HOUSE MD

(Dikkat! Ağır spoiler içerir.)

Uçarı… Çılgın… Deli… Ve dâhi… Doktor Gregory House’u tanımlamak için yetersiz kelimeler bunlar ama başlangıç için fena sayılmaz.

Her şey, 2004 yılında, dâhice bir fikrin peşinden giden iki yapımcının, bir gurup senaristi bir araya toplamasıyla başladı. Ana fikir şuydu; Sherlock Holmes’ün doktor versiyonunu nasıl yapacağız?

Senaryo derinleştikçe, ortaya canlandırılması zor ancak başarılırsa olay olacak bir karakter çıkmıştı. Dizinin yönetmenliği, X-Men filmlerini de yöneten Brayn Singer’a verilmişti. Peki ama başrolü kim oynayacaktı?  Sadece tek bir kişi yapımcıları etkilemeyi başarmıştı; mükemmel Amerikan aksanı taklidi yapan, İngiliz oyuncu Hugh Lorie… Laf aramızda, ünlü aktörümüz o kadar iyi bir performans sergilemişti ki televizyon dizi tarihine geçmişti. Şunu da söylemeden geçemeyeceğim, Hugh Lorie de bir çok yeteneğe sahip bir adamdır. İyi bir oyuncu olmasının yanı sıra, iyi bir yazar ( romanları vardır ) iyi bir komedyen ve usta bir müzisyen ( albümleri de var ) daha ne olsun! Ünlü aktörün bu performansı ona, 2007 ve 2008 yıllarında 2 kez Altın küre ödülünü kazandırmıştır. ( Bizce, az bile. )

Dizi başladığında, dünyayı adeta kasıp kavurmuştu. Yayınlandığı süre boyunca en çok izlenen program, açık ara House MD. olarak kalacaktı. Peki ama insanları böylesine ekrana kilitleyen bu yapımın büyüsünün sırrı neydi?

Bunu keşfetmek için, Gregory House’un çılgın dünyasına adım atmamız gerekmekte. Lütfen önden buyurun…

Burası, Princeton-Plainsboro Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Serserilikle dâhilik arasındaki çizgiyi hiçe sayan House’un gösteri merkezi. Teşhis ve tanı bölümünün başında tabi ki dedektif doktorumuz bulunmakta. Emrinde de bir ekibi ya da başka bir deyişle, birbirine kırdırıp kafa bulacağı adamları olan House, çözülmesi zor bulmacaların peşinden koşmakta. Aslında her bölüm, birbirine benzer temalarda sürüp gidiyor dizide. Bir hasta gelir, çözülmesi güç bir rahatsızlığa sahiptir. Testler, teşhisler, tedaviler derken, bir türlü hasta iyileştirilemez. Çünkü sihirli bir dokunuşa ihtiyaç vardır. Tam burada House devreye girer. Kırmızı bir topla oynayarak derin düşüncelere dalar. En sonunda jeton düşer, bulmacadaki eksik parça tamamlanır ve hasta sağlığına kavuşur. Gerçi dizi boyunca 21 hasta kurtarılamamıştır ama yine House’un ifade ettiği gibi “İnsanlar ölür ve herkesi kurtaramazsınız. ” Hazır House’un aforizmalarından bahsetmişken, dizinin sloganı hâline gelen ünlü sözünü de aktarmadan geçmeyelim. ” Everybody lies-Herkes yalan söyler. ” Klasik bir septiğin hayatının özeti gibi değil mi?

Sherlock Holmes’ün Doktor Watson’ı varsa, bizim dâhimizin de Doktor Wilson’ı var. Munis, iyi aile çocuğu, sabır abidesi, salon beyefendisi bir onkolog. Sabır abidesi dediğimize bakıp da abarttığımızı zannetmeyin. Çünkü bu dünya üzerinde Gregory House’a katlanabilecek ondan başka hiç kimse bulunmamakta. Bu ikisinin dostluğu, temelde House’a katlanma gibi görünse de aslında, küçük kedi yavrusu gözlü doktorumuz da hayli iyi bir dost olduğunu, dizinin sonuna kadar başarıyla ispatlamakta. Aslında büyümemiş iki koca çocuk olan bu ikilinin hikâyesi, gerçek dostluk adına mükemmel çıkarımlar yapmanızı sağlayacaktır.

Bir de hastanenin başhekimi olan Bayan Cuddy de dizinin – son sezonu hariç – vazgeçilmezlerinden. House’a haddini bildirebilen, nefret ettiği klinik görevlerini acımadan kitleyen, ayrıca başarıyla kendine aşık eden; hafif orta yaşlı, çocuk sahibi olma arzusuyla yanıp tutuşan, süslü bir hanımdır kendileri. Dâhi doktorumuzun onda ne bulduğunu tam olarak kestiremesek de ikisinin didişmelerinin son derece eğlenceli olduğunu söylememiz gerekir. Cuddy ile House’un aşkı pek de Leyla ile Mecnun’unkine benzemez ama sonundaki hüsran az buçuk andırıyor doğrusu…

Bir de House’un ekibi var dizide. Sürekli provoke edilen, iğnelenen, dalga geçilen zavallı bir ekip. House, onları öylesine zorlar ve öylesine manipüle eder ki sonunda her biri alanlarının en iyisi oluverirler. Ekibin çikolata renkli lideri olan Doktor Foreman, sürekli patronuna kafa tutmaya çalışan, gözü pek, gözü yüksekte ve biraz da narsisttir. Nörolog olan bu arkadaş, tüm ciddiyetine rağmen House’un ters yönden kopyası olmaktan kurtulamaz. Doktor Chase ise bebek yüzlü bir playboydur. Hafif hanım evladı, hafif menfaatperest ama mükemmel bir cerrah. Avustralyalı olan Chase, her ne kadar kadınlar üzerinde bir etkiye sahip olsa da aşk hayatında tam bir morondur. En azından House öyle diyor. E bu kadar böceğin arasına bir de çiçek lazım tabi ki. İşte o çiçek de doğruluk hastası, etik bağımlısı Doktor Cameron. Önce, House’a platonik olarak aşık olan bu hanım kızımız, daha sonra ekip arkadaşı Chase ile aşka yelken açarak, göründüğü kadar hanım hanımcık olmadığını dosta düşmana ilan etmiştir. Mutsuz bir sonla biten bu evlilik de House gezegeninin başarısız birliktelikler denizine eklenmekten kurtulamamıştır ne yazık ki.

Bir süre sonra, tüm ekibini hayata küstüren House, yeni bir ekip kurdu. Yeni ekibinde, Taub, Kutner, Adams, Masters, Charlayne ve 13 ismindeki kişileri yetiştiren dâhi doktorumuz ve ekibinin, başına gelmeyen kalmaz. Mafyaya bulaşırlar, CIA ile karşılaşırlar, rehin alınırlar, yaralanan hatta ölenler bile olur. Kutner intihar eder, Chase bıçaklanır, 13 hapse düşer ve Wilson’ın sevdiceği, House’un taktığı isimle “acımasız kaltak” bir trafik kazasında ölür. House’un da durumu farksızdır hani. Vurulur, dayak yer, kaçırılır, tutuklanır, akıl hastanesine kapatılır…

Bahtsız bedeviler ordusu hâlindeki hastane ekibini anlatmayı burada kesiyoruz, yoksa yazı bitmeyecek. Biraz da bizim serseri şövalyemiz, House’dan bahsedelim.

Gregory House, Asker bir babanın disiplininden bıkmış ve belki de bu yüzden otoriteyle sürekli kavgalı olan bir isyankârdır. Otoriteye olan düşmanlığı onun ateist olmasının en büyük sebebi gibi durmakta. Ancak, House’un ateist mi agnostik mi olduğu konusu biraz muamma. Neyse… Bu otorite düşmanlığı, mantıksız her kural ve uygulamaya da dâhi doktorumuzun düşman olmasını beraberinde getirir. Etik kuralların çoğu, House’un ayağının paspasıdır. Tek bir amaç vardır, o da hastaya teşhisi koymak. Başka bir deyişle bulmacayı çözmek. Pervasızlığı başını beladan belaya soksa da hayat kurtarmak kısa günün net kârı olarak sonuç defterine yazılır. House ekibini sürekli birbirine düşürür çünkü ona farklı fikirler lazımdır. Çatışmadan farklılık doğar düz mantığı, temel felsefelerinden birisidir. Elbette bu çıkarımı onu sevilmeyen biri yapar.

Geçirdiği bir rahatsızlık yüzünden bir ayağı topal kalır. Bu durum, hayatı boyunca geçmeyecek büyük acılar çekmesine yol açar. Acı çektikçe huysuzlaşır, huysuzlaştıkça acı çeker. Çektiği acılar, Vicodin isimli ağrı kesici ama uyuşturucu niteliği de olan bir ilaca bağımlı olmasına yol açar. En azından uyuşturucuyu Sherlock Holmes gibi zevkten değil, mecburiyetten kullanır aksi doktorumuz. Evet House uyuşturucu kullanır, alkoliktir, küfürbazdır, inanç düşmanıdır, porno ve fahişelerin tutkunudur, kaba ve saygısızdır. E bu adamın nesini sever ki insan?

Sever, çünkü House insan hayatına önem verir, genel saygı kurallarını riya için gözetenlere inat, yapmacık olmadan uygular.  İnançsızdır ama inanmak ister. Sorgulamadan inanmaya düşmandır, sorgulayarak inanana saygı duyar. Başkalarının ne dediğinden ziyade, doğrunun ne olduğuna bakar. Zekidir ve zakaya değer verir. İnsan psikolojisi uzmanıdır ve farklı olan her davranışı merak edip peşine düşer. Ayrıca olağanüstü bir mizah anlayışına sahip olduğunu da eklemek gerek. Kısacası nev’i şahsına münhasır bir süper kahramandır haşmetmahap hazretleri.

İşte böyle sevgili okur!  Televizyon ekranlarından muazzam bir dizi geldi ve geçti. Hâlâ izlememiş olanlar için küçük bir girizgah yapmaya çalıştım bu efsane için. Bilmem anlatabildim mi?

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.