SON KURŞUN

Sen son kurşunu sıkardın,
Bense silahın namlusunda beklerdim seni.
Tetiği kıskanırdım.
Ellerin yüzüme dokunmalıydı,
Sen tetiğe dokunurdun.
Ben çoktan vurulmuş olurdum gözlerine.
Ölüm sebebime kurşun derlerdi,
Ben demezdim.
Çünkü o zarif parmakların değmeden tetiğe,
Gidiyorum demiştin.

Yani bir gece ansızın giderken sen,
Nereye, nasıl ve neden diye bile soramadan
Susmanın bir çeşit işkence olduğunu
Ve kabullenmenin terapi olduğunu öğrendim.
Yıldızlar ardın sıra kaydı gözlerimden
Ve ay acıdan hilale döndü.
Ne garip…

Cinayet silahsızda işlenebilirmiş
Ve mermi gibi saplanırmış bazı cümleler.
Ve bir adamı öldürmek için,
Öldürmek gerekmezmiş.
Her gece sakladığım resminin karşısında,
Ölüm nöbetleri geçirince fark ettim…
Sana bir papatya vermek isterdim,
Kanla sulanmış
Her yaprağı seviyor,
Her yaprağı bir kurşun taşıyor
Ve ben her yaprakta,
Sana vuruluyorum…

Sen o kurşunu sıkmasan,
Ben sıkardım sevgilim.
Morfin kokan yaralarımda seni hissederdim.
Bazı yaralar kabuk bağlamazmış,
Onu öğrendim.
Gitmek, öldürmenin en pasif çeşidiymiş
Bizse ölümlere karşı hep mağlubuz sevgilim.

Yani sevgilim şimdi sen, ellerinde kır kokusu,
Yüzünde kan gülleri taşırken
Ve bir fidan gibi yeşerirken göğsümde,
Sana küsmek;
İntiharın en zavallı halidir.
Oysa bir çiçeği bile koparamayan ben,
Bir çiçek yerine koparmak istedim seni.
Adımların, yemyeşil vahalarımı,
Kızgın çöllere çevirdi.
Ve ben bu sensizlikte, sessizce
Kaktüslere sarıldım…

Sen o kurşunu sıksaydın,
Ben sana gülerdim.
Ve mutlu bir adam olarak karşılardım sonumu.
Bir adama yakışır şekilde,
Gözlerinin en içine bakarak
Ve taşıyarak yüzümde bir sevdanın tüm çıplaklığını,
İlk ve tek ölümümü yaşardım..

Şunlar da hoşunuza gidebilir

SEVDAMIZ ONDA KALDI

TELVE

CİNAYET BULMACALARI – GÜNLÜK

Paris’e Alternatif Fransa Rehberi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.