Aşk-ı Suzan/Mensure

“Işk bir şem’i ilâhidür benim pervânesi
Şevk bir zincîrdür gönlüm anun divânesi” (Hayâli Bey)

Ben seni sevdim gülüm!
Nazını sevdim, sızını sevdim…
Baharı kıskandıran gözlerini sevdim senin.
Her mevsim cemre düşen yüzünü sevdim.
Mihr ü mâh yüzüne zülfün dökülmesini, hilâlin kaşlarında bükülmesini sevdim. Kirpiklerin bir tozkoparan elinde üzerime bir ok gibi çekilmesini sevdim!

“Bu ne yüzdür bu ne gözdür bu ne zülf-ü bu ne belâ
Biri lâle, biri nergis, biri sünbül, biri tûbâ”   (Ahmedî)

Senin firkatini sevdim sabrını sevdim. Musa’ya tahammülünü…
Hızır gibi.
Yûsuf’un iffetini, Züleyhâ hamiyetini sevdim. Zulme rağmen mazlumluğunu, âsi duygularına Âsiye olmanı…
Cehâletimi yıkamak için barana hamal bir sehâb olmanı sevdim.  Masmavi göğün kanatlarında taşınan…
Adımlarımı nârın ihtirasına nâfile çekerken. Perçemlerimden tutuşunu.
Günâhımı, âhınla sırtlanışını sevdim.
Dilimdeki isyanı, gönlünde iskân edişini… Sabrımı sükûnetin boynuna hamaylı gibi geçirmeni…
Gözümün kıblegâhını, gönül dergâhına çevirmeni. Sûretin mânâya gömülüşünü…
Gönlündeki ehramların esrârını sevdim. Gözlerinden süzülen Nil’in hayretini…
Muamma kelimelerin muhaceret yurduna hicretini sevdim.
Gönül zübdesinde taşıdığın râyiha kokulu cennete müştâk oluşunu sevdim.

“Işkumı yazmağ istesem noktası bir kitâb olur
Şevkûmi söylesem eğer zerresi âfitâb olur”     (Nev’i)

İkra nidasını!
Hayatın gölgesinde feveran eden bir pervâne. Kanatları yanık zebun güneşe…

Meşakkatini okumaya âmâde. Sûretinden akseden sîretin. Muhabbetine meftun kelimelerin iştiyakı ile. Kelâmını ziynetlendirir iksir-i sühan. Hüznü temaşa eder ehl-i cefâ. Nâbi’nin “Hayrabad”ına değin nâme-i hicran sızar kelamın mukaddesatından. Şeyh Gâlib’in “Hüsn-ü Aşk”ı ab-ı feyyaz olur sevdâya teşne yüreklere. Sevgi şafağından muhabbet âteşini devşirir uşşâk. Kenz-i hâfiye müptelâ olur kalem. Açılır ebvâb-ı hikmet. Temâşa eder şuârâ. Hâne-i vîran içinden. Erbâb-ı aşk galeyana gelir.

Kalemim!
Âh kalemim!

Âh-ı enin ile sızlayan kalemim.
Senin de mi bağrına aşk odu düştü?

“Nâr-ı şevkinle cehennem odu yandırmaz beni
Teşneyim ki yedi deryâ suyu kandırmaz beni” (Ahmed Rıdvan)

Siyah bir ağıtla dökülüyor cümleler kâğıdın sızlayan damarlarına. Beyaz sahifeler ağlıyor. Cemâlinden ilhamlar devşiriyorum. Aşkın mekrine aklımı yoldaş kılıyorum.

Eriyorum!..
Sanki billur tuz gibi…

Ve bir nokta ile süslüyorum efsun barındıran kelamımı. Nakkaşların en nazik ellerinden deriyorum sülüslü yazıları. Nakış nakış işliyorum likâ-ı bî emsâlini. Fâş ediyorum duygularımı esir cümlelerimle.  İrşâd ediyorum muradımı, irademle. Tecrid ediyorum rûhumu bedenimden habersiz. Mücerred bir heyulada ürpererek yürüyorum. Âfitâbın ziyâsı düşüyor mehtaba. Çölde sürgün dolunay… Aklım avâre. Bir serap görüyorum. Muhabbet deryasına düşen gölge… Beni sarmalıyor gözlerimde. Muzdarib karşılıyor. Alnıma damgasını basıyor bir mühr-ü ebed.

İntizâr!
Sonu gelmeyen bir vuslatı bekliyor ağlamaklı.
Belâ yağıyor bir kum fırtınası gibi sevdâ rüzgârından.
Yakıyor yüreğimi Temmuz sıcağı. Bir eylül melâli gibi düşüyor yüreğime şeb-i yeldâ.
Gecelerimden kir damlıyor siyâhî. Âteşin duygular kavruluyor kendi nârında. Yokluğun varlığı sarıyor titrek bedenimi. Belâya amâde bekliyor ben-i muhabbet.

Susuyorum!
Peymânelerde sunun bir bâde gibi ölümün sarhoşluğunu. Azrail’im sâkî…
Seviyorum ellerinden zehri tatmayı.

Âh ceylan!
Avcı yaralı!
Hakanlar mı taşıdı yüreğini. Sadağından ölüm mü taşıdın ey sevgili?
Ey aşkın göklerinden, başıma düşen nergis!
Gam ile sevdim seni. Burçlarından sağdığın yıldızını…
Elemleri ellerimle tutuşturuşunu sevdim.
Aklım cinnet tezgâhında dokunur. Adım divâneler meclisinde okunur.
Ayaklarımda iştiyakın ipi… Ellerimi saçların, sözlerimi sükûtun bağlar.

“Âşık olana ışk odından nişân gerek
Bağrı kebâb gözlerinin yaşı kan gerek”   (Ahmedi)

Merhamet!
Bir sevdâya kurban olsam…
Pür-hûn olup akmaz mısın?

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

1 thought on “Aşk-ı Suzan/Mensure”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.