CİNAYET BULMACALARI

MEYDAN OKUMA

– Watson, sabahtan bu yana oldukça şüpheli davranıyorsun. Gereksiz bir heyecan içindesin. Zamansız şekilde hamaratlığın tuttu. Üstelik, kahveme bir şey kattığın da bariz şekilde ortada. Amacın her neyse dostum, vazgeçmeni tavsiye ederim.

– Sherlock, kahvene çok şey kattığım doğru. Heyecanlıyım, çünkü bu tadın zevkine senin de varmanı istiyorum. İsmi menengiç kahvesi. Bayılacaksın.

– Tadı değişik. Sakız aromasıyla hafif bir vanilyanın karışımı gibi. Kokusu, aktardan aldığım bıttın sabununa benziyor. Peki, afrodizyak etkisi de var mı doktor? Zira, en son istiridye yemeğini fazla kaçırdığımda bu kadar başım dönmüştü. Watson, sen yalan söyleyemeyen, usta bir yalancısın. Seni…

Sherlock Holmes gibi bir dâhiyi yalan söyleyerek kandıramayacağımı biliyordum. Onu bayıltmaya mecburdum. Çoğu zaman, aksi dostumla müşterek doğruları paylaşsak da bazen – ki bu bazenlerden biri tam da şu anda yaşanmaktaydı – derin fikir ayrılıklarına düştüğümüz de oluyordu. Onu ikna etmek, bir köpeği uçabileceğine ikna etmekten daha zor olduğundan, onu mecbur etmek benim için yegâne seçenek olarak kalıyordu.

Gözlerini açtığında Kaliforniya’da, Silikon vadisindeydik. Uyurken dahi yüzünde oluşan müstehzi gülüş, beni şüphelendirmişti aslında. Daha sonrasında gelişen olaylar, şüphelerimi haklı çıkartır mahiyetteydi. Evet, Sherlock Holmes, burada olmayı istiyordu ve belli ki benim onu kandırmama izin vermişti. Uçak fobisini bu şekilde yenerek, bu büyük meydan okumaya katılmamızı sağlamıştı. Az kalsın unutuyordum. Elbette burada ne aradığımızı sizlere anlatmam gerekir. Gösterişli olayın büyüsü, aklımı fazlasıyla bulandırdığından hoş görün lütfen.

Bir kaç ay önce, Kaliforniya’da bulunan Silikon Vadisinden bir telefon geldi. Daha çok bir meydan okuma ve bir davet içeren görüşme, tüm bu maceranın başlamasına sebep olmuştu. Arayan, ünlü bilim adamı ve dünyanın sayılı zenginlerinden olan Matthew Monk isimli bir şahıstı. Bu adam, adli soruşturmalarda insan faktörünü ortadan kaldıran ve davaların daha çabuk ve hatasız çözülmesini amaçlayan bir proje yürütmekteydi. Olağandışı analiz yeteneklerine sahip bir yapay zekâ. İsmi Korel 3819. İcad ettikleri bu yapay zekâyı dünyanın en zeki dedektifiyle yarıştırarak, kendilerini kabul ettirme derdindeydiler. Sherlock’un gözünün içi parlıyordu ama neden sonra arayan şahsa şu cevabı verdi:

– Bay Monk. Aramanızı bekliyordum. Kafamdaki bir çok soruyu çözdüğünüz için teşekkür ederim. Ancak nazik ve cüretkar davetinizi reddetmek zorundayım.

Sherlock Holmes gibi bir adam, kolay kolay hiç bir meydan okumayı reddedemezdi. Hele bu karşılaşmayı kazanır da yapay zekâyı yenersek, bir milyon dolar ödül alacağımızı öğrenince, ben iyice çıldırdım tabi. Bu kaçışın nedeninin, dâhi dostumun amansız uçak korkusundan olduğunu farketmem fazla uzun sürmemişti. Buradan Kaliforniya’ya gelişimize kadar olan kısmı zaten biliyorsunuz.

Aslında, büyük hesaplaşmaya kadar anlatmam gereken çok fazla ayrıntı var. Silikon Vadisini, bizi ağırlayan Bay Monk ile Sherlock’un daldıkları felsefi sohbeti vs. Ancak, ayrıntılarla sizi boğmak istemediğimden buraları es geçiyorum.

Büyük bir oda, odanın ortasına yerleştirilmiş bir masa, uzun uzadıya tasvir edilebilecek bir düzenekle desteklenmiş bir ekran ve masanın diğer ucunda yani muhatabının tam karşısında oturan Sherlock Holmes…
Biz, cam bir bölmenin ardından bu karşılaşmayı izliyoruz. Yanımda bay Monk, Amerikan hükümetinden bir yetkili, bir kaç gözlemci ve hatrı sayılır sayıda gazeteci bulunmakta. Aşırı heyecandan tırnaklarımı yediğimi itiraf ediyorum.

– Bay Holmes! Sizinle tanışmak benim için büyük mutluluk. İsmim Korel.

– Hayır, senin adın teneke. Benimle karşılaşmaktan mutlu olamazsın. Çünkü mutluluk bir duygudur. Sen, duyguları tanımlayabilir, anlamlandırabilirsin. Ancak yaşayamazsın. O yüzden teneke, bana yalan söylemeyi bırak.

– Programıma eklenen kodlar gereği ben yalan söyleyemem Bay Holmes. Sizi içtenlikle selamlamaya çalıştım. Sözlerinizde nefret ve ironi tesbit ettim. Vücut diliniz sakin, kararlı ve kibir yüklü. Belli ki buraya gelmeyi istememişsiniz. Sanırım, bana karşı kaybedeceğinizden eminsiniz. Bu yenilgiye uygun bir mazeret bulmuş gibisiniz. Ölçümlediğim değerleriniz, aşırı dozda sakinleştiricinin etkisinde olduğunuzu gösteriyor. Bu da yenilginize hazırladığınız kılıf. Sizi temin ederim, buradaki karşılaşmamızın sonucu her ikimiz için de güzel olacak.

– Nous verrons !

Sherlock, Fransızcada “göreceğiz” manasına gelen bu sözü her söylediğinde, biliyordum ki aklında şeytani bir planı vardır. Bu da benim yüzümde oluşan müstehzî gülüşün sebebiydi. Derken, çözmeleri istenen örnek vaka okunmaya başlandı. Sherlock da önüne konan dosyadaki bilgileri dikkatlice okuyordu. Belli ki milyarder iş adamı Bay Monk ve onun tenekesi, bu vaka üzerinde çalışmışlardı. Çünkü kapitalizmin en belirgin kurallarından birinin “kazanamayacağın savaşa girme” olduğunu çok iyi biliyordum.

“27 Eylül sabahı, Kaliforniya’da bir sitenin dibinde, kırklı yaşlarında bir erkek cesedi bulunmuştu. Bulunan ceset, bir çok bloktan oluşan sitenin güvenlik şefi Alan Mitchel’a aitti. Polis raporuna göre Bay Alan, A blokta 7. Katta bulunan 147 numaralı dairenin balkonundan aşağı atlamış ya da atılmıştı. Bay Mitchel’ın kafatasında çarpmadan kaynaklı iki kırık ve vücudunda da çok sayıda kırık tespit edilmişti. Ceset, balkon hizasının 3-5 metre ilerisinde bulunmuştu. Polisler, olayın intihar mı yoksa bir cinayet mi olduğuna karar verememişlerdi. Şahıs 280 promil alkollüydü. Ayakkabıları ayağındaydı. Daire tarzı ofisinde, çalışma masasındaki viski kadehi doluydu. Kapı dışarıdan kilitlenmişti. Bay Alan’ın anahtarları ise ne odada ne de üzerinde bulunamamıştı. Şahıs, eski bir kimya öğretmeniydi. Dosyasına göre, Linda ismindeki bir öğrencisine cinsel tacizde bulunduğu için tutuklanmış ancak daha sonra öğrencisi, öğretmenine iftira attığını itiraf ettiğinden serbest bırakılmıştı. İtirafın ertesi günü, genç öğrenci kendini asarak intihar etmiş ve dosya bu şekilde kapanmıştı. Bu olaydan sonra öğretmenliği bırakan Bay Alan, bahsi geçen sitedeki güvenlik işine başlamış ve hayatını bu şekilde idame ettirmeyi seçmişti. Çalışma masasında ayrıca üç adet dosya, sanki bir mesaj bırakmak istermişçesine dizilmişti. Bu dosyalar, C blok 10. dairede yaşayan Albert Samuel, H blok 12. dairede yaşayan Simon Samuel ve N blok 20. dairede yaşayan Mathilda Thomson’a aitti.”

Albert Samuel – ilginçtir ki – şahsın, tacizle suçlandığı Linda’nın, eşinden ayrı yaşayan öz babası ve Simon Samuel de kardeşi yani Linda’nın öz amcasıydı. Mathilda Thomson ise Linda’nın 10 yaşına kadar bakıcılığını yapmıştı.

Polisin yaptığı soruşturmada, Bay Alan’ın anahtarları kendisinden yaşça çok küçük olan Daniel Carter’da bulunmuştu. Bay Alan’ın iş arkadaşı olan bu şahıs, ilginçtir ki Linda’nın da sınıf arkadaşı ve elbette Alan Mitchel’ın eski öğrencisiydi.

_ Şimdi, öncelikle bu olay hakkında belirlenmesi gereken konu, Bay Alan Mitchel’ın intihar mı ettiği yoksa cinayete mi kurban gittiğidir. Bu konuda, iki büyük zekânın görüşü nedir acaba?

Korel:

Buraya kadar anlatılan verilerden yola çıkarsak, Bay Alan’ın bir cinayete kurban gitmiş olma olasılığı, yüzde doksan yedidir. Şahsın kafasında iki kırık tespit edilmiş. Biri kafatasının tam ortasında, diğeri ise kafatasının arkasında. Her iki kırık da ölüme sebebiyet verecek derecede ciddidir. Düşüş açısı göz önüne alındığında ikinci kırığın oluşma olasılığı yüzde kırk birdir. Şahsın masasında bulunan dosyalar, bu cinayetin intihar eden Bayan Linda için işlendiğini yüzde yetmiş sekiz ihtimalle göstermekte. Şahsın, ayağında ayakkabılarının bulunuyor olması da olayın intihar değil cinayet olduğunu gösteriyor. Yapılan bir araştırmaya göre, yüksek bir yerden atlayarak kendini öldüren insanların -şartlar müsaitse- yüzde seksen biri, çıplak ayakla intihar etmeyi tercih etmişlerdir. Tüm bu veriler ışığında Bay Alan Mitchel’ın, sert bir cisimle kafasının arkasına vurularak öldürüldüğü ve daha sonra da balkondan atılarak, olaya intihar süsü verildiği sonucuna varabiliriz.

– Bay Sherlock! Siz de bu analize katılıyor musunuz?

– Katılıyorum…

– Peki, bu cinayetle ilgili şüphelilerin, Korel’in ismini ayıkladığı kişiler olduğu konusunda da hemfikir misiniz?

– Evet

– Peki, cinayet zanlılarıyla ilgili analizlerinize geçelim…

Korel:

– Albert Samuel, intihar eden Linda’nın babası. Motivasyonu oldukça yüksek. Defalarca Bay Alan’ı taciz etmiş. Defalarca tehdit etmiş. Bay Alan, hiç bir zaman şüpheliden şikayetçi olmamış. Ama yakın arkadaşlarına, sonunun yakın olduğunu söylediği polis raporlarında mevcut. Şüphelinin evinde yapılan aramalarda, Agatha Cristie’ye ait “Şark Ekspresinde Cinayet” kitabının, olaydan bir hafta önce internet üzerinden satın alındığı ve şüphelinin, özellikle intikam ile ilgili cümlelerin altını çizdiği belirlenmiş. Olay zamanında şüpheli, nerede olduğunu söylemeyi ısrarla reddederek susma hakkını kullanmış. Ağzından çıkan tek kelime “hak etmişti” olarak kayıtlara geçmiş.

Simon Samuel, Linda’nın öz amcası. Yeğenine çok düşkün olduğu biliniyor. Öfke kontrolü sorunları olan bu adam, Bay Alan’a defalarca fiziki saldırıda bulunmuş. Arabasını ateşe vermiş, evini kundaklamış. Ancak Bay Alan, kendisinden hiç bir zaman şikayetçi olmamış. Zanlının evinde yapılan aramada, ölen yeğenine yazılmış ve intikamını almaktan bahseden ifadelerle dolu mektuplar bulunmuş. Ayrıca zanlının, olaydan bir hafta önce, internetten “Şark Ekspresinde Cinayet” romanını satın aldığı tespit edilmiş.

Mathilda Thomson, intihar eden Linda’nın bakıcılığını yıllarca yapmış. Linda’yı evladı gibi sevdiği, evinin çoğu yerine resimlerini asmasından belli olmakta. Hayatında hiç evlenmemiş ve çocuğu olmayan bayan Mathilda, Linda ölmeden bir kaç ay önce mirasını resmi olarak ona bırakacak kadar aileden biri. Bayan Mathilda’nın mutfağında bir tablo göze çarpmakta. Tabloda “ultionem” yazıyor. Bu, latince “intikam” demek. Ayrıca şüphelinin olaydan bir hafta önce internet üzerinden “Şark Ekspresinde Cinayet” romanını satın aldığı da polislerce kayıt altına alınmış.

Bay Daniel Carter, Linda’nın sınıf arkadaşı. Yakın çevresine göre Bayan Linda, Daniel Carter’ın ilk ve tek aşkı. Genç kızın intiharından sonra psikolojik tedavi gördüğü tespit edilmiş. Evinde yapılan aramada, çalışma odasındaki duvarların, Linda ve Alan Mitchel’ın resimleriyle dolu olduğu, şahsın Bay Alan’ın tüm rutinini takip ettiği, fotoğraflarını çektiği ve hakkında çok sayıda not tuttuğu belirlenmiş. Sırf Bay Alan’a yakın olmak için güvenlik işine girdiğini anlamak çok da zor değil. Çünkü şahıs, oldukça zengin bir aileden gelmekte ve bu iş kendisinin statüsüne hiç uygun düşmemekte. Şahıs İfadesinde, Bay Alan’ı odasına kilitlemenin – bu odada izleme monitörleri olduğundan – rutin bir uygulama olduğunu söylemiş. Oysa, güvenlik kameralarının bir haftadır arızalı olduğu ve bir türlü tamir edilemedikleri polis raporlarıyla belgelenmiş durumda. Bay Daniel’ın, olaydan bir hafta önce internet üzerinden “Şark Ekspresinde Cinayet” romanını satın aldığı ve kitabın ilk sayfasına “Yaşamayı haketmeyenler yaşamamalı” notunu yazdığı gözlemlenmiş.

Tüm bu veriler ışığında, bir sonuca vardım elbette. Olay, intihar eden Linda’nın intikamını almak için gerçekleştirilmiş. Albert Samuel ve Simon Samuel, nefretle dolu iki kardeş. Planı yapan da bu şahıslar. Her ikisinin de cinayeti işleme ihtimali yüzde doksan yedi. Mathilda Thomson ve Daniel Carter da bu planın birer parçası. Her ikisinin de cinayeti işleme ihtimali yüzde doksan yedi. İhtimallerin eşit olması, bizi tek gerçek ve yadsınamaz doğruya götürmekte: bu cinayeti tüm şüpheliler birlikte işlediler. Hareketlerine esin kaynağı olarak seçtikleri kitapta anlatılan cinayet öyküsü, onların işledikleri cinayeti çözmek için en önemli delil aslında. Kitapta, öldürülen küçük bir çocuğun intikamını alan maktul yakınlarının işledikleri bir cinayet vakası anlatılmakta. Bay Sherlock’un da dediği gibi; suç şahsidir ve aşikâr olanın gizlediğinden daha iyi bir kamuflaj bulunamaz…

– Bay Holmes, Korel’in çıkarımlarına katılıyor musunuz?

– Katılıyorum…

– Ancak Bay Holmes, katillere ulaşan Korel olduğuna göre kazanan da Korel olacaktır. Öyle değil mi?

– Öyle değil… Katılıyorum ancak bu makina bozuntusunun anlattığı zırvalara değil, Korel ismindeki bu teneke parçasının, aptal olduğu fikrine katılıyorum. O, aklınca çıkarımlar yaparken ben yalnızca bunu sayıklıyordum. Aklınca çıkarımlar diyorum çünkü hiç bir insanı yüzde hesaplamalarıyla hapse atamazsınız. Bu teneke, benim kaybetmekten korktuğumu düşünmekte. Oysa şahsım için kaybetmek değil, bir vakanın çözülememesi korkunçtur. İnsan, kaybederek öğrenir, başaramayak başarır. Buna da tecrübe denir. Diğer yandan, benim kendime sakinleştirici vermem de yanlış çıkarımlarından sadece biri. Tıpkı, Linda’nın babasının intikam peşinde koştuğu çıkarımı gibi. Oysa Bay Albert’in tek derdi, ölen kızını hatırlattığından dolayı, Bay Alan’ın siteden gitmesiydi. Önceki polis tutanaklarında da bu bilgi var zaten. Bay Alan’ın masasındaki dosyalar da başka bir yanlış çıkarım. Evet, bu dosyadakiler Linda’nın yakınları ancak ortadaki mesaj, hiç de Korel’in sunduğu gibi değil. C10H12N20… Şahıs eski bir kimya öğretmeni ve bu numaralar, Seratonin’in simgesi. Seratonin de bildiğiniz gibi mutluluk hormonudur.
Bay Daniel ise ailesine kendini ispat etmeye çalışan bir birey. Yazar olmak istediğini, duvarına astığı karalamalardan anlayabilirsiniz. Şahsın, ölen arkadaşı hakkında bir roman yazdığı ve öğretmeninin suçlu olup olmadığını araştırdığı da kütüphanesinde bulunan a4 tomarından belli olmakta. Bayan Mathilda’nın intikam hissiyle yanıp tutuşması da bir başka yanlış çıkarım. Kredi kartı ekstresi delil dosyasında mevcut. Ve intikam yazılı tablo, olaydan yine bir hafta önce satın alınmış. Ne yani, Linda’nın intiharının üzerinden bu kadar zaman geçmesine rağmen bir tepki vermeyen Bayan Mathilda, son bir haftada mı intikam meleğine dönüştü?

Şimdi, sayın yetkililer, aşikâr olan şey, bu olayda dört değil, beş şüphelimiz bulunduğudur. İlk dört şüphelinin damarına basan, onları yönlendiren, insani acılarını kaşıyan bir şüpheli daha var. Onlara bir cinayet planı sunan, provoke eden, olaydan bir hafta önce tüm güvenlik kameralarını bozan bir şüpheli.
Bu, öyle bir şüpheli ki tıpkı bir satranç oyununda hamle yapan oyuncular gibi kıvrak ve zeki. Bu öyle bir şüpheli ki tıpkı diğer tüm suçlular gibi ardında delil bıraktığını fark edemeyecek kadar ahmak. Evet Bay Monk, teneke parçanızdan bahsediyorum.

Sözün tam burasında, odadaki herkesin büyük bir şaşkınlık geçirdiğini ve bu şaşkınlar korosunun bir üyesinin de ben olduğumu söylemeliyim. Makinasının mükemmel olduğunu iddia eden Bay Monk’un yüzü şekilden şekle girmişti. Dâhi dostum ise sazı eline almış ve bir resital icra ediyordu.

– Omne ignotum pro magnifico… Latince olan bu söz, mahiyeti bilinmeyen her şey mükemmel zannedilir manasına gelmekte. Tam da karşımda duran teneke parçası için söylenmiş gibi. Korel, kapalı devre bir sisteme sahip. İnternet erişimi ve bu odanın dışına ulaşımı yasak. Ancak, son derece dikkatsiz teknisyenlerden bazılarının cep telefonlarına sızarak, sınırsızca dünyaya yayıldığını anlamak hiç de zor değil. Onu, ilk olarak Moriarty’nin evime girdiği gece fark ettim. Tamam Moriarty bir dâhiydi. Ama evimin güvenlik şifresini tek seferde kıracak kadar değil. Belli ki biri, onun için güvenlik sistemimi etkisizleştirmişti. Baş parmak katilini yakalamaya çalışırken de olaya müdahale edemeden duramadı. Normalde, gecenin o saatinde yollarda bulunan çoğu trafik ışığı çalışmazken, olay yerlerine yetişmeye uğraşan biz, tam 32 defa kırmızı ışığa yakalanmıştık. Sanki gizli bir el, davayı çözmemizi istemiyor, başarısız olmamız için çalışıyordu. Akıl hastanesine düştüğümde, iki defa hücremin kapıları açıldı. Ve hastaneden kaçmam için diğer tüm kapılar… İlaçların te’sirindeydim ama yine de davayı çözmek önceliğim olduğundan, irademe sahip çıkarak geri döndüm. O zaman, bana bu gizli elin yardım ettiğini düşünmüştüm ama sonradan gerçeği anladım. Şeyma Hanım cinayetinde şüphelerim artık kesinlik kazanmıştı. Mobese kayıtlarından, katilin arabasını tespit edebilirdik ancak görüntü ne yazık ki oldukça flu idi. Olayı çözdükten sonra kafama takılan bu ayrıntıyı açıklığa kavuşturmak için bir bilişim uzmanına danışmıştım. Bilişim uzmanının çalışması sonucunda, görüntünün dışarıdan bir müdahale ile bozulduğu belirlenmişti. Dijital parmak izinin kaynağını araştırdığımızda da Amerika’dan, Silikon Vadisinde bulunan bir cihazdan müdahaleye uğradığımızı saptadık.
Bu teneke parçası, daha kodlanırken benim davalarımla tanıştırılmıştı. Kolayca karıştırılabilecek bir varlık nedeni. Tıpkı Korel gibi oluşturulmuş başka bir yapay zekâ olan “Tay” isimli tenekenin, kısa bir sürede ırkçı ve küfürbaz bir serseriye dönüştüğünü hatırlatırım.

Dört şüpheli de aynı günün gecesi aynı saatte, internet üzerinden aynı kitabı satın almış. Böyle bir tesadüf olabilir lakin kredi kartı ekstrelerine göre tüm kitaplar aynı saat, aynı dakika ve aynı saniyede satın alınmış. Bu bir tesadüf olamayacağı gibi böyle bir eylemi yapabilecek yegâne şey, insan dışı bir varlıktır. Ve şu an bu odada bulunmakta. Bayan Mathilda için tabloyu satın alan da sizin tenekenizden başkası değil elbette. Çünkü Bayan Mathilda’nın kredi kartı, internet alış-verişine kapalı durumda. Kapalı bir kredi kartıyla internet üzerinde işlem yapabilecek yegâne varlığın, Korel’den başkası olamayacağı aşikâr. Olayı tezgahlayan ve umduğu gibi gerçekleşince çözmemiz için önümüze getirten de bu teneke parçası. Karşımızda bir yapay zekâ değil, bir yapay suç makinası bulunuyor. Beni takıntı haline getirmiş olan bu varlık, en başından beri bir saplantının eseri. Kendisi için seçtiği isme bakın “Korel 3819” Alfabede 3 “C” harfine, 8 “H” harfine, 19 ise “S” harfine denk geliyor. Harfleri birleştirdiğimizde “KORELCHS” kelimesi ortaya çıkıyor. Yani “SHERLOCK” isminin mükemmel bir anagramı. Bay Monk, bu tenekeyi insanlık için büyük bir tehdit olmadan, derhal kapatın. Gelelim katile, katil…

Tabi ki katilin kim olduğunu söylemeyeceğim. Dâhi dostumun kazandığı zaferden sonra, Korel kendisine sorulan tüm sorulara susarak karşılık vermişti. Yalan söyleyemeyeceği için bu yolu seçtiğini anlamışsınızdır. Kapatılan makine, tüm unsurlarıyla imha edilmiş ve Sherlock Holmes’ün zaferi, tüm ihtişamıyla dünyaya ilan edilmişti.

Peki ama katil kimdi?

 

Bir önceki bulmacamızın cevabı, biraz daha dikkat ve çıkarım istiyordu açıkçası. Korel’in anlayamadığı ve asla anlayamayacağı şey şuydu; insan yaradılıştan, öldürmek üzere değil, öldürmemek üzere programlanmıştır. Gerekli tüm şartları oluştursanız dahi, bir cana kıymak doğal değil, en uç sonuçtur. Bay Alan Mitchell’ın cesedi balkon hizasından baya ötede bulunmuştu. Bay Alan, eğer bayıltılıp ya da öldürülüp balkondan atılsaydı, külçe gibi balkonun hizasına düşerdi. Birisi ya da birileri tarafından atılmış olsaydı, bir boğuşma izinin vücudunda ya da odasında olması gerekirdi. Çünkü şahıs sıradan biri değil, bir güvenlik şefiydi ve hangi durumda olursa olsun kendisini koruyacabileceği muhakkaktı. Belli ki Bay Alan bunalıma girmiş, yaşadıklarını kaldıramamış ve dosyaları dizip, arkasında intihar mesajını bırakarak kendi canına kıymıştı. Kısacası katilimiz, Bay Alan Mitchell’ın ta kendisiydi…

CİNAYET BULMACALARI

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

10 thoughts on “CİNAYET BULMACALARI”

  1. Olağanüstü olmuş. Sitenize ulaşamayınca üzülmüştüm. Ulasınca da çok sevindim. Bu cinayet olayını çözemeyeceğimi bildiğimden sadece tebrik etmek için yazıyorum. Roman veya film tadında maceralar okutuyorsunuz bize. Çok teşekkürler

  2. Daniel araştırmalarına devam ediyordu ve Alan ı öldürmeyi istemez eğer öldürseydi tacizi aydınlatamazdı. Mathilda Sherlock un da dediği gibi durduk yere mi intikamı yeşerdi? Albert ise Alan ı görmek istemiyordu ve onu öldürmek istediğini sanmıyorum çünkü kızı Alan a iftira atmış ve bunu kendi gururuna yediremediğinden intihar etmiştir. Simon hakkında tam bir şey diyemeceğim muhtemel katil bence simondur. Tabi Korel kiralık katil tutmadıysa:)

  3. Suçlular teknisyenler olabilir aslında. Sonuçta silikon vadisi gelişmiş bir yer korelin yanına yanlışlıkla telefonla girmeleri büyük dikkatsizlikten ziyade ortaklıktır.

  4. Yahutta adam ne intihar etti ne de cinayete kurban gitti. 280 promil alkolden sonra baş dönmesiyle balkondan düştü ve öldü.

  5. Sitenizi ilk defa gördüm ve açıklamam şu ; Mitchel sakin bir gecede iş arkadaşıyla veya kendi başına içiyordu.İş arkadaşı onu sarhoş yapınca bir ses duyduğunu/ihbar aldığını söyleyip 7. kata çıktı ve bir süre sonra Mitchel’i çağırdı.Mitchel bardağını bırakıp kapıyı kilitleyerek çıkmak zorunda kaldı.7.kata girince “hak etmişti” diyen kişinin orada olması da olanaklı eğer bilgi doğruysa.İş arkadaşı Mitchel’i çekmek için yazılarını gösterme bahanesini de kullanabilir.Adam geldikten sonra balkona sokmak için sarhoş birine bahane anlatmak kolaydır ya da sadece “hırsız balkondan kaçtı” denilebilir.İş arkadaşının veya o evdeki birinin onu itmesi muhtemel -sarhoşluktan da olabilir bu- ama atladığım bir şey varsa “hak etmişti” diyen veya başka bir katil çıkması da olası.Ama sadece yazılan şeylerde hayal gücüyle de %100 doğru olmayan detaylar ortaya çıkabilir.Sonuç nerede belli oluyor ?

    1. İş arkadaşının veya adamın dışarıda sürüklenmesinin de ihtimali var 5-6 metre sonuçta.Bu sırada iş arkadaşı da anahtarları cebinde unutmuş bir ayyaş olabilir veya katil anahtarı adamı sürükleyip almıştır.Yazmak çok yavaş bir eylem o yüzden atladığım şeyler olabilir.

      1. Maalesef cevabınız doğru değil. 2 gün sonra yayınlanacak olan şubat bulmacamızın altında, ocak bulmacamızın cevabını bulabileceksiniz.

  6. Bu olayın cevabını şubat sayısında bulamadım da, nerde acaba?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.