CİNAYET BULMACALARI – GÜNLÜK

Bu gün kendimi yorgun hissediyorum. Göçmen kuşların en zayıfının yılgınlığı var üzerimde. Hayattan, yaşamaktan, yalanlardan yoruldum. Sonunu bile bile çıktığımız bu yolculukta, nereye varacağını merak etmediğim bir macera yaşıyorum sanki. Ne demiş şair:

Nihayetsiz ufukta gezen bir martı gibi
Yahut çok uzaklarda duran karartı gibi
Bir var bir yokuz işte, varlığımız var değil
Yürüdük te ne bulduk, vardığımız var değil…

– Sherlock, kadının günlüğünü okumayı bırak da polisin hazırladığı dosyaya bir göz gezdir. Sen bu vakayı çözmek mi istiyorsun yoksa edebiyat sevgini tatmin etmek mi istiyorsun?

– Sevgi, tatmin edilen bir şey değildir Watson. Tatminsizliğin zirve noktasıdır. Ben günlüğü okuyayım, sen de polis raporunu oku. Belki tatmin edici bir sonuca ulaşırız.

– Kadının adı Serra Halis. Ünlü bir edebiyatçıymış. Yayınlanmış çok sayıda kitabı bulunmakta. Çoğu kitabı da en çok okunanlar listesinde. 13 Ekim günü, akşam saat 21:00 sularında, kendi evinde, kalbinden bıçaklanarak öldürülmüş. Cinayet silahının üzerinde yalnızca Serra Hanımın parmak izleri tespit edilmiş. Ancak sen, bıçağın vücuda girerken uyguladığı basınçtan ve kanın vücuttan çıkış şeklinden dolayı olayın intihar değil, cinayet olduğu kanısına vardın. Yani katil, olaya intihar süsü vermeye çalışmış. Kapıda bir zorlama izi tespit edilemediğinden katilin, maktulün tanıdığı biri olma olasılığı oldukça yüksek. Bina sakinleri, sosyal bir etkinlik yapma adına Çanakkale turuna çıkmış. Uyumsuz ve melankolik bir kişiliğe sahip olan maktulümüz ise geziye katılmamış. Binanın giriş kapısında bulunan güvenlik kamerasının kablosu akşam saat tam 20:32’de kesilmiş. Yani binaya yaklaşık yarım saat boyunca kimin girip çıktığını bilmiyoruz. Serra Hanım, üç kez evlenip boşanmış. Eski eşlerinin hepsi şüpheli listesinde. Boşandığı kişilerle ilişkisini hiç kesmemiş. Her biri ifadesinde, Serra Hanımı hâlâ çok sevdiklerini, evliliklerini Serra Hanımın sonlandırdığını ve yeniden bir araya gelmeyi deliler gibi istediklerini beyan etmişler. Maktulün, kalbinden bıçaklanması, olayın bir aşk cinayeti olduğunu düşündürmüş polislere. Olay anında, komşuların hiç bir ses duymaması, olay yerinde bir boğuşma yaşandığına dair herhangi bir işaretin tespit edilememesi, cinayetin planlı ve kararlı bir eylem olduğu izlenimini vermekte. Yani kısaca, hiç bir ipucu veya delil, ortalarda yok. Bir dakika, Sherlock, sen kadının günlüğünü bilgisayardan çıktı mı aldın?

– Kadın çok güzel yazıyor Watson. Bir röportajında bu günlükten bahsetmişti. Bitirdiğinde kitap olarak yayınlayacağını ilan etmişti. Bak ne yazmış;

Ben her şeye geç kaldım hayatta. Sevmeye geç kaldım, sevilmeye geç kaldım. Halley’i bile bir günle kaçırmışım. Aynalar, ihtirası anlatıyor bana. Geç kalmayı görev bilen sarsak bir suratın ihtirasını. Aynalar anlamıyor beni be günlük! Rıza bile kan kusan geç kalmışlıklarımdan biri sadece. Oysa o ürkek bir güvercin gibiydi. Bol yalancı, bol alaycı, içinin bir yanında büyük bir vahşet gizleyen, çılgın bir adam. Ama o da göremedi aynada benim gördüğüm şeyi. Ben ona geç kalmıştım zaten, o ise bana hiç yetişemedi. Zavallı!..
Ne demiş şair;

Aynalara bakınca gördüğümüz biz miyiz?
Nasıl sığdık bu cama, böyle biçimsiz miyiz?

– Rıza kim Watson?

– Rıza Seymen, maktulün ilk eşi. Meskun mahalde ateşli silah kullanmaktan kaydı varmış. Binanın kapıcısı ifadesinde, gündüz saat 2 civarında Rıza Beyin geldiğini, yaklaşık bir saat Serra Hanımla tartıştıklarını işittiğini, çıkarken de şüphelinin merdiven boşluğundan ” bunu sana ödeteceğim” diye bağırdığını söylemiş. Kamera kayıtları ve şüphelinin beyanı, bu ifadeyi doğrulamakta. Rıza Bey ise ifadesinde şunları söylemiş;
Serra Hanım beni yanına çağırdı. Aldığı önemli bir karar varmış. Bütün işimi bırakıp yanına geldim. Bana, artık benimle görüşmek istemediğini, hayatında başka birinin olduğunu, benim yüzümün aynalarda görünmediğini söyledi. Benden ayrılmasına nasıl dayandım bilmiyorum ama benimle bir daha görüşmeyecek olmasına dayanamazdım. İlk başta olamaz, bu sen olamazsın, bunlar doğru olamaz dedim. O ise susuyordu. Sonra kızdım, bağırdım, küfrettim. O ise susuyordu. Sonra mühlet istedim, bir daha düşünmesini istedim, duygusal davranmamasını söyledim. O ise susuyordu. Sonra ağladım. Dizlerine kapandım, yalvardım. O ise susuyordu. Tamam dedim, evden ayrıldım. Bütün gün bir parkta oturdum. Yaptıklarımdan çok pişmanım.
Daha sonra şüpheli susmuş. Bir daha konuşmamış.

– Tipik…

– Nedir o tipik olan Sherlock?

– Duygusal büyük travmalarda hareket tarzı belirgindir dostum. İnkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme. Tüm bu aşamaları sırasıyla yaşamış adam. Böyle bir travmanın sonucunda, insan her şeyi yapabilir Watson.
Bak, güzel bir bölüm daha buldum günlükte;

– Zaman benim lanetim. Güya, Berlin Duvarı’nın yıkılışını gördüm ben. Irak’ta kitle imha silahı bulamayan da ben, Hiroşima’da atomlarına ayrılan da ben, gamalı haçın altında sabuna çevrilen de benim. Sanki yaradılıştan kıyamete kadar olan tüm hadiseler bir nokta gibi sığmış içime. Kâinat ben değilim ama bende bir kâinat var ki tüm evren yanında zerreden ufak. Daha dün Metin’le sahil boyunda kol kolaydık, bir kaç saniye sonra ise İstinye karakolundaydık. Zaman bana yabancı, zaman bana işkence, zaman sınırsızlığın sınırının sınırsızlığı. Deliriyorum…
Ne demiş şair;

Bu gün yarın için dün, dün için bu gün yarın
Bu gün bile yok ise, nerde var saydıkların?

– Bu Metin, maktulün ikinci eşi mi?

– Evet. Şiddetli geçimsizlik yüzünden ayrılmışlar. Olay günü, gündüz 15:30 gibi binaya gelmiş. Görevli, maktulün dairesinde sadece 5 dakika kaldığını ve hışımla binadan ayrıldığını belirtmiş. Çıkarken ” sen bunu hakettin ” diye söyleniyormuş. Sanık ifadesinde, Serra Hanımın kendisine, bir daha görüşmek istemediğini söyleyince kızdığını, konuşmadığını, maktule bir tokat attığını, gün boyu sahilde gezdiğini belirtmiş.

– Tipik…

– Ya bana sordurmaktan zevk mi alıyorsun. Açıklayıversen ne olur sanki? Nedir o tipik olan?

– Benim senle uğraşmamaktan zevk almadığım doğrudur sevgili dostum. Duygusal zekâsı düşük insanlar, travma karşısında daha önce söylediğim tepkilerden yalnızca birini gösterirler. O da öfkedir. Ve öfkenin aklı yoktur Watson…
Bak, güzel bir bölüm daha buldum;

– Gözlerim bana ihanet etmekte, gördüklerim yalan. Kulaklarımda çınlayan bu musiki, yalancıların tamtamları sadece. Her yerde gül kokladığını söyleyenlerin akıttıkları kanların kokusudur burnumu sızlatan. Ben, bu yüzde gördüğüm kişiyi tanımıyorum. Bu dudaklardaki yalan gülüşler kadar yabancı bana. Ben bu yüzde gördüğüm kişiden korkuyorum. Zafer’in saplantılarından korktuğum gibi korkuyorum. Bedenimle kavgalıyım, etimle, tırnağımla kavgalıyım. Gözümdeki nurla kavgalıyım. Çünkü yalanlardan ölesiye, öldüresiye nefret ediyorum…
Ne demiş şair;

Her yüzde aynı organ, her yüzde farklı şekil
Ya organlar hatalı ya da yüz doğru değil.

– Zafer de maktulün 3. eşi anlaşılan. Kimmiş bu saplantılı adam, saplantısının derecesi ne kadarmış?

– Zafer Kirazoğlu. Maktulü sürekli rahatsız ediyormuş. Serra Hanım, kendisine yaklaşmaması için mahkeme kararı çıkarmış. Ama yine de görüşüyorlarmış. Alkol bağımlılığı yüzünden tedavi görüyormuş bu şahıs. Görevlinin anlattığına göre gündüz saat 16:15’te binaya gelmiş. Yaklaşık 15 dakika sonra ağlayarak binadan ayrılmış. Çıkarken, bu doğru olamaz diye mırıldanıyormuş. Şahıs ifadesinde, önceki şüphelilerle benzer şeyler söylemiş. Eski eşinin sözleri karşısında şoka girdiğini ve tüm gününü ıssız bir çayırlıkta, içerek geçirdiğini belirtmiş.

– Tipik…

– Yine ne yumurtlayacan merak ediyorum…

– Yumurtlamak dostum, bilimsel ve akılcı olmayan çıkarımların, zamansız olarak dilden boşaltılmasıdır. Ara sıra senin, sık sık Saffet Beyin başvurduğu bir sanat. Psikolojik problemli insanlar, travma karşısında daha önce söylediğim tepkilerden sadece birini göstermeye meyillidirler. İnkâr… İnkârın sonucu ise inkar edilenin imhasının gerekliliğidir. Bak Watson, bir güzel bölüm daha buldum;

– Cehennem cennete benziyor içimde. Ayaz, kor ateşe benziyor. Yandıkça üşüyor, üşüdükçe yanıyorum. Korkuyorum korkaklığımdan ve korktukça korkusuzlaşıyorum. Sırlar kıskanıyor beni. Mevsimler kıskanıyor. Zümrüdü anka kuşu diyor Figen meselâ. Hoş en çok da o kıskanıyor. Bana âşık olanlara âşık olarak batıyor acıma. Ben zıtlıkları kıskanıyorum zıtlıklar beni. Ve galiba en sonunda bu zıtlıklar öldürecek beni…
Ne demiş şair;

Duygular farklı ise tepkiler neden benzer?
Gülen mi ağlıyordur, ağlayan mı gülümser?

– Figen kim Watson?

– Figen Soylu. Maktulün liseden arkadaşı. En yakını, sırdaşı. Evin yedek anahtarı da Figen Hanımda mevcut. Görevlinin söylediğine göre akşam 18:00 gibi eve gelmiş şüpheli. Kapıyı vurmuş, tekmelemiş. Kapı açılmayınca da tehditler savurmuş. Çıkarken ” ben sana göstereceğim gününü ” diye sayıklıyormuş. Şahıs ifadesinde, arkadaşına çok kızgın olduğunu, melankolik davranışlarına engel olmaya çalıştığını ve hatta intihara meyilli ruh halini dizginlemeye uğraştığını belirtmiş. Anahtarını içerde unuttuğundan eve girememiş. Serra Hanımın kapıyı açmamasına içerlediği ve eski eşleriyle görüşmeme kararını doğru bulmadığı için adı geçen şahısları aramaya gittiğini ancak bulamadığını söylemiş.

– Tipik…

– Sen bir insanı sinirlendirme konusunda tam bir uzmansın biliyorsun değil mi?

– Biliyorum dostum. Kıskançlık tüm büyük suçların atasıdır. İnsan fizyolojisine eklemlenmiş bir ur. Belli ki Figen Hanım hayatı boyunca maktulü kıskanmış. Onun eşlerine ilgi duyacak kadar ileri boyuta taşınmış bu kıskançlık. Yoksa, iyi bir arkadaş dostundan taraf olur, dostunun artıklarından taraf değil. Kıskanç insanlar travma karşısında daha önce söylediğim tepkilerin hepsini bir arada yaşarlar. Üstelik bu tepkiler sürekli dönüşür ve büyür. Burada Figen Hanımın travmatik bir duruma girmesine neden olay şey, maktulün verdiği karar sebebine, hoşlandığı kişilerle görüşemeyecek olma korkusu. Bu kadın Watson bu kadın…

– Sherlock! Bir kişi daha var şüpheli listesinde. İsmi Halil. Telefonun not defterinde bu şahıs hakkında hayranlık ifadeleri mevcut. Ama şahsın kim olduğunu ya da maktulle ilişkisini ele veren hiç bir delil yok. Gizemli…

– Her şey metinde gizli Watson. Günlüğün metninde gizli. Bak son sayfayı da okuyalım da asıl büyük gizemin peşine düşelim sonra;

– Ben Serra Halis. Artık yoruldum. Otuz dört yılımı bu cehennemde geçirdim. Bu kadar mutsuz olmak istemiyorum. Mutsuz yürümek, mutsuz nefes almak istemiyorum. Galiba asıl mutluluk yaşamak değil. Ölünce mutlu olacağım. Evimdeki tüm eşyamı eski eşim Zafer ‘e bırakıyorum. Benim için üzülmeyin. Ben mutlu olmaya gidiyorum. Hoşçakalın…

– Ama olamaz. Şiirin devamı yok. Watson, bu olamaz, bulmamız lazım. Bu şiirin devamını bulmamız lazım. Kadın iyi bir yazar ama kötü bir şair. O yazmış olamaz bunu. Bulmamız lazım Watson.

– Sherlock sakin ol. Asıl, katili bulmamız lazım. Şiir kolay.

– Ben katili bulalı çok oldu Watson. Asıl şiiri bulmamız lazım. Yarım kalmış her gizem beynime bir işkencedir bilirsin, şiiri bulmamız lazım.

Sherlock ve Doktor Watson çok uzun süre uğraşmışlar ancak ne bu şiirin devamını ne de şairini bulamamışlardı. Bizler için asıl büyük soru ise belli;

Peki ama katil kim? (varsa tabi)

Şunlar da hoşunuza gidebilir

SEVDAMIZ ONDA KALDI

TELVE

Paris’e Alternatif Fransa Rehberi

SON KURŞUN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.