KORKU KÜLTÜRÜ ÜZERİNE: LA ZONA (YASAK BÖLGE)

Maslow’un ihtiyaçlar piramidinin tabanını temel fizyolojik ihtiyaçlarımız oluşturur ve sırayla yukarı doğru diğer ihtiyaçlar sıralanır. (Fizyolojik, güvenlik, ait olma ve sevgi ihtiyacı, değer ihtiyacı, kendini gerçekleştirme)

Temel ihtiyaçlardan sonra ikinci sırayı güvende olma ihtiyacının alması insanları topluluklar halinde yaşamaya itmiş; yardımlaşma ve dayanışma olgularını da beraberinde getirmiştir. Dünya tekin bir yer değildir ve insanlar bunu bildiklerinden bir ve beraber olma dürtüsüyle hareket etmeye başlamıştır. Bu durum beraberinde ortak bir korku kültürünü de getirir. Kendinden olmayana, bilmediklerine, yaşadığı topluma tehdit oluşturacak olay ve olgulara karşı örgütlenip önlem almaya zorlamıştır. Tarihsel sürece baktığımızda ilk yerleşimlerin insanların fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamasının yanında güvenli bölgelerde veya el birliğiyle yaşanılabilir hale getirilmiş mekânlara kurulduğunu ve bunun ortak bir amaca dönüştüğünü görürüz. Zamanla güvende olma isteği toplumun tehditlerle yüz yüze gelmesi sonucunda bir korku kültürüne dönüşmüş, yönetilmelerinde aklın yerini korku almıştır. Topluluğun devamını sağlaması ve kolay yönetilebilmelerinde korkunun canlı tutulması önemli bir araçtır. 16. Yüzyılda yaşamış yazar Machiavelli Prens adlı eserinde liderin toplumu yönetebilmesinde korkunun daha kullanışlı bir araç olduğunu yazar.

Korkunun toplumu yönlendirmesinin yanında bir de aynı toplum içindeki farklı grupları şekillendirdiği durumlara da değinmek gerekiyor. Bunun güzel bir örneğini Meksikalı yönetmen Rodrigo Pla çektiği La Zona (Yasak bölge) adlı filminde işlemiş.

Meksika’daki sınıflar arası kutuplaşmayı irdelemesi bakımından dikkat çekici bir film La Zona. Bir tarafta yoksulluğun şekillendirdiği çarpık yapılarla dolu mahalleler, diğer yanda tüm bu çarpıklığın tam da ortasına kurulmuş, sıkı güvenlik önlemleriyle dış dünyadan izole edilmiş, lüks ve zenginlik içinde bir site. Yönetmen, kamerayı sitenin içinden hareket ettirerek La Zonan’ın dikenli teller ve kameralarla dolu duvarları üzerinden yoksul mahallelere yönlendirmesi bu iki zıt hayatın etkili bir görsel sunumudur.

Olaylar, yoksul mahallelerde yaşayan üç gencin o esnada bir reklam panosunun La Zona’nın duvarlarına düşerek yarattığı boşluktan siteye girip hırsızlığa yeltenmeleriyle başlar. Durum umdukları gibi gelişmez. Üç gençten ikisi site sakinleri tarafından öldürülür. Geride kalan genç (Miguel) sitede mahsur kalır ve saklanır. Olaylar esnasında site sakinlerinden biri öldürülmüştür ve site sakinleri kırmızı alarm durumuna geçmiştir. Miguel site sakinleri tarafından öldürülene dek siteden çıkmanın yollarını arar.

Site sakinlerinin yaşanan bu olayla beraber oluşan korku ortamında akıl ve mantıktan ne kadar uzaklaşabilecekleri kameralara yansır. Herkesin yaşadığı mekânı, can ve malını korumak adına nasıl bir toplum muhafızına dönüştüğünü, sahip oldukları ekonomik gücü bu korkunun giderilmesi adına kullandığını olayların ardından yaşananlar bize gösterir. Polisin dahi mahkeme kararıyla girebildiği bir siteden bahsediyoruz. Adeta şehir içinde şehir, devlet içinde devlet gibidir. Tehlike durumunda site konseyi toplanır ve ne yapacaklarıyla ilgili kararlar alır. Adalet kavramına da yeni bir boyut gelmiştir. Devletin adaleti sağlama görevi site konseyi tarafından üstlenilmiştir. Konsey içinde ortaya çıkan bir takım çatlak sesler de çoğunluğun oluşturduğu otorite tarafından sindirilir. Vicdan ve merhamet duyguları, yaşadıkları korku sebebiyle yok sayılır. Güven ortamı yok olmuş, tehlikenin bertaraf edilmesi her şeyin önüne geçmiş, tehlikenin ortadan kaldırılması adına herkesin birbirini gözetlediği bir kontrol mekanizması işletilmeye başlanmıştır. Alınacak önlemleri zaafa uğratacak her türlü fikre kapılar kapanmıştır. Gençlerden birini öldüren site sakini adam vicdan azabı çekmeye başladığında onun konuşmaması ve teskin edilmesi için ciddi çaba sarf edilmiştir. Hayatta kalan Miguel’i böyle bir ortama rağmen saklayan lise öğrencisi Alejandro vicdanı yönüyle yaşıtlarından farklıdır. (Bunda annesinin payı olduğunu ekleyelim.) Duygularının sesiyle hareket eden Alejandro öldürülene dek Miguel’in saklanmasına yardım eder.

Filmin vurguladığı diğer bir nokta ise bir ülkede ekonomik gücü olan avantajlı grupların adalet kavramını istedikleri gibi eğip bükebiliyor olmalarıdır. Ekonomik güçten yoksun olanların hukuk (!) önünde boyunları kıldan ince iken, gücü ve parası olanlar için ayrı bir hukuk işletilmesi bütün çıplaklığıyla gözler önüne serilmiştir.

Site konseyi olan biten her şeyi örtbas etmeye çalışmasına rağmen polisin bunu fark etmesini ve inceleme yapmak için siteye girmesini engelleyemez. Ortada kaybolan iki hırsız genç, katledilen bir site sakini ve saklanan Miguel vardır. Bu süreçte site konseyi ekonomik ve bürokratik gücünü kullanarak polisin de elini kolunu bağlar. Miguel’in siteden çıkması sadece polise teslim olmasıyla mümkündür ama konsey polisi satın almıştır. Miguel için artık başka yol kalmamıştır. Polisin peşinden koşup arabaya almaları için yalvarsa da nafiledir. Polis Miguel’i site yönetiminin vicdanına bırakır. Artık kaçacağı hiçbir yer yoktur ve site ahalisi tarafından linç edilerek öldürülür. Alejandro ve onun gibi site sakini çok az sayıdaki insan, vicdanlarında yara açan bir olaya şahit olmuşlardır.

Filmler genelde içinden çıktığı toplum ve coğrafyadan izler taşır. Filmin çekildiği Meksika zengin-yoksul ayrımının fazla olduğu ve buna bağlı olarak adalet kavramının da toplumsal hayat gibi dengesiz yapılandığı bir ülke. Varlıklı insanlar her ne kadar kendi yaşam alanlarına çekilmiş ve kendilerine has bir dünya yaratmış olsalar da etrafları yoksul yaşamlarla kuşatılmıştır. İşte bu kuşatılmışlık ve bunun yarattığı baskı aynı toplum içinde korku içinde korku yaratmıştır. Huzur yerine korku duymaları kaçınılmazdır.

Günümüzde sıkça gördüğümüz korunaklı mekanların artışı bunu doğrular nitelikte. Sosyal statünün de göstergesi olan bu yüksek duvarlar ardında yaratılan dünya, içinde yaşayan kişilerde içeridekiler-dışarıdakiler, bizden olanlar ve olmayanlar düşüncesini oluşturur. Bir nevi tolum içinde toplum.

Geçmiş dönemlerdeki ayrışmalar din, dil, ırk üzerinden yaşanırken günümüz dünyasında ayrışmalar daha çok ekonomik temelli olmakta ve duvarlar bize bu ayrımı bangır bangır bağırmaktadır.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.