feyzi Halıcı, söz aldı:
     Açar bütün kapıları bir el bazı
     Can evimi tutar bir hoş gazel bazı
     Alev alev yakınlaşmak için sana
     Senden uzaklaşmak bile güzel bazı.
Faruk Nafiz, kavuşma olabilmesi için ayrılık gerekiyor, haklısın Feyzi Bey, dedi.
Karacaoğlan, siz iyi yönünü görüyorsunuz, ayrılık büyük bir beladır, dedi:
     Nice sultanları tahttan indirdi,
     Nicesinin gül benzini soldurdu,
     Nicelerin gelmez yola gönderdi,
     Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm.
Orhan Veli, derin bir ah çektikten sonra Karacaoğlan’a karşılık verdi:
     Ölüm Allah’ın emri,
     Ayrılık olmasaydı.
Başkan ortaya sordu: Sevgililer neden ayrılır, ayrılığın temelinde ne vardır?
Orhan Seyfi, en büyük sebep ihanettir dedi ve sevgilisine seslendi:
     Sen beni aldat da bu aşk oyununda
     Git başka birinin uyu koynunda
     Hiç şüphen olmasın güzel boynunda
     Aşkın vebali var, bir günahkârsın.
Arif Nihat, çoğu zaman sevgili para için terk eder, dedi. Sevgilisine seslendi:
     İster söyleye söyleye,
     İster dinleye dinleye
     İster özleye özleye
          “Bahçe, konak, saray” de git.
           Baba yurdunu koy da git.
Enis Behiç, sevgili naziktir, bir söze bile incinip çekip gidebilir, değil mi Yusuf Bey, diye Yusuf Hayaloğlu’na seslendi. O ise başka bir âlemdeymiş gibi sevgilisine kızıyordu:
     Hangi gün karar verdin, küt diye çekip gitmeye?
     Hangi lafım dokundu sana, böyle inceden inceye?
     Hangi otobüs söyle, hangi uçak, hangi tren?
     Seni benden götüren, beni bir kuş gibi öttüren.

Cemal Süreya, senin sevgilin küsüp gitmiş, benimki beni hiç sevmedi ki, galiba ben çekip gideceğim, dedi ve devam etti:
     Biliyorum sana giden yollar kapalı
     Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni.
     …
     Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
     Bunun verdiği mutluluk da az değil ki
     …
     Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
     Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki
Attila İlhan söz aldı: Bazen hatayı kendinde bulursun, sevgilini koruyabilmek için “git” dersin. Nitekim Aysel’e o yüzden böyle seslenmiştim:
     Aysel git başımdan, ben sana göre değilim,
     Ölümüm birden olacak seziyorum,
     Hem kötüyüm, karanlığım biraz, çirkinim.
     Aysel git başımdan, seni seviyorum…
Ataol Behramoğlu, bazen de aşk biter, ayrılık zorunlu hale gelir, dedi:
     Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
     Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver
     Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim
     Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider.
Yavuz Bülent; Ataol’a, sen terk etmişsin, tuzun kuru, ben terkedildim, ama suç bende, dedi:
     Demedim mi bu hasret bitirir seni
     Ay dolanır gider, yalnız kalırsın
     Her gün yeni baştan dağılır, ufalırsın
     Demedim mi yüreğim sevme!

     Bir gün çıkıp gideceği belliydi
     Ayan beyan belliydi anlayamadın.
     Başka bir rüyada şimdi o kadın
     Demedim mi kollarım sarma!
Orhan Seyfi, ben de sevgilime değil kendime kızıyorum, ayrılırken dik duramadım, hüzünlendim, dedi.
     Hani, o bırakıp giderken seni
     Bu öksüz tavrını takmayacaktın?
     Alnına koyarken veda buseni,
     Yüzüne bu türlü bakmayacaktın?

Yusuf Ziya, dik dur eğilme, bu meclis seninle, diye Orhan Seyfi’ye takıldı.
Başkan, meclistekilere ayrılırken hediye almak gerekir mi, yoksa hemen unutmalı mıyız, diye sordu.
Aziz Nesin, Özdemir Asaf’a cevap niteliğinde sevgilisine seslendi:
     Seziyorum ki kaçacaksın.
     Yalvaramam, koşamam,
     Ama sesini bırak bende.

     Biliyorum ki kopacaksın.
     Tutamam saçlarından,
     Ama kokunu bırak bende.
Özdemir Asaf, yani hatırasız olmaz diyorsun Aziz’im dedi.
Cemal Süreya, bir hatıra kalmalı sevgiliden dedi:
     Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.
     Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
     Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin.
Arif Nihat, o zaman gözlerini bırakıp mı gitsin Cemal Bey, diye takıldı. Bir resmi yeter gözleri için, dedi Cemal Süreya.
Belki en güzel hediye gözyaşıdır, dedi Yusuf Hayaloğlu:
     Şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim
     Ki bu yaşlar
     Utangaç boynunun kolyesi olsun
     Bu da benden sana
     Ayrılırken hediyem olsun
Orhan Veli, ayrılıktan giden mi kalan mı daha çok etkilenir, diye ortaya sordu.
Ümit Yaşar, kalan tabii ki, son ayrılık beni çok etkiledi, dedi:
     Ben nice ayrılıklar gördüm ömrümce
     Kuşlar gördüm; kırılmış kolu, kanadı
     Ayrı düşmüş sevdiğinden kuşlar gördüm
     Hiç bir ayrılık bana bu kadar komadı
Cahit Sıtkı, ayrılık beni de mahvetti, dedi:
     O gün bugün sırtımı kendim sıvazlıyorum
     Sabahları sokağa çıkmadan evvel
     Cesaret şairim cesaret
     Kendi saçlarımı okşuyorum geceleri
     Sevgilimin saçları niyetine.

Yavuz Bülent, ayrılık kime kolay gelmiş ki dedi:
     Çıkıp gittiğinden beri sessiz sedasız,
     Başıboş kalan esir, zindanda yatan hürüm.
     Dönmesen çaresiz kalır ölürüm
     Sakın gelme!
Necip Fazıl, sana hak veriyorum Yavuz Bülent, gelecek olan vaktinde gelmeli, iş işten geçtikten sonra değil, dedi:
     Geçti istemem gelmeni,
     Yokluğunda buldum seni;
     Bırak vehmimde gölgeni
     Gelme, artık neye yarar?
Haklısın üstat, dedi Behçet Necatigil. Terk edilmek işini fazla abarttı arkadaşlar. Bu herkesin başına gelebilir ama çaresi var:
     Baktın ki olacak gibi değil,
     Unuttu diyelim nihayet;
     Yine de bulunur tesellisi:
     Dünyada başka kız yok mu,
     -Elini sallasan ellisi –
     Mesele bundan ibaret.
Tanpınar, ama bu dediğin yürekten sevenler için çok zor, dedi. Ben unutamadım, onu ölünceye kadar bekleyeceğim:
     Bugün nişanlansan, yarın evlensen
     Benden başka bin bir kişi sevsen
     Hepsiyle ayrı ayrı izdivaç görsen
     Bir gün dönersin diye bekleyeceğim
Yahya Kemal, öğrencisi Tanpınar’a karşılık verdi: Boşa beklersin Ahmet, çünkü:
     Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
     Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
     Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
     Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.
Yavuz Bülent, yine de insanda umut azalmıyor, acaba döner mi diye hayal ediyorsun:
     Bir gün baksam ki gelmişsin.
     Bir güvercin gibi yorgun uzaklardan yar.
     Gözlerinde bir bitmez, bir tükenmez güzellik
     Saçlarında ilkbahar…
Faruk Nafiz, sizin dönüş hangi mevsim olacak Abdürrahim Bey, diye Karakoç’a takıldı Abdürrahim Karakoç hem Faruk Nafiz’e hem sevgilisine cevap verdi:
     Sıcak bir yaz akşamında olabilir
     Sarı bir güz akşamında olabilir
     Kışın beyaz akşamında olabilir
     Ellerimde bir top mavi çiçekle
     – Gelirim, beni bekle….
Vedat Türkali, ben de beklemekten yanayım, şehir gibi, İstanbul gibi beklemeli, dedi ve devam etti:
     Salkım salkım tan yelleri estiğinde
     Mavi patiskaları yırtan gemilerinle
     Uzaktan seni düşünür, düşünürüm,
     İstanbul.

     Boşuna çekilmedi bunca acılar.
     Büyük ve sakin Süleymaniye’nle bekle.
     Parklarınla, köprülerinle, meydanlarınla,
     Bekle bizi İstanbul.
Özdemir Asaf, ben de İstanbul’la beraber bekliyorum sevgilimi, ama İstanbul’un yârsız tadı çıkmıyor, dedi:
     Bir de sen olacaktın yanımda adamım.
     Bakarken Çamlıca’dan mehtaba,
     Dinleyecektik en güzel aşk şarkılarını.
     Ve ben senin gözlerinde kaybolurken,
     Seni seviyorum diye haykıracaktım Marmara’ya.
Konu İstanbul’a gelince Nurullah Genç de hareketlendi ve sevgilisine seslendi:
     İstanbul bana hep seni hatırlatıyor.
     Çünkü onun gözleri de en az seninki kadar yeşil.
Telefon sesiyle uyandım: Gözleri İstanbul’u hatırlatan yeşil gözlüm nerede olduğumu soruyordu. Köprüyü geçiyorduk. Nazan Öncel hoparlörden “Gitme, kal bu şehirde” diye yalvarıyordu. Karşıda Çamlıca’nın ışıkları, sağ tarafımda Boğaz uzanıyordu. Mehtabın denizdeki aksi Boğaz’da hoş bir görüntü oluşturmuştu. Kız Kulesi’nin bayrağı sanki el sallar gibi, tekrar gel, der gibi dalgalanıyordu. Özdemir Asaf’ın mısralarını hatırladım yine. “Seviyorum seni İstanbul!” diye haykırdım Boğaz’a doğru. Biraz fazla bağırmış olacağım ki otobüstekiler tuhaf tuhaf baktılar.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

4 thoughts on “Şairler Meclisi -Ayrılık-”

  1. Beğendiğinize sevindim Esad Bey, Şairler Meclisi-Aşk- 15 yıl önce Eğitim Dergisinde yayımlanmıştı. İsterseniz paylaşabilirim.

  2. Sadece İstanbul’u değil, İstanbul ile yaşayan bütün şairleri ziyaret ettirdiniz bize. Kutlarım.

  3. İstanbul olmasa şiir de olmazdı gibi gelir bazen bana 🙂 keyifle okudum…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.