ACIDAN BİR BEDEN

Bir bahar günü düştün bu topraklara. Hevesle çektin ilk nefesini içine. Atmosferin, acı çekenlerin feryatlarıyla yoğrulmuş havası ciğerlerini kavuruverdi. Yaşamadan kederle doldun. Açık toprak rengi gözlerin koyulaştı her geçen gün. Hüzünlere tanık oluyordun sürekli. Çâresizdin. Tek yapabildiğin o acıklı sahneleri zihninde tekrar tekrar canlandırmaktı. Gözlerin gittikçe koyulaştı, aldırmadın.

Nefretle dolardın. Her gece, dünyanın en derin okyanusu açılırdı ruhunda. Bomboştu. Dışarı atardın kendini. Dayanamazdın. İçindeki boşluk bedenini tırmalardı. Derin yaraların vardı, insanlarla arandaki mesafelere rağmen; aldırmazdın. Düşünmedim değil, gamsız milyonlarca insanın çekmesi gereken acıları neden çektiğini. Ama geç de olsa anladım yanıldığımı. Hepimizin çekmesi gereken acıyı yüklemişsin omuzlarına. Neden bu kadar fedakârdın ki, anlamazdım gerçi hiç sormadım sana bunları. Zaten sorsam da anlatmazdın, sen anlatsan da ben anlayamazdım. Yüreğim yeterince büyümemişti henüz.

Hasretlerin vardı. Ah ne derin özlerdin sen. Ben senin gibi özlemeyi hiç beceremezdim. Sahi böyle çaresizce özlemeyi kimden öğrendin? Sana soramazdım, çekinirdim. Ama sen zaten özlediklerin dışında kimseye aldırmazdın. Öyle hasretle uzaklara baktığında, zaman dururdu. Sonra usulca gezdirirdin kalemi yıpranmış defterinde. Uzatırdın bana. Ah senin o yüreği kanatan mısraların ağlatırdı beni. Hıçkırırdım, sen uzaklara bakmaya devam ederdin. Dedim ya aldırmazdın. Düşünürdüm, uyku tutmazdı. Ben senin gibi özleyebilsem birini, herhalde toprağın altında da olsa kalkar gelirdi. Merak ederdim ama hiç sormadım. Bu kadar özlemi nasıl sığdırabildin o cılız gövdene.

Yıllar geçiyordu. Gövden her geçen mevsim biraz daha öne eğilirdi. Yüreğin göğüs kafesine ağır geliyordu. Öyle bakışların yerde ölmenden korkardım, aldırmazdın. Seni şehrin en kalabalık meydanına, “mahzunluk heykeli” diye koysak yadırgamazdı kimseler. Ama yaşıyordun her şeye rağmen. Sessiz hıçkırıkları andıran nefesini duyardım geceleri. Sahi hep merak ederdim ama soramadım. Gözyaşını akıtmadan nasıl ağlayabildiğini…

Keşke dedim. Keşke bir parça mutluluğu koyabilsem ürkek kalbine…  Ama herkes gibi ben de kendi mutluluğuma dalınca unuttum seni. Neyse ki yine aldırmadın. Ve yıllar sonra o eski sokağın köşesinde boş sandalyeni gördüğümde, içimden bir eyvah yükseldi. Sen yoktun artık. Ruhun bu toprakların acılarına gömüldü. Ve şimdi senin yerine gönüllü olacak kimse yoktu. Boş sandalyene oturdum. Derin bir nefes doldurdum ciğerlerime. Fakat hava farklıydı. Senin gönlüne cömertçe doldurduğun tüm kederler atmosferimize karışmıştı. İçimden ikinci bir eyvah yükseldi. Çektiğin tüm acılar bize miras kalmıştı.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.