Kırık Mızıkalar

Karşıdaki tepenin ağustos geceleri bütünüyle ezberimde.
Bir tarassut kulesinde nöbetleşe tutulan yalnızlıklar,
Pervazın haşereleri
Kaşan çölünde bir kervan,
Gök kızarmış bir nar rengini aldığında
Tek devesiyle kapılıyor tufana.

Karşıdaki tepede geçen ağustos günlerim silik bir mısra gibi ezberimde.
Elektrik telleri kadar gergin babam son günlerde.
Siniri bana mı yağmura mı
Belli değil kime kaldırdığı kafasını.
Yüzünde uzaktan seçilmeyen bir iki çizikle,
Yakıyor sigarasını.
Ateş kime çarparsa üşütür bağrını.

Dilinde unutulmayan yanık bir türküyle,
Geçiyor kız
Sonbahar ormanını.
Şimdiyse kimsesizlerin volta attığı bir sokakta,
Yanlış bir rüzgara dolanmış saçlarıyla,
Kirpiklerindeki o muaccel yağmurları siliyor.
Biliyor kendinin de bir yeri olmadığını,
Bir akşamın alacakaranlığında,
Bu dünyada.

Karşıdaki tepenin orada geçen ağustos gecelerim,
Onlar taze bir çay gibi aklımda.
Üzerinde kırık bir ay ışığıyla,
Bahamalı bir martı, yüreğini söküp çıkartıyor içinden.
Onun bir ağustos gecesini çağıran gözleri
Kapanırken yavaş yavaş sonsuzluğa,
Düşüyor tüylü hafif gövdesi kollarıma.
Bana kala kala simsiyah bir ah kalıyor Rabbim!
Bu ne kırık bir yaşamak,
Bu yaşamaklar ne toz pembe.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.