Sevdâ ve İnsan

Eskilere göre insan, ahlat-ı erbaa denilen dört unsurdan oluşurmuş. Kan, safra, balgam ve sevdâ. Bunların oranlarının vücutta farklı olması insanların mizaçlarını belirlermiş. Bir bünyeye hangisi hakimse, bünye onunla anılırmış. Balgamî mizaç, Demevî mizaç, Safravî mizaç ve Sevdâvî mizaç.  Bu oranlar değişebilirmiş ve vücutta hangisinin oranı artarsa, ortaya hastalıklar çıkarmış.

Eski şairlerin hepsinin mizacı sevdâvî mizaçmış. Vücutlarındaki sevdâ maddesi artar ve hepsi sevdâ hastası olurlarmış. Fakat bunlara hiç bir ilaç, doktor tesir etmezmiş. Bu aşıkların tek ilaçları mâşuklarıymış…

Fuzûlî;

“Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib

Kılma derman kim helâkim zehri dermânındadır” derken başka bir şeyi kastetmez.

Erzurumlu Emrah;

“El çek tabib el çek yaram üstünden

Sen benim derdime deva bilmezsin…

Sen nasıl tabibsin yoktur ilacın

Yaram yürektedir sarabilmezsin” derken yine doktor istemez yaralarına. Tek istedikleri mâşuklarıdır..

Ve vuslat anına kadar bu yaralarından şikayet etmezlermiş. Çünkü o yara maşuktan bir izmiş onlara. O yüzden kimseye dokundurmazlarmış… Yaralarına da yaralayana da aşıklarmış. Sevgili bazen öyle eza, cefa çektirirmiş ki aşığa, aşığın yüreği yanar ve bir âh edermiş. Göklere ulaşırmış âhın dumanı… Ama aşık yine kıyamazmış sevdiğine, yine dua edermiş iyiliğine…

Kolay değildir hakiki âşık olmak. Âşık olup mâşuğunun ezasına, cefasına katlanmak. Mecnun’sanız, Leylâ’nızın çöllerini göze alırsınız. Ferhat’sanız, Şirin’inizin dağlarını delersiniz. Kerem’seniz, Aslı’nızın âh ateşinde yanarsınız. Tahir’seniz, Zühre’nize ancak bir mezarın üzerinde açmış güllerde sarılmayı göze alırsınız…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.