Esrarengiz Olaylar – Philadelphia Deneyi (Rainbow Project)

Tarihin en belirsiz ve en aydınlığa kavuşmamış olaylarından birisi de kuşkusuz ki Philadelphia Deneyi, yani orijinal adıyla Rainbow Project’tir.

Deney ile ilgili ilk medyatik ciddi araştırmalar, 1980’de deneyi anlatan bir filme izin verildikten sonra başlamıştır. Daha önceleri, kamuoyuna göre olay sadece saçma bir söylentiden ibaret kalmıştır. Charles Berlitz ve William Moore’un ortak yazdıkları kitap, bir fantezi olarak kabul görülmüştür. Ne var ki deney ile ilgili kuşkular günümüzde bile hâlâ sürmektedir. Nedeni anlamsız bir söylenti dahi olsa, aşağıda okuyacağınız olaylar dizisi şaşırtıcı, düşündürücü veya yalnızca bir fanteziden ibaret hurafeler midir, kararı siz değerli okuyucularımıza bırakıyoruz…

Yıllardır yazılıp çizilen rivayetlere göre Büyük Buhran’ın sonlarına doğru II. Dünya Savaşı’nı öngören Amerikan hükümeti, gemilerinin radarlara yakalanmamasını istiyordu ve 1930’lu yıllarda bu konuda bilim adamlarından özel bir projeyi hayata geçirmelerini istediler. Başkanlığını Nikola Tesla’nın yaptığı bir grup bilim adamı, bu amaç uğruna çalışmaya başladılar. Yaklaşık 10 yıllık bir çalışmanın sonunda proje, deneme aşamasına geldi ve deneyde Amerikan donanmasında görevli küçük bir destroyer olan USS Eldridge adlı geminin kullanılmasına karar verildi. Gemi; jeneratörler, vericiler, güç yükselticiler, modülasyon devreleri ve elektromanyetik alan oluşturmaya yarayacak araç ve gereci içeren tonlarca ekipmanla donandı. 22 Temmuz 1943’te, saatler 09.00’ı gösterdiğinde, elektromanyetik alan jeneratörleri aktifleştirildi ve Eldridge’in etrafını yeşil bir duman kaplamaya başladı. Kısa bir süre sonra artık gemiyi dumanların ardından görmek tamamen imkânsız olacaktı. Gemi kuvvetli bir elektromanyetik alanla çevrelenmişti ve bu alıcılar tarafından kolaylıkla gözlemlenebiliyordu. Havadaki duman çekildiğinde ise deneyin istenenden daha başarılı olduğu anlaşıldı. Eldridge’in radarlara görünmemesi isteniyordu fakat gemi tamamıyla ortadan kaybolmuştu.

Ancak olayın asıl muhatabı olan Amerikan hükümeti ve deniz kuvvetleri böyle bir deneyin ya da projenin varlığını asla kabul etmedi. Bunların asılsız, hayal ürünü iddialar olduğunu savunulmuştur. Ancak diğer taraftan görgü tanıklarının ifadeleri aksini iddia etmektedir. Ayrıca olayla ilgili deliller ve karanlık birkaç tanığın ifadesi de içerisinde çokça şaibe barındırmaktadır.

Şimdi başa dönelim ve hikâyenin detaylarına bakalım. 1933 yılında Roosevelt ABD’nin başkanı olmuş ve hemen ardından eski dostu ve dünyanın sayılı bilim adamlarından Nikola Tesla’yı Washington’a davet ederek ondan devlet adına bazı projeleri yürütüp yürütemeyeceğini sormuştur.

Tesla’dan olumlu cevap alınmıştır. Başkan ona, Gökkuşağı Projesi şeklinde bilinen projeden söz etmiş ve Tesla bu proje üzerinde çalışmaya başlamıştır. 1936’ya gelindiğinde Tesla, önemli gelişmeler kaydetmiş hatta insansız bir gemiyi gözden kaybedip sonra da geri getirmeyi başarmıştır.

Ancak yetkililer deneyin insanlı olarak yapılmasında ısrar etmişler, fakat Tesla bu deneyin insanlara zarar vermemesinin mümkün olmadığını savunmuştur. Bu konuda fikir ayrılığına düşülünce Tesla projeden ayrılmıştır. Bu noktadan sonra projeyi Dr. John Von Neumann devralmıştır.

Amerikan hükumeti için çalışan bilim adamları arasında Nazi Almanya’sından kaçıp ABD’ye sığınan Albert Einstein da vardı. Einstein’ın “Birleşik Alan Teorisi”nin Philadelphia deneyini başarıya götüren en büyük etken olduğu varsayılmaktadır. Einstein bu teorisini 1925-27 tarihleri arasında Prusya’da yayımlanan bir bilim dergisine göndermiş ancak tamamlayamadığını düşünerek geri çekmiştir. Einstein’ın bu teorisini ileriki yıllarda tamamladığı, ancak bunun savaş sırası ve sonrası hükümetlerce gizlenmiş olduğu varsayılmaktadır. Fakat günümüze uzanan birçok kaynakta ise ne Tesla’nın ne de Einstein’in bu projeyle herhangi bir bağının olmadığı da söylenegelmiştir.

Tekrar olayın gerçekleşme teorilerine bakmaya devam edelim. USS Eldrige, Philadelphia Deniz üssü açıklarındaki deney mahalline gelmişti. İçerisi elektromanyetik alan oluşturucu donanımla donatılmıştı. Tesla’nın ısrarla belirttiğinin aksine, deney sırasında gemide mürettebat da bulunduruluyordu. Bu deneye ticari bir gemi olan Andrew Furuseth’in mürettebatı da tanıklık etmiştir.

22 Temmuz 1943’te şalterler kaldırılmış ve dumandan dolayı gemi gözden kaybolmuştur.

15 dakika sonra şalterlerin indirilmesi emredildi. Yeşil duman yeniden belirdi ve duman çekilirken Eldridge yavaş yavaş yeniden materyalize oldu. Ancak bir şeylerin ters gittiği hemen anlaşılmıştı. Gemiye iletilen telsiz mesajlarına yanıt gelmiyordu.

Gemiye çıkıldığında ise mürettebatın hiç de iyi durumda olmadığı görüldü. Bir bölüm, mürettebat yaşadıkları korku dolu dakikalarda gemiden aşağı atlamıştı. Gemiden o anda atlayanların hiç birinin cesedi bulunamamıştır. Sağ kalanların çoğu akıllarını kaçırmıştır. 5 asker geminin metal gövdesi ile kaynaşmıştır! İkisinin elleri, çelik gövdenin içine geçmiştir. Ellerini keserek denizcilerin kurtarıldığı ve yerine protez eller taktırıldığı rivayetler arasındadır. Normal durumda olan mürettebatın ise ileriki zamanlarda olağanüstü şeylerle karşılaştıkları rapor edilmiştir. Bulundukları yerde birden yok olup başka bir yerde görünebiliyorlardı. Duvarların içinden geçebiliyorlardı. Birçoğu bu duvarların arasına sıkışarak can verdi. Birden bire taş kesilip, bir başkası onlara dokunana kadar öyle kalanlar vardı. Bunun yanında doğaüstü güçlere sahip olanlarda vardı. Sağ kalan adamlar asla tam anlamıyla düzelemediler. Akıl sağlıklarını kaybettikleri gerekçesiyle de ordudan uzaklaştırıldılar. Donanma bu personeli topyekûn emekliye sevk ederek gemiye yeni personel atadı. Bilim adamlarına da sadece radar görünmezliği istediklerini, optik görünmezliğe gerek olmadığını bildirdi.

Elbette ki bu hallerin varlığını kabul etme ihtimalimiz bile, bu deneyin gerçekleşmiş olduğuna kanıt olamayacak kadar cılız bir argümandır. Bu, bütün rivayetlerin birinci safhasıydı tabi ki. Aradan geçen zaman sonrasında bu deneyin tekrar yapılmasına karar verildi. 28 Ekim 1943’te yine Eldridge üzerinde ikinci deney gerçekleştirildi. Saatler 17:15’i gösteriyordu ve elektromanyetik jeneratörler yeniden çalıştırıldı. Gemi bir kez daha hemen hemen tamamen görünmez oldu. Sadece gövdesinin ana hatları seçilebiliyordu. Bir kaç saniye süresince işler yolunda gider gibiydi ki ansızın gözleri kör edebilecek kadar güçlü mavi bir ışık patlaması meydana geldi ve gemi gözlerden tümüyle kayboldu. Eldridge, inanılması güç bir şekilde bir kaç saniye sonra, 600 kilometre ötede, Norfolk açıklarında yeniden maddeleşti. Norfolk’ta bir kaç dakika boyunca görülür durumda kaldıktan sonra tekrar görünmez oldu ve saniyeler içinde Philadelphia Deniz Üssü açıklarında yeniden belirdi. Elektronik kamuflajı gerçekleştirmeye çalışan bilim adamları koca bir gemiyi, mürettebatı ile birlikte ışınlamış ve sonra da geri getirmişlerdi. İki defa yapılıp başarısız olduğu varsayılan bu deney için kesin ve net olan bir bilgi vardır ki o da, ABD hükümeti Philadelphia deneyinin yapıldığını ya da projenin yürütüldüğünü hiçbir zaman kabul etmemesidir. Donanma, Eldridge’in sözü edilen tarihlerde Philadelphia’da bile olmadığını iddia etmiştir. Deneyin yapıldığı günlere yakın bir tarihte Bermuda Şeytan Üçgeninde, eğitim amaçlı olarak bulunduğu açıklanmıştır. Philadelphia deneyi, reddedilen iddialarla beraber tarihin en büyük sırlarından biri olarak kalmıştır.

TEORİLER
İlk olarak, böyle bir olayın yaşanıp yaşanmadığını belirlemek gerekir. Bunu en sona bırakacağız. Yaşandığını varsayarsak, gemi nereye gitmiştir sorusunu araştırmalıyız…

IŞINLANMA
USS Elridge gemisi, görünmez yapılmaya çalışılırken, ışınlanmıştır. Bu ön kabul mümkün görünmekte. Bir cismin, moleküler transportasyonu, yani başka bir yere taşınması, hem bilimsel olarak hem de dini olarak pekâlâ kabul görebilir. Ancak ister istemez akla başka sorular geliyor. Neden gemi 640 kilometre ötede başka bir limana gitti. Neden üç yüz kilometre öteye ya da 2000 kilometre öteye değil. Bu ışınlanmanın rotasını belirleyen değişken ne? USS Elridge, kutuplara, Everest Tepesine ya da uzaya gidebilirdi. Görünmezlik için uğraşan bir ekip, gemiye özel bir ışınlanma rotası çizmedi ya? Peki neden?

BAŞKA BOYUT
Boyutlar hakkında ne yazık ki çok az şey biliyoruz. Paralel evrenler teorisi de açıkçası hiç bir delili olmayan bir zihin jimnastiğinden öte bir şey değil. Bu teoriye göre gemi, başka bir boyuta geçti. Ve tekrar bizim boyutumuza atladı. Bu atlayış, geminin ilk kaybolduğu yerden çok daha uzağa taşınmasına yol açtı. Şimdi bu fikir, üzerine filmler ve kitaplar yazılmış bir ön kabul. Oluşturulan manyetik alan, uzay zamanı bükmüş ve USS Elridge, boyutlar arası yolculuğuna bu şekilde başlamıştır. Her ne kadar mantıksız gibi görünmese de ortada çok büyük bir problem var; manyetik alanlar, uzay zamanı bükmez ki!!! Doğal olarak, bu teori de bir hayli boşlukları olan bir fikir üretimi gibi durmakta…

KARADELİK
Elbette, manyetik alanın uzay zamanı bükmeyeceği bilimsel olarak inatçı bir kesinlikte olunca, komplo teorisyenleri hemen başka bir formül bulmuşlardı. Mini bir karadelik… Gemideki olağandışı tepkimeler mini bir karadeliğin oluşmasına yol açmış ve bu karadelik tarafından yutulan USS Elridge, bahsi geçen olayları yaşamıştı. Açıkçası bu teori, fizikten az buçuk anlayan herkesin dudak bükmesine yol açacak cinstendi. Karadeliklerin doğasını bilenlerin ya da araştıranların da bu teoriye gülüp geçeceğine eminiz. Yani tüm bu veriler, deneydeki geminin başına gelenleri tam olarak açıklayamamakta. Ve USS Elridge’in başına geldiği iddia edilen olay, gizemini büyük bir şaşaa ile bu gün dahi korumakta.

DENEY GERÇEK Mİ?
Aslını isterseniz buraya kadar anlatılanlar Philadelphia Deneyinin fantastik bir hikâyeden öteye geçemeyeceğini gösteriyor. Ancak tam da bu noktada, deney ile ilgili en büyük gizem, yeniden odak noktamıza dokunuyor. Dr. Morris Jessup ismi, işte tam da burada karşımıza çıkıyor. Kimilerine göre DR. Jessup, Philadelphia deneyinin bizzat başındaki kişi. Astro-fizikçi olan bu şahıs, deneyin tanığı olan bir denizciden mektuplar aldığını ileri sürerek ortaya çıkıyor. Açıkçası kamuoyu da deneyden ilk defa bu şekilde haberdar oluyor. Hatta bu çıkışı sebebine sorgulandığı da ifade edilmekte. Kısa bir süre sonra ise Dr.Jessup, arabasının içinde, eksoz gazıyla intihar edince, olay daha da içinden çıkılmaz bir hâl alıyor. Geriye iki seçenek kalıyor, ya zor günler geçiren Dr.Jessup ölümüyle ismini ölümsüzleştirip, Philadelphia deneyinin baş aktörü olmak istedi, ya da Devlet tarafından ortadan kaldırılarak, faili meçhul bir cinayete kurban gitti.

İşte bu son hadise dahi, olaylar zincirinin ne kadar karmaşık ve ne kadar fantastik olduğunu bizlere gösteriyor. Bazı gizemlerin ise asla çözülemeyeceğini hatırlatarak yazımızı tamamlıyoruz. Bir dahaki sayımızda, başka bir esrarengiz olayda, görüşmek üzere…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.