ERİKLER KÜSERSE

+Amca hakkını helal et biz gidiyoruz.
-Aaa nereye, kim demiş?
+Bizde çok istemiyoruz ama gitmemiz lazım.
-Ama siz giderseniz olmaz ki… Erikleri kim yiyecek sonra? Küser ya bu ağaç size.
+Biz yine geliriz ki yemeye.
-Fazla gecikmeyin bak, erikler kalır ya ağaçta kimse yemez onları.
+Küstürmeyiz inşallah amca.

Dile kolay kalbe zor, üç yıl geçmiş üzerinden. O eve birlikte girdiğimizden bu yana üç yıl… Birlikteydik hep o vakitler. Öyle güzel öyle bereketli zamanlardı o zamanlar. Beraber olmanın en güzel demlerini yaşadığımız kıymetli günler. Sen de bilirsin abi o zamanları. O amcayı sen de çok severdin biz gibi. Eriklerin en lezzetli olduğu baharları çok severdin. Çayın en demli en lezzetli olduğu, havanın en neşeli olduğu saatleri… Tabi şimdi duysan bu yazdıklarımı kızarsın bana, o zaman neredeydi aklın diye. Eğleniyorduk, gülüyorduk eyvallah da; şikâyet etmekten de geri durmuyorduk maalesef.

En çok balon şişirdiğimiz ve en çok yol aldığımız yıldı o yıl. O kadar çok balonumuz vardı ki, rengârenk… Sarı, kırmızı, turuncu, mavi, pembe… Canımız da ciğerimiz de çok severdi onları. Yolları da rengârenk boyamışız meğer. Hatta o kadar çok yol almışız ki bir gün limana varmışız. Çok uzaklara gidecek o güzel gemiye birlikte binmişiz. Ama en çok yol gittiğimiz araç amcanın yeşil Toros’uydu. Kardeşimin hayaliydi bir gün o Toros’u satın almak. Ama amca hayır derdi. Eğer bu arabayı satarsam erik yemeye gelen olmaz derdi.

Ortak şarkılarımız, ortak filmlerimiz, ortak kitaplarımız ve en çok da ortak balonlarımız vardı. Bir ara “Uçarım mesela” sözleriyle koşardık sokaklarda. Ortak kitaplarımıza bir sürü hatıralar biriktirmiştik. Dostluğa dair anılar doldurduğumuz… Posta kutularına da bir sürü mızıkalar koyduğumuz… Hiçbir nefretin nefreti yenemeyeceği filmler de izlemiştik. Danslar, müzikler, renkler bizimle bir aradaydı hep. Geçen ilk iki baharda erikler de en güzel haliyle bizimleydi. Kütür kütür olanı da, en sulu olanı da…

Günler aylar geçirdik uzun uzun. Bazı günler birken bin oldu, bazı haftalar bir saatten kısa sürdü. Koskoca iki yıl geçti. Değerini hala bilemediğimiz ama hayatımızın en unutulmaz zamanları olan koca iki yıl… Amcadan helallik dilemeye gittik. Dedi ki erikleri küstürmeyin. İnşallah dedik ayrıldık, nasılsa yine gelecektik yemeye. Balonlarımızla vedalaşacaktık, nasılsa görüşeceğiz dedik konuşamadık. En çok senin yanında durduk abi o gün. Muhabbete doyum olmazdı ama gitmek zorundaydık. Nasılsa bir daha görüşecektik. Biz hayallerle dolduk, taştık ve gittik. Ama olmadı be abi. Görüşemedik bir daha, geleceğiz dediklerimizle. O “Nasılsa”lar gelmedi, gelemedi. Dediler ki biz gidersek küser o erikler. Geçen hafta öğrendim amca da gitmiş. Erikler çoktan beridir küsmüş meğer. Ne uzun sürdü ayrı kalınan mevsimler?

Önce her hücremi kavuran bir yaz geldi; ardından, kaça kaça bitiremediğim, güneşin hiç doğmadığı uzun kış geceleri… İçimiz yanıyor muydu, donuyor muydu bilemedim. Sokaklardan ses seda kesildi. Boğazımı kurutan sıcaktan çok konuşamamaktı. Kış gelmeyecek sanırken, gelmeyen baharı gözlemeye başladım. Günler uzadıkça uzadı. Dakikalar aylara dönüştü. Var mıydı acaba bu sessizliğin sonu? Varsa da nerede, ne zaman söyleyen yoktu. Uzaklara yol aldım sonra. İlk zamanlar üzerime gelen taşların ardı arkası kesilmedi. Gelen her taş daha fazla acıtıyordu. Sessizlik gözyaşlarına dönüşmüştü. Fakat çevremde beni umutsuz sananlar vardı. Ağlama diyenler… O kadar duyguyu bir arada yaşıyordum ki, bir yerden sonra hissetmemeye başladım. Hissizlik ne kötüymüş meğer, bir yerden sonra yaşamamaya başladım. Kış hiç alışkın olmadığım bir soğukla geldi. Gitmedi, bitmedi… O kadar çok yoruldum ki bu kış… Baharı beklerken, kavuran sıcak geri geldi. Bilemedim yine; yanıyor muyum, donuyor muyum? Ama şimdi gelsen, görsen şu halimi, kızarsın bana abi. Çok kızarsın hem de… Erikler küstü, balonlar da patladı artık. Çok kızacaksın bize. Sen gel yeter ki de, dinlerim kızmalarını hiç şikâyet etmeden de. Amca biliyordu demek ki. Ondan demiş zamanında “Ya erikler küserse”.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.