SEVDA ÜZERİNE

Dozu kişiden kişiye değişiklik gösterse de muhakkak birtakım sevdalanmalarımız olmuştur. Kimimiz imkânsızın peşine düşmüşüz kimimiz ise hep basit aşkları kovalamışız. İşte bu zamanı net bir şekilde belirli olmayan sevdalanmalarımız bizlerin normal bireyler olduğumuzun birer kanıtı sayılmakta, hatta bazılarına göre sevdalanmak yaşamanın da delili olmuştur. Herkesçe kabul edilen yargı ise sevdalanmanın kaçınılmaz olduğudur.
Aklımızın ve kalbimizin kirada olduğu zamanlardı, sorgulamaya başlıyor en bilginlerimiz sevdayı. Kısa bir süre sonra sevdanın korkutucu yanları anlatılıyor kulaktan kulağa, o kadar çabuk yayılıyor ki bu düşünceler, tutkularımızdan vazgeçiyoruz. Doğru – yanlış her şeyi, yaşama sevinçlerimizi bir kenara bırakıyoruz birer birer ve biz oluyoruz sonra, bir bütün oluyoruz, yani sevdadan korkanlar oluyoruz. Anlamlandıramıyoruz ilk başlarda beynimiz zonkluyor, yarınımızı göremiyoruz, utancımızdan kafamızı çıkartamıyoruz sokağa ama sonra alışıyoruz. Alışmaktan başka çare bulamıyoruz.
Olmayacak sevdaların peşine düşme korkusu bu hale getirdi bizi, bir an olsun aklımızdan çıkmadı sevip kavuşamamanın korkusu. Hep bu ihtimal vardı zihnimizde, zihnimiz başka ihtimalleri perdeliyordu ve o kadar çok direndi ki kalbimiz sevmemeye, bir tık ilerisi uçurumdu.
Peki, neden herkes herkesi bu kadar çok korkutuyor? Neden kalbimizin akışına bırakamıyoruz bazı şeyleri? Yoksa zaman mefhumu mu zedeliyor kalbimizin direncini? Kıvılcımlar çakmaya başladı, düzen bozan bir çığlık koptu içimizden artık içimizde büyüyen devin ortaya çıkmasının zamanı gelmişti. Çok zaman kaybettik ömrümüzden, duygularımız körelmiş aklımız buz kesmişti ama şunu iyi biliyorduk ki çilesini çekmediğimiz hiçbir şey bizim değildi. O kadar sıkıntıya rağmen boynumuz kıldan inceydi çok korktuğumuz o şey başımıza ansızın gelecek ve bizi o uçurumun kenarında çaresizce bulacaktı. Bu duygu sevindirmeye başladı bizleri çünkü geriye tek çıkar yol kalacaktı, o da delice sevdalanmak.
Kıskıvrak yakalanıyor kalbimiz, bir süre sonra sevmeye başlıyoruz bilinçsizce, hem de hiç korkmadan sıkılmadan. Kendimizden geçiyoruz, kendimizle birlikte o kadar şeyi değiştiriyoruz ki sevda ırmağında yıkıyoruz düşlerimizi ve bilinci nasırlaşmamış bireyler arzuluyor kalbimiz. Yüzümüz gülmeye başlıyor, etrafımız sevdalı insanlarla dolu. Her yerde aşk, sevda sözcükleri ve ardından yıkılıyor bütün tabular. Sonra yeniden birey oluyoruz yani biz olmaktan çıkıyoruz, artık özgürüz. Ve artık öyle bir noktaya geliyoruz ki sevda iliklerimize kadar yerleşiyor. Sevdanın ne demek olduğunu anlamaya başlıyor sevdayı sevdireni seviyoruz. Bu öyle bir sevgi ki ruhumuza ulaştırır bizden olmayan bizleri.
Seviyoruz, anladıkça daha çok seviyoruz, Kaf dağından yuvarlansak ölmeyiz o kadar çok seviyoruz.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.