FELAH VER

Ringde köşeye sıkışmış boksör gibiyim. Her şey üst üste inerken yüzümün ortasına, bu kaçıncı yumruk bilmiyorum. Bilincimi kaybediyorum yavaş yavaş. Hislerim bulanıklaşıyor, acı yok, gözde yaş yok, ses yok, ışık yok, kelam yok… Oysa güzel başlamıştık hayata. Gülmelerimiz içten, tebessümlerimiz doğal, ağlamalarımız istediğimiz gibiydi. Yorulmamıştık, yalnızlaşmamıştık, eksilmemiştik, eksiltilmemiştik… Henüz tazeydi umutlarımız hayata karşı. Teselli sözcüklerinin bir anlamı vardı, sözün bittiği yerden hayli uzak, sessizliğin esaretinden muaftık. Dilimizde prangalar yoktu, yoktu bu hissiz gözler. Ve yoktu kalplerde bu zehirli karanlık.

Göğe bakardık, içimiz aydınlanırdı. Uçurtmalar, salıncaklar, koşuşturmalar kadar tazeydi umutlarımız. Göğe bakardık ruhumuz kanatlanırdı. Bebeklik, ilk çocukluk kavgaları, alelade bir sayfaya yazılan ilk aşk mektupları kadar saftık, temizdik. Sonra göğe bakardık, güneş parlardı üstümüzde, bulutlar içinde koşardık rüyalarda. Sonra sevdalar öldü, sevgi öldü, merhamet öldü, insanlık ve onun namına var olan ne varsa öldü. Yani sonra göğe bakamadık hiç; kararmıştı, kirlenmişti, gizlenmişti. Sevgi dolu bir cümleye gizli özne dahi olamayacak nefret yüklü insanlar! tarafından kalbimiz harap edilmişti.

Yağmurun ıslatmadığı topraklar kadar kuru, kimsenin geçmediği yollar kadar tenha, çiçeklerin açmadığı bahçeler kadar sertleşti cümlelerimiz. Ve yağmurlardan sonra gökkuşağı çıkmadı üstümüzde. Göğün mavi tonuna, çiçeğin kokusuna, insanın “insanına” hasret kaldık. Göğsümüzün ortasına ektiğimiz nar ağaçları, darağaçlarına döndü zamanla ve umudumuzu sallandırdık her sabah ve akşam titreyen dudaklarla.

Annesini kaybetmiş bir yavru kediye üzüldüm bugün. Yavrusunu kaybetmiş bir anne kadar üzgündüm bugün. Bu kaçıncı varsayım bilmiyorum varmayan sayımlarımda. Kelimeler arasında saklanan mayınlara denk gelmemek için dilimin üzerindeki kaçıncı yaram bu ısırmaktan. Sözlerimi cımbızla seçmekten usanıp boş verdiğim kaçıncı sükût bu? Ve nereye kadar ve ne zamana kadar ve neden? Nedendir bir bebeğin ilk bakışı karanlık tavanlara…

Kalemim yazmaktan, silgim silmekten, dilim susmaktan, kalbim nefretten tükendi. Ve tükendi dünya sevgisizlikten. Gün doğumları olmadı karanlık gecenin sabahında, bir sabaha daha ayazla başladık. İçimiz kış, içimiz çığlık çığlık, içimiz katran karası, içimiz hasret yanığı, içimiz kan deryası. Bir gülşenin ardından kalan sadece diken yarası…

Umarsız bakışların ardında saklanan gerçek, neredeysen çık da gel. Susan dudakların altında yatan vicdan, kalk da gel. Kalbine zift dökülmüş gece, nihayete er. Ve körelmiş yüreklerin arkasındaki insan insafa gel.

Sabret, Müntakim olanın intikamından korkulur. Ve her hikâye bir duayla son bulur.

“Ya Rab masum dualara karşı felah ver.”

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.