ESRARENGİZ OLAYLAR: DYATLOV GEÇİDİ

Dünya tarihinin karanlıklarının içinde, karanlıktan daha karanlık şeyler vardır. Bunlardan bazıları bildiğimiz, bazıları da bilmediğimiz gizemleriyle hala korunmaktadır.

Gizem, sır ve çözülemeyen kelimelerini bir arada kullandığımızda aklımıza ilk gelen ve günümüz insanlığını sarsan en büyük olaylardan biri şüphesiz “Dyatlov Geçidi Vakasıdır.”

Hikâyemiz, 1959 yılında 9 dağcının Ural dağlarında, korkunç bir şekilde öldürülmeleriyle sonuçlanan bir olaylar bütünüdür. Her biri hayat dolu, her biri üniversite öğrencisi ve her biri korkunç bir sonla noktalanan hayatlar…

İgor Alekseyeviç Dyatlov, grup lideri, d. 13 Ocak 1936

Zinaida Alekseyevna Kolmogorova, d. 12 Ocak 1937

Lyudmila Aleksandrovna Dubinina, d. 12 Mayıs 1938

Aleksandr Sergeyeviç Kolevatov, d. 16 Kasım 1934

Rüstem Vladimiroviç Slobodin, d. 11 Ocak 1936

Yuri Alekseyeviç Krivonişenko, d. 7 Şubat 1935

Yuri Nikolayeviç Doroşenko, d. 29 Ocak 1938

Nikolay Vladimiroviç Thibeaux-Brignolles, d. 5 Temmuz 1935

Aleksandr Aleksandroviç Zolotarev, d. 2 Şubat 1921

Ural Teknik Üniversitesi öğrencisi olan bir gurup gencin, Ural dağlarının zirvesine bir keşif gezisi yapmaya karar vermesiyle başlıyor, tüm bu sırlı yolculuk…

Genç gezginler, kuzey bölgesi boyunca devam edecek 300 km’lik bu seyahati 16 günde tamamlayacaklarını tahmin etmişlerdi ve zorluk bakımından en yüksek kategorilerden 3. kategoride olan bu gezi için, çok da şartları kolay olmayan bir rota belirlemişlerdi.

Aslında bu zor ve göz korkutucu gezi, genç gezginlere çok ta korkutucu gelmiyordu. Başta liderleri İgor Dyatlov olmak üzere, takım olarak kendilerinden çok eminlerdi.  Her biri tırmanış ve uzun kayak gezilerinde yetenekli sporculardı. İki haftadan fazla bir süre dondurucu soğukla mücadele edecek ve tehlikeli rotaları boyunca büyük bir macera yaşayacaklardı.

İşte o gizemlerle dolu Dyatlov Vakasının Kuzey dağlarına doğru olan rotası…

Genç gezginler, İntel‘e kadar trenle gidip, daha sonra kasabaya kadar arabayla, oradan ise nehrin üzerinden hedeflerine doğru kızaklarla devam edecek biçimde plan yaptılar. Urallı gençlerin gurup günlükleri incelendiği zaman, yolculuk boyunca 10 kişilik olan ekibin, Yuri Yudin‘in ayak bileğini burkması sonucu yolculuğunu yarım bırakarak, keşif ekibinden ayrıldığını da yazmaktadır.  9 kişi kalan ekip, son elde edilen verilere göre Holat Syahl tepesine ulaşmayı başararak burada çadırlarını kurmuşlardır. Ve olaylar gizemini burada göstermeye başlar
Grup lideri Dyatlov’un dağdan merkeze döndüklerinde, enstitüye çekmesi gereken telgrafın süresinin geçmesi üzerine, çadırın kurulduğu dağa doğru arama kurtarma ekipleri, telaşlı bir biçim de hareket ettiler

Ekip, Holt syahl tepesine geldiğinde karşılaştıkları manzara karşısında bir nevi şoka uğramışlardı. Aslında adım adım ele alındığında bile olay her haliyle esrarengizdi. Bu kadar tecrübeli dağcının bir araya gelerek yaptıkları küçük hatalar, herkesin aklına şüphe düşürüyordu. Akıllara takılan ilk sorulardan biri, çadırın kurulduğu yer olmuştu. Burası yerine 1,5 km ötede ki ormanlık alana çadırlarını kurmuş olsalardı, daha güvende olacaklar ve görüş açıları daha rahat olacaktı.

Arama kurtarma ekibi çadırı incelemeye koyuldu. Elden edilen verilere göre çadır içten yırtılmış ve çadırın etrafında dağcıların eşyaları dağınık bir haldeydi. Çadırdan ormana doğru giden, 7-8 kişiye ait ayak izlerinin olduğu anlaşıldı. Ayak izlerinin hiç birinde ayakkabı veya çorap giyildiğine dair bir iz yoktu. Gecenin bir vakti, o dondurucu soğukta yalın ayak dışarı kaçacak kadar ne yaşamış olabilirlerdi?  İşte Dyatlov vakası tüm gizemini, mantık sınırlarını zorlayarak korumaya devam ediyordu.  Kampın 500 metre ilerisinde, bir sedir ağacının dibinde, dağcılardan Yuri Krovinesenko ve Yuri Doresenko’nun cansız bedenlerine ulaşılmıştı. İkili, sedir ağacının kuru yerine yaş dallarını toplayarak ateş yakmış ve ısınmaya çalışmışlardı. Bulunan cesetlerin üzerinde ise sadece iç çamaşırları vardı. Yapılan araştırmalar ilerledikçe bu durumun sebebinin, sağ kalan dağcı gençlerin, ölen arkadaşlarının cesetlerine ulaşınca, donmamak için onların kıyafetlerini giymelerinden kaynaklandığı anlaşılmıştı.

Araştırmacılar, sedir ağacı ile kamp arasında 3 cesede daha ulaştılar. Olayın yaşanmasının ardından 3 dağcının kampa dönmek için yolda ayrı ayrı hayatlarını kaybettikleri anlaşıldı. Talihsiz bu üç dağcı ekibin lideri olan İgor Dyatlov, Zina Kolmogarova ve Rustem Slobodin’di.

Arama kurtarma ekibinin diğer dört dağcıyı bulması biraz daha uzun sürmüştür. Yapılan araştırmaların sonuç vermesiyle tekrar bir şok yaşandı. Bir nehir yatağında dört metre karın altında kalan cesetleri buldular.

Bulunan cesetler, dağcıların arkadaşları öldükten sonra elbiselerini giydiklerini kanıtlamıştı. Çünkü bulunduklarında Zolotoryav Dyatlov’un kürklü montunu ve şapkasını, Dubina ise ayağına Kolmogorova’nın pantolonunu giymişti.

Bu cesetler diğerlerine göre daha farklıydılar. Üç tanesi şiddetli bir darbe sonucu ölmüşlerdi. Bir tanesi de ölümcül bir darbe sonucu kafatasında kırık bulunmaktaydı. İkisinin ise göğüs kafesleri parçalanmıştı. Ve bu cesetler çok ilginçtir ki dışarıdan gelen bir darbe almamışlardı.

Araştırma kurtarma ekiplerinin ilk ulaştıkları cesetler olan; Yuri Krivonişenko, Yuri Doroşenkoİgor Dyatlov, Zina Kolmogorova ve Rüstem Slobodin’in yapılan ilk incelemenin ardından, ölüm nedenleri olarak hipotermi sonucu bulunmuştur. Dağcılar soğuktan etkilenmiş ve gecenin karanlığında tek tek ölmeye başlamışlardır. Ama ilginç olan şudur ki Slobodin‘in kafatasında bir kırık tespit edilmiş fakat bu kırığın ölüm sebebi olamayacağı kanısına varılmıştır. Fakat şu da belirtilmiştir ki o gece Slobodin’nin o darbeyi alması sonucu, bayılarak soğuktan donmuş olmasıdır

Araştırmalar sürdükçe ve cesetler incelendikçe olayın dehşeti büyüyordu.   Bulunan cesetlerden Alexandrovna Dubinina‘nin dili, gözleri ve dudağı yoktu. Artık insanlar düşünemiyor belli bir mantığa bürüyemiyorlardı olayları. Üstüne üstlük, elbiselerin üzerinde radyasyon kalıntıları da vardı ve bu radyasyon, normal seviyenin çok üzerindeydi. Doğal olarak araştırmacıların aklına, Rus dağcıların bir nükleer denemenin ortasında kalma ihtimali geliyordu.

Çünkü ancak bir nükleer patlama sonucu oluşacak hasarlar bu kadar radyasyona ve bir darbe almadan kaburgada oluşabilecek kırıklara sebep olabilirdi. Ama yalnız iki dağcıda oluşan bu kırıklar, bu sonuca varmak için de yeterli değildi.

Bulunan ilk cesetlerden Rüstem Slobodin‘in donma anındaki şekli ise bir diğer ayrıntı olmuştur. Slobodin‘in yanağı ve dudağı şişmiş, darp edilmiştir. Bu sonuca ise midesini tutarak sırtını dönmüş pozisyonda olmasından ulaşılmıştır. Ama yapılan incelemelerde çevrede herhangi bir ayak izine rastlanmamıştır.

TEORİLER

Dyatlov Geçidinde yaşanan olayları çözmek için birçok teori üretilmiş ancak bu teoriler çoğunlukla olayı çözmemiş, tersine yeni soru işaretlerini beraberinde getirmiştir. Sizlere bu teorileri ve teorilerin doğurduğu soru işaretlerini sunarken aynı zamanda olayın ne kadar komplike ve gizemli olduğunu da daha yakından göstermiş olacağız.

MANSİLER: Olayın yaşandığı bölge, şaman inancına sahip bir yerli halk olan Mansiler açısından kutsal kabul edilen bir mahaldi. Buraya, ölüm dağı diyorlardı. İşin garibi, Mansiler dahi buraya neden bu ismin verildiğini bilmiyordu. Sovyet polisi yerli halkı günlerce sorgulamış fakat olayla ilgileri olduğuna dair herhangi bir ipucuna ulaşılamamıştı. Hem ölümlerin şiddeti, hem Mansilerin barışçıl bir kabile olması hem de olay yerinde başka bir ayak izinin olmaması, bu korkunç ölümlerle yerli halkın bir alakasının olmadığını göstermektedir. Dolayısıyla bu teoriyi çürütülmüş olarak kabul edebiliriz.

UZAYLILAR: Bu teori, son dönemde oldukça popüler olan, aynı zamanda bir filmle de PR çalışması yapılan bir mittir. Kurbanların bir kısmının kemiklerinin kırılmış olmasına rağmen, deri ve kaslarında herhangi bir yara izi bulunmaması, bunun yanında olayın olduğu bölgede ışık saçan cisimler görüldüğüne dair yapılmış ihbarlar bu teorinin en büyük delillerdir. Ancak bahsi geçen ışıkların bir füze denemesinden geldiği yetkililer tarafından açıklanmıştır. Zaten belki binlerce ışık yılı öteden gelen akıllı canlıların, bir kaç genç dağcıyı öldürmek için bu büyük yolculuğu yapmaları mantık dışıdır. Çok zayıf olduğunu düşündüğümüz bu teoriyi de çürütülmüş olarak kabul edebiliriz.

CİNLER: Cin veya şeytanların bu cinayetleri işlediğine dair üretilen senaryoların fazla ciddiye alınmasına gerek yoktur. Hem başka bir boyutun canlılarıdır hem de bu kadar soğuk bir ortamı, yaradılışları gereği bulunmak için tercih etmezler.

ÇIĞ: Bu teori, son dönemde oldukça taraftar toplamıştır. Teoriye göre, dağcılar uyurken küçük bir çığ olmuş, korkuyla çadırı içerden parçalayıp kaçmışlar, doğa koşulları yüzünden geri dönememişler ve birbirlerinden ayrılmışlardır. Bir grup donarak ölürken, başka bir gurup ikinci bir çığ sebebine acı bir ölümü tatmıştır. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki gerçekten küçük bir çığ olmuş olabilir. Fakat bu çığ en fazla bir kaç santimlik kar taşımış, yani oldukça tecrübeli dağcıların korkabileceği bir etkiye sahip olamaz. İkinci çığ ile alâkalı ise herhangi bir delil yoktur. Zaten bu küçük afetler, dağcıların kaybolan organlarını (çene ve dil) açıklamaktan uzaktır. Kafatası kırılan ve darp edildiği kesin olan Rüstem Slobodin‘in cesedi dahi bu teoriyi çürütmeye yeterlidir.

KAVGA: Teorilerden en dikkat çekici olanlarından biri de dağcıların büyük bir kavgadan dolayı çadırdan kaçtıkları ve bu sebepten öldükleri yönündedir. Rüstem Slobodin‘in kafatasındaki kırık ve vücuduna darbe almış olması bu teorinin en büyük delillerdir. Ancak bu ihtimal de ne yazık ki çok kuvvetli görünmemekte. Hangi kavgada, bir insanın göğüs kafesindeki kemikleri kırabilirsiniz. Hadi kırdınız diyelim, bunu deri ve kaslara zarar vermeden nasıl yapabilirsiniz? Kısacası diğer cesetlerin durumu bu teoriyi de çürütmektedir.

VAHŞİ HAYVAN: Akla uygun gelen teorilerden birisi de ayı ya da kurt gibi bir avcının saldırısıdır. Bu saldırıdan kaçan dağcılar panikle çadırı terk etmişlerdir. Dubina‘nın dilinin, gözlerinin ve dudağının yerinde olmaması, bu teorinin en kuvvetli delilidir. Ancak otopsi raporuna göre, cesedin uzuvları kopartılmamış, muntazam bir şekilde kesilmiştir. Ayrıca, bölgede vahşi bir hayvana ait ayak izi bulunamamıştır. Yetilerle alakalı popüler kültür masalları da üzerinde durulmaya değmeyecek bir iddia olarak kabul edilmelidir.

İNFRASOUND: İnfrasound, fırtınanın oluşturduğu titreşimlerin dağcıların beyinlerini etkileyerek onların delirmelerine yol açması teorisidir. Olay gecesi, sıcaklık çok düşük olmasına rağmen fırtına gözlemlenmemiştir. Kurbanların ayak izlerinin rahatça tespit edilmesi, kar fırtınası yaşanmadığını göstermektedir. Dağcıların hep birlikte delirmesi de vakayı tam olarak açıklayamaz. Bu yüzden bu teoriyi de çürütülmüş olarak kabul edebiliriz.

DEVLET: Olayın soğuk savaş döneminde yaşanmış olması, kurbanların üzerinde normalin çok üstünde radyasyon tespit edilmesi gibi sebeplerden Sovyet yönetiminin bu vakanın baş sorumlusu olduğunu düşünenler hayli fazladır. Ancak Koskoca bir devletin bir kaç dağcıyı neden öldürmek ihtiyacı duyduğu konusu tam bir muammadır. Bütün bu teorilerin nasıl bir sonuç doğurduğunu Cinayet bulmacaları kitabının yazarı Halil Cengiz’e sorduk, kendisinin değerlendirmeleri şu şekildedir:

“Dyatlov Geçidi vakası tam bir trajedidir. Bu olaya ne kadar mantıklı bir açıklama getirmeye çalışırsanız çalışın, tam bir sonuca ulaşmak imkânsız olacaktır. Her şeyden önce bu gençler bir dizi talihsiz hadise mi yaşadılar yoksa öldürüldüler mi? İlk önce bunu tespit etmek gerekir. Elimizdeki deliller bu gençlerin öldürüldükleri yönündedir. Rüstem Slobodin’in darp edilmiş olması ve Dubinina‘nın uzuvlarının kesilmiş olması olayın cinayet olarak adlandırılmasına yeter. Peki katil kim olabilir? Katil kesinlikle tek kişi olamaz ve kesinlikle profesyonel bir ekip gibi durmakta. Çünkü olaya kaza süsü verme gayreti aşikâr. Dubinina‘nın dilinin, gözlerinin ve dudağının alınması, vahşi hayvan saldırısı izlenimi vermek için yapılmış gibi görünüyor. Ekibin bir kısmının göğüs kafesinde kırıklar var. Bu da kaza süsü vermek için yapılmış gibi duruyor. Tek kurşun harcamadan, bölgedeki sevilen ailelerin çocukları infaz edilmiş. Peki bu nasıl yapılmış? Simülasyon olarak anlatmak gerekirse, çadırın doğu köşesine, geçici olarak gözleri kör eden bir sis bombası atılmış olması kuvvetle muhtemel. Bu bomba, çadırın doğu köşesinde bulunanların geçici olarak kör olmasına yol açar. Çadırda bir panik oluşturur ve batı köşesinde bulunanlar çadırı parçalayarak dışarı kaçarlar. Gaza en çok maruz kalanlar da çadırın girişinden kaçışırlar. Hepsi çıplak ayakla -30 derece soğukta bulurlar kendilerini. Üstlerindeki kıyafetlerle, yarım saat içinde donarak can verirler. İnfaz ekibi ise sadece onların ölmesini bekler. Rüstem Slobodin ise çadıra yani kurtuluşa yaklaştığı için müdahaleye uğrar. Karnına ve kafasına indirilen darbelerle bayılır. Gerisini soğuk halleder. Gazdan daha az etkilenen diğer dağcılar ormana kaçışırlar. Onları izlemek mantıksızdır, gece ve ayazda infaz ekibi de tehlikeye atılmış olur. Üstelik de gereksizdir çünkü dağcılar yaşamak için kıyafetlerine muhtaçtır ve geri dönmeye mecburdurlar. Nitekim geri dönmüşler ve ölen arkadaşlarının elbiselerini almışlar, böylelikle de infaz ekibine yeniden yakınlaşmışlardır. İnfaz için gelenler kurbanlarını, diğer dağcıların 500 metre ilerisinde pusuya düşürmüş ve o yıllarda yeni üretilmiş olan basınçlı bir silahla vurmuş gibi görünmektedir. Dağcıların deri ve kaslarına zarar vermeden, kemiklerini kırabilmenin yegâne yolu budur. Daha sonra kurbanların üstlerine bir miktar kar atılmış, böylelikle kaza süsü verme işlemi bitirilmiştir. Ekip, vahşi hayvanların, cesetleri ziyaret ettiğini göstermek için de Dubina‘nın dilini kesmiştir. Kesmiştir diyorum zira dilin koparılmadığı, muntazam şekilde kesildiği otopsi raporundan anlaşılmaktadır. Ekip, olay yerinden ayrılmadan kendi ayak izlerini temizleyerek, görevlerini tamamlamıştır. Peki tüm bunların nedeni nedir? Olayın örtbas edilme çabası, polislere dosyanın kapatılması emrinin verilmesi, resimlerde görülen bir cismin adli emanetten kaybolması, Boris Yeltsin‘e olayla ilgili bir rapor verildikten sonra, Yeltsin‘in konuşmayı reddetmesi, kurbanlardan birinin günlüğü ve fotoğraf makinesinin kaybolması ve dağcılardan biri olan Zolataryov‘un KGB ajanı olması gibi veriler; dağcıların devlet tarafından infaz edildiğini göstermektedir. Öğrenciler teknik üniversitede okumaktadır. Doroshenko, Mayak isimli bir nükleer projede çalışmıştır. Dolayısıyla bu öğrencilerin gizli bir silah yapımında kullanıldıkları, silahın güvenliği için de öldürüldükleri düşünülebilir. Ya da öğrencilerin radyasyon içeren nükleer bir parçayı çaldığı ve yanında taşıdığı da ihtimaller dairesindedir. Ayrıca bu ihtimaller üzerlerindeki radyasyonu da açıklar. Dağcıların direk öldürülmeyip, kaza süsü verilerek infaz edilmesi, halk tarafından ailelerinin çok sevilmesinden ya da büyük bir tepkiyle karşılaşma endişesinden olabilir. Tüm bu ifade ettiğim şeyler birer varsayımdır. Tek gerçek ise o gece bu dağcılara ne olduğunu hiç bir zaman tam olarak öğrenemeyecek olmamızdır.’’

İşte tüm yönleriyle Dyatlov Vakası… Tarihin en karanlık kuyularından biri… Eğer sizler de bu vaka ile ilgili bir teoriye sahipseniz, düşüncelerinizi ve yorumlarınızı bizimle paylaşabilirsiniz. Esrarengiz olaylar bölümümüzde, gelecek sayımızda, başka bir gizemle karşınızda olacağız. Görüşmek dileğiyle…

 

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

1 thought on “ESRARENGİZ OLAYLAR: DYATLOV GEÇİDİ”

  1. “Dağcıların deri ve kaslarına zarar vermeden, kemiklerini kırabilmenin yegâne yolu budur.”

    Bu olayda pek çok yanlış bilgi var. Otopsilerinde zaten şiddet yoluyla öldükleri yazıyor. Deri ve kaslarının zarar görmediğini birileri sonradan uydurmuş olmalı zira cesetlerin hepsinde de deformasyon var. Zinaida Alekseyevna Kolmogorov’un yüzündeki çürüklere bakar mısınız? Öldükten sonra olmuş muhakkak ama bu nedenle yaşarken yüzüne bir darbe almış olup olmadığını bilemeyiz. (Tokat veya yumruk gibi bir darbeden bahsediyorum)
    Dyatlov’un ayak bileklerinde, kahverengimsi kırmızı aşınma, 1×0.5 cm boyutunda ve 3×2.5 cm boyutlarında, altta yatan dokuda kanama var. Otopsi sonuçlarında açıkça dokularında tahribat olduğu görünüyor.

    En önemli kanıtlar: Lyudmila Aleksandrovna Dubinina’nın ve SEMYON ZOLOTARYOV’un altta gönderdiğim linkten cesetlerini inceleyin? (Mideniz kaldırmayabilir.) Benim gözlerim bozuk değilse eğer, deri namına bir şey kalmamış ki, derilerine zarar gelmeden kemiklerinin kırıldığını söyleyebilelim.

    http://dyatlov-pass.com/death

    Zolotaryov’un kafatasının sağ tarafında 8×6 santimlik çoklu kırık yazıyor raporunda, ki resimde de açıkça görünüyor. Gözümüzle gördüğümüz bir yara var açıkça. Derisi de büyük oranda çürümüş. Zaten soğuktan kaynaklanan kahverengi bir renkte ,yani doğal rengini bile kaybetmiş çürümenin bilmem kaçıncı aşamasındaki bir cesetten bahsediyoruz. Sağ kaburga kemiklerinde düzgün çizgi şeklinde ikili paralel kırıklar var. Yani sağ taraftan almış tüm darbeleri. Bir yerden düşünce kadar düzgün kırıklar oluşuyor mu bilmiyorum, doktor da değilim ama sanki demir bir çubukla dövülmüş gibi. Bir yerden düşerken insan genelde kollarını falan açar ve kolları kırılır. Bunun kollarında kırık da yok. Sanki ilk darbeyi doğrudan kafadan alıp bilincini kaybetmiş gibi . Bir adli tıpçı daha iyi açıklama getirir tabi ama deri ve kaslarına zarar gelmeden kemiklerin yüksek bir basınçla kırıldığı resimlerden de anlaşılacağı üzere olaya gizem katmak için birileri tarafından uydurulmuş. (Ama bu olayı daha az gizemli yapmıyor gene de).

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.