ESRARENGİZ OLAYLAR – Hayalet Gemi

Mary Celeste Gemisi, 1861 yılında Nova Scotia’da Joshia Davis adlı bir gemici tarafından yaptırıldı. İlk ağırlığı 282 grosston olan bu geminin ilk adı ise Amazon’du. Geminin ilk kaptanı ise gemi sahiplerinden birinin oğlu olan Robert McLellon’du. Robert McLellon’un ilk seferinin dokuzuncu gününde ölmesi, geminin uğursuz olduğunun belki de ilk işaretiydi aslında. Sonrasında geminin kaptanı olan John Parker yönetiminde gemi, bir balıkçı teknesiyle çarpışır ve onarım için tersaneye getirilir. Geminin tersanedeki onarımı sırasında, tersanede yangın çıkması ise bir başka talihsizlik olarak değerlendiriliyor. 1867 yılında Nova Scotia açıklarında gemi karaya oturur. 1868’de tamir edildikten sonra adı Mary Celeste olarak değiştirilir ve New York’dan Richard Haines’e 1750$ karşılığında satılır. Ve yeni sahibiyle birlikte Amerika-Adriyatik arasında ticarete başlar.

Herşey 1872 ekiminde Kaptan Briggs, karısı Sarah, kızı Sophia ve 7 mürettebatıyla 1700 varil saf alkolün taşınması için açık denize yelken açmalarıyla başladı. Mary Celeste’den bir hafta sonra denize açılmış olan, Kaptan David Dead Morehouse komutasındaki Dei Gratia gemisinin mürettebatı, 4 Aralık 1872 saat 13:00 sularında, Portekiz’in 600 mil batısında seyrederken yaklaşık 5 mil açıkta bir gemi gördüler. Aynı yeryüzünün sılasını çeken ve aynı denizin gurbetinde olan gemiciler, başka bir gemi gördüklerinde, selamlaşarak birbirlerinin yalnızlıklarını -aslında o kadar da yalnız olmadıklarını tebliğ eder gibi- selamlaşırlar. Bu eski bir denizcilik adetidir. Ancak Dei Gratia tayfaları gördükleri gemide bir gariplik sezmişti. Yelken yönleri ve geminin gidiş açısı arasındaki uyuşmazlık onlarda şüphe uyandırdı. Gemiye yanaştılar ve Mary Celeste ismini okudular. Gemiyi önceden bilen Dei Gratia gemisinin kaptanı, geminin henüz İtalya’ya varmamış olmasına şaşırdı. Dei Gratia, Mary Celeste’ye 400 yarda kadar yaklaşıp 2 saat boyunca gemiyi gözlemledi. Mary Celeste’nin güvertesinde kimse yoktu ve gemi de herhangi bir saldırıya uğramışa benzemiyordu. Dei Gratia gemisinin kaptanı, gemiye yanaşmaya karar verdi. Gemiye iyice yanaştıktan sonra sahiden de güvertede kimsenin olmadığını farkettiler. İlk Tespitlerine göre gemide yaklaşık 1 metre 10 cm yüksekliğinde su vardı ve gemide batmaya yönelik herhangi bir belirti de yoktu. Su tahliye pompalarından ise sadece biri çalışıyordu. Kamaradaki altı pencere tahtalarla kapatılmıştı, elbiseler kuruydu ve jiletler paslanmamıştı. Belli ki gemi iç kısımları etkileyecek kadar su almamıştı. Bir dikiş makinası yağı kutusu dikey olarak duruyordu, bu da gösteriyor ki, gemi dalgalarla sarsılmamıştı. Yeterli yiyecek ve su vardı. Bir kamaradaki masada ‘sevgili eşim Fanny….” diye başlayan bir mektup kağıdı duruyordu…
Saat bozulmuş, pusula kırılmıştı. Cankurtaran sandallarından biri kayıptı. Sekstant ve kronometre de gemide bulunamamıştı. Yerde bir kadın elbisesi ve bir çocuk oyuncağı vardı. Sanki herkes, çok aceleyle gemiyi terketmiş gibiydi. Ayrıca etrafta esrarengiz kan lekeleri vardı. En tuhafı da Kaptan’ın yatağının altına kanlı bir kılıç gizlenmişti. Seyir defteri hariç tüm belgeler ve konşimento kayıptı. En son 24 Kasım’da tutulan gemi seyir defterinde, enlem, boylamlarla, Kaptan’ın Benjamin Briggs olduğu ve gemide eşi ve bebekleri ile ayrıca yedi kişilik bir mürettebatın olduğu yazıyordu. Peki ama geminin terk edilişinden bulunuşuna kadar geçen on gün içerisinde ne olmuştu? Ana güvertede olması gereken filika yerinde yoktu. Geminin arka tarafında bir ucu gemiye bağlanmış diğer ucu boşta bulunan palamar, daha sonra ortaya atılacak komplo teorilerinden biri için kuvvetli bir şüphe oluşturacaktı. Filika, palamar ile gemiye bağlanarak denize indirilmiş ve gemiden kopmaması amaçlanmış olabilirdi. Gemi bulunduğunda gemideki erzaklara, kargoya ve mürettebatın şahsi eşyalarına dokunulmamış olması, akla gelen ilk ihtimal olan korsan saldırısı şüphesini çürütmüş oluyordu. Gemi bulunduğunda yalnızca bir filikası ve dört varil yakıtı kayıptı. Dei gratia gemisi mürettebatı, bir ödül beklentisi içinde Mary Celeste’yi Cebelitarık’a getirmişti. Fakat insanların Dei Gratia gemisi mürettebatının Mary Celeste gemisini yağmaladığını düşünmesi, bırakın ödülü, yargılanmalarına sebep olmuştu. Ancak Dei Gratia’nın Mary Celeste’den bir hafta sonra denize açılmış olması, Dei Gratia’nın Mary Celeste’ye yetişmesinin neredeyse imkansız olduğunun delili olduğundan, Dei Gratia mürettebatı aklanmış oldu. Daha sonra bu olay basına yansıyınca, bir çok komplo teorisi üretildi. Londra’da yayınlanan bir dergide, Mary Celeste gemisinde yolcu olduğunı söyleyen J. Hababuk Jephson adlı birinin ifadesi yer aldı. Fakat çok geçmeden bunun, Arthur Conan Doyle aldı yazarın kurgusu olduğu ortaya çıktı. Belki de bu, Arthur Conan Doyle’un daha sonra yazacağı Sherlock Holmes eserlerinin temeli olmuştur. Kim bilir?

Peki ama Mary Celeste’nin mürettebatına ne olmuştu. Bir gurup usta denizcinin, âdeta sırra kadem basmasının sebebi neydi? Sırrı bir türlü çözülememiş bu gizemli olay hakkında, düzinelerce teori üretildi. Kitaplar yazıldı, filmler çekildi, bilimsel araştırmalar yapıldı. Ancak bu hayalet geminin sırrı bir türlü çözülemedi.

Sözün burdan sonrasını Cinayet Bulmacaları kitabının yazarı Halil Cengiz’e bırakıyorum. Teorileri değerlendirmesi ve olayı aydınlatmaya çalışması için…

TEORİLER

“Bu konuda, akla ilk gelen teori, para için gemidekilerin öldürüldüğüdür.
Dei Gratia gemisinin mürettebatı, (salvaj) kurtarma parası almak için Mary Celeste’deki herkesi öldürdüler. “

Her şeyden önce, Dei Gratia’nın kaptanı ile Mary Celeste’nin kaptanı çok yakın arkadaşlardı. Ayrıca salvaj parası son derece düşük bir miktardı. Kaldı ki böyle bir eylem son derece de riskliydi. Dolayısıyla bu ihtimal bana uzak gelmekte.

“Korsanlar gemiyi bastı ve herkesi öldürdüler”

Aslında, olayın yaşandığı zaman dilimi düşünüldüğünde çok da uzak bir ihtimal değil. Ancak korsanlar, maddi kazanç sağlamak için haramilik yapan deniz eşkıyalarıdır. Oysa, gemiden hiç bir şey çalınmadığı ortada. Bu durum da korsanlar ihtimalini çok düşük bulmama neden oluyor.

“Mürettebat sarhoş oldu, kanlı bıçaklı kavgalardan sonra ölümler oldu. Bunun cezasından korkan katiller, cesetleri denize atp, filikalardan birini alarak paçayı kurtardılar.”

Gemide kan izleri mevcut ama bunlar yoğun izler değil. Kaldı ki filikayı alıp karadan bu kadar açıkta gemiden ayrılmak demek, ölüme açılmak demektir. Bunun yerine gemiyle karaya kadar yaklaşırlar ve daha sonra filikaya binerlerdi. Zaten büyük bir kavga yaşandığına dair izler de gözlemlenmemiştir. Dolayısıyla bu ihtimal de zayıftır.

“Geminin kargosunda bulunan alkol infilak etti. Bundan korkan denizciler gemiyi terk ettiler ve öldüler”

Son yıllarda bazı İngiliz bilim adamlarının iddia ettiği bu görüş de çok doğru gibi görünmemekte. Bunun en büyük sebebi de böyle bir patlamaya dair hiç bir izin olmaması. Bu teori hakkında bir belgesel yapıldığını da hesaba katarsak, gizem avcılığının ne denli popüler olduğunu daha iyi anlamış oluruz.

” BBC’nin sitesindeki bir teori ise şöyle: Gemideki ekmekler buğday yerine çavdardan yapılmıştı. Çavdar nemlenince körlük ve deliliğe yol açan bir tür mantara yol açar. Böylece mürettebat küflü ekmekleri yedikten sonra delirdi ve sandallara binip gemiyi terkettiler.”

Bu tür durumlarda, tüm personelde aynı etkiler görünmez. Çok az kişide delüzyon oluşur. Çok az kişide körlük. Genelde kusma ya da ateşlenme yoluyla atlatılır bu rahatsızlıklar. Nadir olacak bir etkiyi tüm gemi personelinin aynı anda yaşaması neredeyse imkânsızdır. Dolayısıyla bu teori de fazla tatmin edici görünmemekte.

Ufolar, deniz canavarları gibi uçuk senaryoları dikkate almadığımı belirtmek isterim. Gelelim akla en yatkın teoriye:

Bu seferin, Mary Celeste’nin yaptığı diğer seferlerden bir farkı vardı. Kaptanın eşi ve çocuğu da sefere katılmıştı. Ve bu durumun, bir dizi aksiliğin tetikleyicisi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Geminin su tahliye pompalarından yalnızca birinin çalışması, kamaraların 1 metrelik su altında kalması, filikalardan birinin kayıp ve halatının kopuk oluşu bize şunu söylemekte; bir panik oluşmuş ve tüm insanlar filikalardan birine suğınmışlardı. Neden birine derseniz, amaçları filika ile gemiden açılmak değildi. Mary Celeste’nin batma ihtimaline karşı, umutsuzca tedbir almaya çalışıyorlardı. Kaptanın ailesinin de bu sefere katılmış olması, soğuk kanlılığını korumsını güçleştirmiştir kanaatimce. Bir yağmur geçişi esnasında gemi su alır. Bu da paniğe yol açar. Tedbiren filikaya binen mürettebat, tehlikenin bitişini beklerken, filikanın halatı kopar ve sürüklenirler. Gemiye geri dönebilme şansları yoktur ve kıyıdan bu kadar uzakta kalan bir sandalda, son yolculuklarına çıkarlar. Bulunan kılıcın üzerindeki kanın bir insana mı yoksa başka bir canlıya mı ait olduğunu bilemiyoruz. Üstelik, bu seferden çok öncesinde kan bulaşmış da olabilir. Dolayısıyla bu konuda bir varsayımda bulunmak yanlış olacaktır. Bir çok eşyanın yerinde durması, mürettebatın bir panikle gemiyi terk ettiğinin delilidir. Kısacası, en akla uygun teori, bir dizi talihsiz olayın, Mary Celeste gemisinde yaşandığı ve bunun sonucunda, herkesin hayatını kaybettiği yönündedir. İşin gerçeğini hiç bir zaman tam olarak bilemeyeceğiz.

Başka bir gizemli olayda görüşmek dileğiyle….

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.