DUVARLA KONUŞANLAR KULÜBÜ

Sıradan bir güne uyandı kadın, kısık gözlerini elleriyle ovuşturdu önce. Lanet olsun bu günde ölmemişim der gibi bir bakış attı duvara. Duvar her zaman ki gibi sessizlikle cevap verdi. Duvar işte ne yapsın dedi içinden, zaten konuştukça alışıyorsun. Hafif doğrulup belini önce sola sonra sağa doğru döndürerek kütletti, diğer insanlara göre bu onu biriyle sevişmekten daha mutlu ediyordu. Sıradan insanların sıradan zevkleri ona göre değildi zaten bu yüzden sabah kahvaltısında kahve değil bir bardak süt içerdi. O gün de kalktı, yüzünü yıkamadan bir bardak süt içti. Bir sabahları, bir de alkol aldığı geceler yüzünü yıkamayı hiç sevmezdi. O salak mayhoşluğu ayık ve dinç bir vücuda tercih ederdi, zaten ayık ve dinç bir vücutla ne yapacaktı ki dünyayı kurtaracak hali yoktu ya. Kendi dünyasında yaşıyordu; ince kitaplar, kalın acılar, sert biralar ve sessiz duvarlarla konuşmayı severdi. Kahvaltıdan sonra çok sevdiği yatağına uzandı, önce duvarda asılı olan şairlerin posterleriyle bakıştı. Cemal Süreyya, Nazım Hikmet, Turgut Uyar derken şairlerden çıkıp Neşet Ertaş’ın posterine uzun süre baka kaldı: ”Gönlüm hep seni arıyor, neredesin sen?”  işte bu yazının ve elindeki sazla aşk yaşayan Neşet abinin posterine uzun baktığı günler içmeye erken başlardı. O gün bu gündü. Markete inip iki bira alıp tezgâhın üstüne koydu, ”Abi nasılsın?” diye sordu kasadaki suratsız adama. Ya nasıl olduğunu önemsediğinden değil de işte insanız ya sözde, nasılsın iyi misin kötüysen Allah kolaylık versin. En iyi kaçış yolu, dua. Demezler mi kadına dua ediyorsun da bu biraları cennete mi götürecen? Öyle şeylere fazla takılmaz, inancı vardır ama kimseye göre de hareket etmez. İçip içip dua ettiği günler de olmuştur herkes bilir sesini çıkarmaz çünkü kimse onun dünyasına girmeye cesaret edemez. Adam ”İyiyim abim” diye cevap verdi, kadın parayı verip eve döndü. Kadınların tam aksine kıyafetlere değil de alkole ve sigaraya verdiği paraya acımazdı bir tek, çünkü onun mutluluğu aynı alkolün yaşattığı kafa gibi hep anlıktı, ama mutsuzluğu her daim. Zaten iki pantolon iki ceket mutlu edecek olsa büyük holding sahipleri beş karış suratla gezmezlerdi. Gıcır gıcır yüksek topuklu ayakkabılar, seksi ve dar bir etek, ciddi bir gömlek ve gülmeyi unutmuş suratla örtülü taştan daha da taş kalpler. Ona göre değildi. Yatağına oturmuş elindeki birayı açıp kapağından yüzük yapıp parmağına taktı. Biradan bir yudum alıp tekrar yüzük yaptığı bira kapağının parmağındaki duruşunu seyretti. Derin bir iç çekti. Bunun sebebini söylemeyeceğim. Sonra yine en sevdiği  şeyi yaptı, karşısındaki duvarla konuşmaya başladı. Bunu yapmayı dünyadaki her şeyden daha çok seviyordu. Çünkü hatalarını anlattığında ayıplamıyordu, mutlu geçirdiği bir günü paylaştığında kıskanmıyordu, derdini anlattığında arada kesip kendi sorunlarını anlatıp boğmuyordu, duvar işte ne desin sadece sorgusuz sualsiz dinliyor ve sırlarını saklıyordu, bu yüzden onun için insanlardan daha değerliydi  o tam yatağının karşısında duran boş duvar. Bazen hayatın ağır acılarıyla karşılaşır bir şeyler fırlatırdı o duvara, bazen çiçekli tablolar asardı, bir gün de dile gelip dün bağırıp çağırdın bu gün ruhumu okşuyorsun diye dengesizliğini sorgulamazdı. Sorgusuz sualsiz orda dururdu, duvar işte. Ama duvar deyip geçmemek lazım, ne hayal kırıklıkları, ne gelip giden sevgililer, ne derin hıçkırıklar, ne mutluluk gözyaşları, ne yalanlar ne yanlışlar ne mükemmel adamlar ne boşa harcanmış sevgiler gördü de hep sustu. Duvar deyip geçmemek lazım, o duvar kadının yaşarken girebildiği tek mezar oldu.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.