BEN BU ASRA AİT DEĞİLİM

Oturdum ayak ayak üstüne atarak yelkovanın üzerine,
Durdurdum zamanı ve başladım bölüm bölüm sivri bir paragrafa.
Önce tanrıdan sonra
Gepetto ustadan yeni bir alın yazısı yontmasını diledim.
Şansımı daha da zorlayarak buluttan yağmasını istedim yalanın içinde boğulan ülkeme.
Akmasını umdum tozun çamurun yalanın demir mazgallara.
Fakat olmadı, sular altında kaldı yüreğimin kuzeyinde bir memleket.
Yastıkları üst üste koyarak bir şehir oluşturmak istedim kendime
Peyderpey ağaçlar diktim, çoğu ahlat ağacıydı.
Ve diz çöktüm yaşlı, beli eğri bir ahlat ağacının gölgesine.
Dallarından meyve döküleceği yerde, hüzün akıyordu bir şerit halinde.
Köküne, saplanıp kaldığı yere uzanmak istedim ama korktuğumla kaldım.
Ya bende boğulursam bende meyve vereceğim yerde elem çanını dolarsam boynuma.
Çay tabağının altına sızan damlalar gibi dökülmeye soğumaya mahkûm edilirsem.
Koridorda dolandım dört döndüm tribülans halinde ki duygularımla.
Karanlıkta önümü bir nebze aydınlatan bir kandil aradım durdum.
Ve seslendim iç sesime Carlo’ya.
Heyhat bayım heyhat.
Nergis ve papatya kokan bu sokaklar haberdar değil yaşadığımız bu vaziyetten.
Yasladım sırtımı ahlat ağacının geniş gövdesine
Aldım avuç içlerime sığacak kadar türap parçası, dedim ki bayım insan yaratıldığı şeyi niçin kırar.
Döndüm nasırlı yalın ayaklarımla kutu gibi odama.
Pencereden seyrettim önceleri kanımla damarımla iğrendiğim dünyayı.
Çektim üzerime röpdöşambır mı yazdım yamuk yumuk duvarlara, ben bu asra ait değilim.
Ben bu asra ait değilim.
Ben bu asra ait değilim.
Durmadan yankılandı ölüm gibi sessizlikte…
Kırık kavanozlar gibi kan sızdırıyorum.
Kırık yerlerime parça parça bez sıkıştırmaya meyil ediyorum.
Biliyorum bir kez kırılan, “-lar, -ler” ekine de aşina olur.
Aslında ben yeni gezegenler keşfetmek istiyorum.
Hüznün elemin mâtemin bertaraf olduğu, şetaretin mutluluğun huzurun tedavüle girdiği yerleri tanımaktan yanayım.
Ve durmadan göbeğime irili ufaklı hudhud kuşu çizmek, renkli kalemlerle boyama gereksinimi duyuyorum.
Çocuklar gibi emeklemek geliyor içimden yeryüzünün bağrında.
Çimlerden taç yapıp da göğsüme iliştirmek geçiyor aklımdan.
Ve yine sesleniyorum iç sesim Carlo’ya
“Pulsuz adressiz lalettayin mektuplar yağdırmak istiyorum büyük mavi gökyüzünden.”
Kapatıyor herkes tepesinde ki siyahlı beyazlı şemsiyeleri.
Zarf içlerinden kızlara beyaz fırfırlı gelinlikler dikiyorum, erkeklere ise zarflardan beyaz damatlıklar tasarlıyorum.
Dışını kapağını herkes görüversin, lakin içleri dışlarına münhasır ve özel olsun.
Mutfağa girdim soğuk mermere dayadım dirseğimi.
Hazırladım malzemeleri, tarhana çorbası pişirmeye niyet ettim.
Ama yoruldum, oturdum solucan gibi büzüşerek siyah derili sandalyeye.
Hazır mutfaktayken ruhumu tazyikli suyla yıkamaya çalıştım ozon döktüm ama kirinden pasından arınmadı.
Yoruldum dünyanın kendi ekseni etrafında dönmesinden.
Birazcık da olsa benim eksenim etrafında, benden yana olmasını istedim, olmadı.
Hayallerim yine yeşermemişlikten ayalarımda kurudu.
Beyaz battaniyeyi attım üzerine kefen örtercesine.
Ve ailecek toplandık cenaze merasimi düzenledik, ömrünün sonuna gelen düşlerime.
Matara matara sular döktük mezar taşına.
Fesleğenler rokalar ekşimenler ektik.
Herkes papatya gül ekerken, farklılığın dibine dibine vurduk.
Herkes Yasini şerif okurken, açtım Âlâk suresini okudum yanı başında
Çünkü oku diyor ilk ayeti “Oku yaradan Rabbinin adıyla oku”.
Ve o gün bu gündür iç sesimle kitaplarda kaybettik benliğimizi
Kitap kokusunu parfüm mahiyetinde sıktık kaderimizin yakasına.
İki kapak arasını evimiz, yurdumuz belledik
Altını çizdik beğendiklerimizin, kirişvâri ayakta tutsun diye evimizi.
Açtık, açlığımızı berceste dizelerle giderdik.
Köprüler kurduk kitaplar arasına.
Köprüden geçerken boşluklara dalmamak dünyaya boyun eğmemek için gözlerimize kızgın yağlar, kezzaplar döktük.
Nefsimize bukağılar geçirdik kulaklarından duvarlara çiviledik
Kerih beldenin kerihliğine maruz kalmamak için.
Çıkardım tek tek kül tablasına kursağımda kalan moloz yığınlarını
Kürek kürek attılar denizin longoz yerine bir türlü bitiremediler.
Gözlerimden akan soğuk buzul selleri
Boynumun sıcak bölgesinde kırlangıç yuvaları
İki ileri bir geri vücudum da artık ayar tutmamaya başladı.
Ve sen iç sesim, bayım
Yollama beni hayatın acımasız çengelli kollarına…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.