AZİZE

Nerden buldun beni Azize, hangi karanlık uykudan hangi derin rüyaya uyandırdın? Gizlendiğim bu karanlık kuyuya nasıl ışık tuttu gözlerin?

Oysa ben ceplerime doldurduğum yalnızlığı alır kaçardım yaşamaktan ve buzdağının gölgesinde alırdım cephemi.

Şimdilerde ne çok yelken açıyorsun düşlerime, ne çok bayrak dikiyorsun burçlarıma…

Sızı diyorum Azize. Bir garip sızı bırakıyorsun ruhuma. Sineme çekiyorum sızını. Ahhh o gökyüzüne vurulmuşluğun, çok eski bir hasrettir biliyorum. Ben hep sırılsıklam gezerdim çelikten yağmurun altında, bunu da biliyorum, bu da çok eski bir hasrettir. Bakışlarını sunardın kalbime “Allah’ım bu nasıl bir imtihan?” deyişim gelirdi zihnime ve ben daha çok ıslanırdım. Geceleri bile peşimi bırakmayan gölgemle arşınlarken sokakları her köşede hayalinle kucaklaşırdım. Sen bilmezsin belki Azize burada yaşamak tekrar tekrar ölüme hasret kalmaktır. Her uçan kuşla selam gönderirdim, sen bunu da bilmezdin.

Aklım dönüp dönüp gözlerine takılıyor. Ahh bu benim akılsızlığım, akıldan yoksun aklım. Bir mezardan bir başka mezara gidiyorum. Ölümün bu hüküm sürdüğü topraklardaki kimliksizliğim nedendir bilmem.

Bu kirli kalabalıktan hayalini kurtarabildim sadece Azize. Ellerim hayaline mi sarılsın hayata mı, hayat şurda dursun ellerin… ellerin… ve yine ellerin. Dünya ellerin kadar, cennet ise gözlerin kadardı. Ahh o dünyadan ve o cennetten mahrum kalbim ne zaman uslanacak bunu da bilmezdim, bunu da bilmezdin. Ölümü önüme çeken saat haydi biraz daha hızlan, dünya cephesinde kurşunsuzum.

Hadi bitir bu savaşı, yorgunum.

Kalbimi gömdüğüm bu topraklarda nereden çıktın karşıma Azize?

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.