HAYAT

Öyle kolay ki; çamuru alıp kirini başkasına bulaştırmak.
Öyle kolay ki; suratına bakıp, ne kadar kirlisin demek!!!
İlk çamura senin elin bulaştı, hiç fark etmedin değil mi?
İlk sen kirlendin görmedin değil mi?
Dilin kirlendi, yüreğin kirlendi…
Ve sen hiç fark etmedin değil mi?
Ne çok severiz bir kadını kirletmeyi. En kolayıdır, bir kadına çamur atmak. Hele bir de düşmüşse, çabalıyor ama elinden bir şey gelmiyorsa, gelemiyorsa…
En çok düşmüş yaralanmış, parçalanmış kadına hakaret edebiliriz, sıfatımızdan utanmadan sıfatlar yükleriz.
Hayat da bu hayatta öyleydi işte…
Hayat pavyonda çalışır, pavyonun kadınıdır. Adı Hayat’tır. Hayat’ı yaşayamayan, karanlığın içindeki, renkli masaların, şık kahkahaları ile hayatlara, hayat katandır Hayat…
Kendine hayat ararken, başka masaların sahte hayatlarına bulaşmıştı. Çok sevdiği ama yanıldığı bir sevdanın acısındaydı Hayat.
Kimse bilmedi nedenini, nasılını, niçinini??? O pavyona ait bir kadındı. En ağır şekilde cümleler kurmak da bizim hakkımızdı artık.
Hangimiz sevmediğimiz adamın koynunda nefes almayı tercih edebiliriz ki???
Ya da hangimiz pavyon ışıklarının altında, masalara çerez olmayı istemişizdir???
Hangimiz sabahın ilk ışıklarında sarhoş eve dönmeyi dilemişizdir???
Hangi kadın arı ve namusu ile çalışmayı reddetmiştir ki???
Hiçbiri…
Hiçbirimiz…
Hayatına mucizelere çevireceğini inanmış, bir adama teslimiyetin soluksuz acıların kurbanıdır artık.
Adı; Hayat, hayatı yaşayamayan Hayat…
Sevdaya inanan, en çok acıyı çeken, bedenini hibe eden Hayat…
Bir sperm fazlalığı, beş para etmez ciğersiz adamın koynuna aşk ile girdiğini sanan Hayat…
Bilemedik hayatlarını,
Düşünmedik onları,
Duyamadık seslerini,
Bakamadık gözlerine…
Nice hayatlar soldu, gitti.
Solma diyemedik,
Gitme diyemedik…
Ne çok bilmeden, ne çok düşünmeden, ne çok kulaklarımızı tıkayarak, ne çok gözlerimizi kapayarak bilmediğimiz, bilemediğimiz hayatlarında delikanlı naraları attık.
Hep utandırdık bakışlarımızla, bir biz utanmadık dilimizin söylediklerinden.
Hepsinin hayatı birbirine benzerdi aslında;
Sevdaya aldanmış, dört duvar arasında satılmaya başlayandı onlar…
Sevdaya aldanmış, süslü ama can yakıcı ışıkların altında sahne alandı onlar…
Sevdaya aldanmış, meze masalarında içleri kan ağlayan ama şık kahkaha atanlardı onlar…
Kimi sevdaya inananlarımız, kimi mutsuz ailelerin kaçalım kurtulalım umudu olan kadınlarımızdı. Ama hepsi yanılgının en büyük acısını yaşayanlar, şiddetini görenlerdi. Onlar keyfi süslenip, kendini gösterip, en lüks arabaya binmeyi, en güzel evlerin havuzlu bahçelerinde yüzmeyi, en güzel takılarla gezmeyi, en çok paraları harcamayı dileyenlerden değillerdi.
Karanlığın içinde, küçük bir ışık arayan çaresiz kadınlardı.
Hayatın, onlara küçücük kucak açmasına inanlardı onlar…
Şimdi…
Hayat’ı Hayat Olmayan Bir Hayat’ın,
Adresi; çıkmaz bir sokak,
Toplumun; Pavyon’da Çalışanı,
Mesleği; Hayat Kadını…
Gerçek; insanların bilmedikleri hayatlara ayıplar bakışları, gereği düşünülmeden ipe asışları, karanlığın içindeki renkli ışıkların hayatları. Kendi hayatlarını yaşamayı unutanların, şık kahkahaları içinde sessiz ölüşleri…

Ezgi Günaydın

HAYAT ; CÜMLELER KURDURUR,
VE BAZI CÜMLELER TOKAT GİBİDİR.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

2 thoughts on “HAYAT”

  1. Kadın ne olursan ol sen yerde sürünmeye değil, baş üstünde gezdirilmeye layıksın.
    Bahçelerde hanımeli
    estirir gönlümüzde
    çiçekli bahar yeli
    Gönlümüzde gül açar
    değerse kadın eli

  2. AĞZINA YÜREĞİNE SAĞLIK BU KADAR MI GÜZEL BİR İFADE ŞEKLİ OLUR.BAŞARILARININ DEVAMINI DİLERİM

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.