On Beşli Kasidesi

. . _ _ / . . _ _ / . . _ _ / . . _

Anne, artık dönemem, oğlunu hoş gör bu sefer,
Bilirim, ufka bakıp ağlayacaksın yer yer…
Kıyamam gözbebeğinden dökülen nurlu yaşa,
Dal yitik düşlere, evlâdını özlersen eğer!
Kırlaşan saçlarının her teli nergis çiçeği;
Koklarım ismini, efkârıma battıkça keder.
Üşüyor her yerim annem, yarı çıplak gibiyim,
Nerde rûhundaki iz, nerde hayâlinden eser?
Öyle muhtaç ki yüzüm ellerinin şefkatine,
Gir beyaz örtüne, hicrânıma seccâdeni ser!
Anne, artık unut, artık beni ardında bırak!
İyiyim, aç değilim, boynu bükük kalma yeter!
Büyüdüm ben de biraz, on beşe bastım bu sene,
Burda olgun sayılır, süngülü her körpe nefer.
Tüfeğim gerçi uzun, miğferim oldukça ağır,
Uymuyor gövdeme heyhât, ne palaskam ne kemer…
Bazı gün ağlıyorum, korkuyorum sanma ama!
Çünkü resmin dürüyor aklımı, katmer katmer…
Gözlerinden batıyor kalbime hasret bıçağı,
İki yalçın kuru mızrak, iki keskin hançer…
Uyumak, burda şarapnelleri içmek gibidir!
Kurutur ağzını, fosforlu çelikten kevser!
Sonra sessizce sızarsın, tükenir rûhun içi,
Ne kalır dizdeki derman, ne ışır gözdeki fer.
Anne, gayret ne güzel şey, hele bir ülke için,
Bu ne müthiş bir emeldir, bu ne revnaklı sefer!
Bir Ömer vardı ya, Meryem halamın hısmı hani,
Dün şehit düştü garip; mektubu koynunda heder…
Yüzü ak, göğsü ivazsız, başı dik gitti inan!
Öyle bakmak da hüner, öylece ölmek de hüner…

Anne, artık dönemem, bekleme camlarda beni!
Ne umut gözle ufuktan ne de bir mutlu haber.
Her sabah, gamlı bulutlar doluyor tan yerine,
Her düşen Mehmed’e bir gözyaşı dökmekte seher!
Yalnız Allâh’a yakın, sâdece Allâh’a açık,
Bir küçük penceredir sığdığımız köhne siper.
Bu cehennem ki inan; her taşı zulmetle acı,
Bu yiğitler ki inan; her biri bir asra değer!
Böyle îman mı olur, böyle inanmak mı olur?
Tabyalar hiç gördü mü böyle amansız asker?
Hak, bu kutsal vatanın harcını kandan karmış!
Kana değmiş bu denizler, kana batmış bu kamer!
Yer ölüm, gök ölüm, enkaz dolu donmuş toprak!
Sanki dünyâ çürümüş, sanki kurulmuş mahşer!
Her taraf kül ve barut, her taraf insan ve ceset,
Can bedenden daha az, namlunun ağzında kader.
Medeniyyet denilen işte bu sırtlan yalanı,
Şu gelen şerli gürûh, dünkü gidenden de beter…
Yaslanır mevzilerin sırtı ateş çığlarına,
Yayılır yollara, vâdîlere mavzer mavzer…
Bombalar titretiyor arzı derinden derine,
Daralan kıskaca benzer bu alevden çember.
Dilde tekbirle duâ, gözde cesâret ve azim,
Bir avuç cemre için, kaç yüce can yuttu bu yer?
Anne, görsen kıyamazsın, nice güller soluyor,
Doğranır burda cihan, parçalanır burda beşer…
Koçyiğitler gömülür bayrağın ay yıldızına,
Ruh kefen, cephe tabut, kanlı şafaklar makber.
Kelebekler koşuyor bir ışığın ardı sıra,
Nerdedir son durağım, nerdesin ey nurlu fener?
Gün bu gün anneciğim, sonrası umrumda değil,
Ya güneş olmalı ufkum, ya da bir şanlı zafer!
Helâl et hakkını artık, bana bir yâsin oku!
Fazla yaş dökme aman, azıcık ağlayıver!
Anne yalnız değilim, burda yerim hayli rahat,
Bana âğûşunu açmış, gülüyor peygamber…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

1 thought on “On Beşli Kasidesi”

  1. Ne kadar başarılı ,ne kadar anlamlı..
    Emeğinize sağlık 🌸

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.