PİŞMANLIK SANATÇISI

Gecenin epey ilerleyen saatlerinde, kentin oldukça yüksek sayılacak tepesindeki virajlı yollarından yürüyerek aşağıya, evine doğru yürüyordu Hakan. Kafası dağılsın diye katıldı arkadaşının davetine, gerçekten de dağılmıştı kafası, sigara dumanı ve aldığı alkolün tesiriyle, toplaması zaman alacaktı.
Yağmur nazlı nazlı çiseliyor, yeni sürülmüş vernik gibi parıldıyordu yürüdüğü yol. Hem zihnini toparlamaya çalışıyor hem ayakta kalmaya hem de düz yürümeye çalışıyordu.
Hıçkırık sesini kulaklarında hissettiği an ruhu buz kesti. Beden kontrolünü kaybetmişti sanki birden ağlama isteği çöreklendi içine, siyah beyaz bir filmin duvara yansıtılmış görselinde ağlayan kişi annesiydi, izlediği annesine yardım edememenin çaresizliğiyle ağlıyordu aralı kapının ardında. Duyduğu hıçkırığın ne olduğunu ve nereden geldiğini anlamaya çalışmayı bırakmış, akıl oyunlarını alt etmeye çalışıyordu, bütün bunlar olurken yürümeyi sürdürmüş belli ki, artık hıçkırıkları daha da net duyuyordu. Mazi esaretinden kurtulup kendine geldiğinde uçurum sayılabilecek bir yerde olduğunu fark etti, yeşil yağmurluklu biri meydan okumaya mecali kalmadığını itiraf edercesine güçsüzce duruyordu ayakta.
Önsezileri çok güçlü olan Hakan bir müddet kadını izledikten sonra,
– Ölünce geçecek mi? diye sordu. Öyle irkilmişti ki neredeyse kayıp düşecekti. Sesin geldiği yere bakınca oldukça rahat, bir o kadar da çakırkeyif adamı gördü, kollarını koynunda birleştirmiş, boynunu hafifçe yana düşürmüş, kafasında İtalyan usulü kasket ağzında sigara ve dudağında aptal bir tebessümle.
– Korkudan ölecektim az kalsın!
– Fena mı? İşini kolaylaştırmış olacaktım.
Sezgilerinde yanılmadığını anlamış olmanın verdiği rahatlık vardı şimdi. Korkudan ölecektim demesi, ölmekten korkmanın itirafıydı, belli ki kafası karışıktı. Bir süre sessizlikten sonra elini kadına doğru uzattı Hakan,
– Oyalanmaya gerek yok meslektaşım, hadi gidelim artık, dedi.
– Ne meslektaşı?!
Hiç cevap vermeden yürüdü Hakan, kadın zaten korku ve kararsızlık yaşadığından durumu fırsata çevirmek istercesine ve tabi çaresizce peşinden yürümeye başladı, kendini bile ikna edemeyecek güven ve merakıyla. Gidelim dedi ama nereye gideceğini söylememişti, yokuşun bittiği yerdeki geniş düzlük büyük bir meydana çıkıyordu. Oyun parkı ve banklar vardı burada, gözüne kestirdiği bir banka oturdu Hakan, sigarasını çıkartıp yaktı, paketi bankta yanı başına bıraktı. İçindeki merak yığınının verdiği ağırlıkla ayaklarını sürüye sürüye yanına geldi ve kendisini banka bıraktı kadın.
– Adım Hakan, senin adın ne?
– Neden meslektaşım dedin?! Şey! Ebrar, adım Ebrar.
– Hıımm! Doğru sözlüler ve iyiler…
– Seni oraya götüren şey pişmanlıkların mıydı Ebrar?
– Evet.
– Ne tuhaf değil mi? Keşke anne karnından hiç çıkmasam diye düşündüğü için ağladığına inanılır bebeklerin, orası onların dünyası ve oradan çıkmayı ölmek sandıkları için ağlar ve yine başka bir pişmanlıkla devam eder yolculuk, “Keşke toprak olarak yaratılsaydım.” Pişmanlık, insanoğlunun genetik mesleğidir, bu yüzden meslektaşız hepimiz. Öğrenci misin?
– Evet, Edebiyat Fakültesi son sınıf ama bu yaşımda bile tükenmiş hissediyorum kendimi, bu yüzden kenarındaydım uçurumun. Kurtuluş olmadığını ben de biliyorum elbette, amacım kaçmaktı aslında yakalanmayacağını zannedercesine kaçmak.
– Kaçamazsın, bazen imkânlar bu kadardır, kabul etmek zorundasın belki de öyle olmak zorundadır bilemezsin. Hayat, çatlak bir testideki sudur, içsen de bitecek içmesen de. Testi demişken, bilir misin o hikâyeyi?
– !
Sırık ucundan sarkan iplere bağlanmış toprak testilerle su taşırmış evine her gün derviş, testinin birinin çatlaklığına aldırış etmeden, çok içerlermiş çatlak testi, işimi hakkıyla yapamıyorum, sağlam olan testinin taşıdığı suyun ancak yarısını taşıyorum diye, bir gün dile gelip sahibine dert yanmış, “Ben işe yaramıyorum.” demiş. Bilge sahip hemen susturmuş testiyi, “Ben senin çatlak olduğunu bilmiyor muyum sanıyorsun? Yürüdüğümüz yol boyunca senin tarafına denk gelen yerlere çiçek tohumları serptim, onlar senden sızan sular sayesinde büyüdüler ve ben onlardan ara ara toplayıp odamı ve kalbimi şenlendiriyorum…”
– Hiç bu açıdan bakmamıştım.

Yavaşça ayağa kalktı Hakan, hemen ardından da Ebrar kalkmıştı, yürümeye devam edeceklerdi, birden durdu ve tekrar banka yöneldi Hakan, pişmanlığımı unutmuşum diyerek aldı sigara paketini ve yaktı bir sigara daha.
– Bana neden ikram etmediniz!
– Sigara içiyor olsaydın isterdin, ya da kendin alırdın, almadın pişmansın, ikram etsem benim vesilemle sigaraya başladığın için belki günün birinde ben pişmanlık yaşardım.
Epey yol almış, sohbet de koyulaşmıştı araba farları karanlıkta yürüdükleri yolu aydınlatmıştı. Işık yoğunluğu gözlerini yoruyor dikkatlerini dağıtıyordu. Nasıl olduğunu anlamaya fırsat bulamadan kavşakta refüje çarpan bir otomobil hızla üzerlerine gelmiş, Hakan son bir hamleyle Ebrar’ı iterek uzaklaştırmıştı ama kendisi için artık çok geçti. Şaşkınlık, korku ve gözyaşlarıyla arabanın hemen yanı başında boylu boyunca uzanan Hakan’ın yanına yaklaşınca mırıltılarını anlamak için eğildi,
– Her insan sanatçıdır, az ya da çok: pişmanlık sanatçısı.
Yol boyunca yaptıkları koyu muhabbet ve yola doğru akan koyu kırmızı kan gecenin koyu karanlığında boğuluyordu.
– KEŞKE HİÇ KARŞILAŞMASAYDIK HAKAAAANN!
Haykırışında bile pişmanlık yatıyordu. Keşke, öznesi olmuştu lisanının.

Oturduğu bankın hemen arkasındaki yoldan gelen acı fren sesi kendine getirmişti. Arkasına bile bakamadı korkudan. Yıllar önce yaşadığı anılara dalmıştı, ne gariptir ki onu uyandıran yine acı bir fren sesi olmuştu. Kafasını çevirip bakmak istemedi, ya bir kaza olmuşsa ya arabanın altında biri kalmışsa ya Hakan’la göz göze gelirse tekrar!
– İyice saçmaladım… diye mırıldandı, o esnada telefonu çaldı, telefondaki kişi yayınevi sahibi Hatun Hanım’dı,
– İyi günler, Prof. Dr. Ebrar Hanım’la mı görüşüyorum?
– Buyurun benim!
– Değerli hocam, yayınevinden arıyorum, yeni yayın dönemi için ön çalışma yapıyoruz, uzun zamandır beklettiğiniz kitabınızın ismine karar verdiniz mi? Tanıtıma dâhil edelim.
Kısa sayılmayacak bir süre duraksadı, daha fazla bekletmeye hakkı olmayacağını düşünerek cevap verdi.
– SEVGİLİ MESLEKTAŞIM.
– !?

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.