Rızası Var

Savaş baltalarını gömüp, elleri silahlı beyazlar karşısında donup kalan bir kızılderili gibi savunmasızım bu dünyaya karşı…

Karanlıkta yaşayanlar ışığı tasavvur edemez, eski masallardan ne kaldıysa o kadar bilirler. Korkunun burçlarında gölgelenenler sessizdir, konuşmayı beceremez ve konuşmanın zor olduğu zamanlarda (çoğu zamanlarda) yani bu zamanlarda sükutu bir yaşam formu olarak seçerler. Bir korunma mekanizması. Bir başka deyişle alçaklık.
Ne de olsa bana dokunmayan yılan etrafta cirit atabilir değil mi? Değil.

Yetersiz adalet, dipsiz adavet, sonu gelmeyen zulmet sonrasında bebek tecavüzleriyle başlıyor günlerimiz. Ve soğuk sularda minik ciğerleri su dolan bebek ölümleriyle son buluyor. Uyandığımız her sabah hâlâ uyanabilmemizin garipliğini yaşıyorum. Bu arsız kıyamette ölmeliyiz ve soyumuz pahasına bu karanlık gezegene çocuk getirilmemeli diyesim geliyor. Zaten her çocuğun doğarken ağlamasından belli değil mi? Öyle.

Ellerimde cümlelerden pranga, dudaklarımda ısırmanın yaraları, kalbimde toplumun ket vurması var. Sözde modern çağın sözde demokrasi ve özgürlüğünde verilen bütün sözler yalan. Yalan bütün gelişmişlik vadeden cümleler. Cinayetin istismar olduğu karanlık bir asırdayız. Cahiliye devrinde dahi diri diri gömülse de kızlar, bebeklere tecavüz edilmezdi bu devirde olduğu gibi. Eski zamanın çirkinlikleri dahi şimdiye göre güzel demeye varıyorsa dilimiz, utancımızdan ölmeliyiz.
-Eski zamanın çirkinlikleri dahi şimdiye göre güzel.-
Sosyokültürel olarak istismar saçılıyor sokaklarda. Giyilen güzel bir takım sonrası ve aşırı tahrik olması hasebiyle sebebiyle masum. Üstüne sanığın iyi halini eklenince kendisinden özür dahi dilenmeli. Rızasını saymıyorum bile…

Bir yanım karada can çekişen bir balık, diğer yanım boğuluyor kirli sularda. Denizin ortasına bırakılmış gibiyim. Batıyorum ve artık gözükmüyor güneş.
İndiğim yerde yalnız değilim. Çaresiz batışlar görüyorum. Çırpınan minik parmaklar, su dolan minik ciğerler, kaskatı küçük bedenler…
Çıldırması gereken vicdanların haysiyetsiz sukutlarını görüyorum. Nefretimi lanet lanet cümlelere gizliyorum.

Sanıyorum ki tecavüzle kirlenen çocuklar ölümlerle yıkanıyor. Bu dünyayı bir lağıma gömüyorum…

Şaşkınım. İSTİSMAR edilen bebekler, kurşunlanan çocuklar, kirlenmiş sularda bulunan masum bedenler, kimsesiz kalan yavrular… Ateş girdabında soluksuz kaldım. Ne derdimi anlatabiliyorum, ne dinleyecek biri var. Kimse kimseyi umursamıyor, sanırım herkesin rızası var hakim bey…

Tüm haysiyetsiz sükutlara son cümlem.

“Bastırılmış çığlıklardan kulaklarınız patlar umarım…”

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.