GİTTİ; YARIM KALDI

İçime dökülen onca kelimeden acıma yakın bir cümle kuramıyorum. Bu ayrılığı anlatacak hiçbir lisan yok henüz yeryüzünde. Günler geçiyor. Zaman saygısız ve kendini bilmez bir haydut gibi üstüne basa basa geçiyor anılarımızın. Biten her güne sana yakınlaştırma ihtimaliyle minnettarım. 11 ayın malumu sensizlik değil sadece; merhametsizlik, şefkatsizlik, sevgisizlik kısaca hissizlik. Bu kaçıncı cevapsız mektup artık saymıyorum. Sana kavuşmak için kaçtan geriye doğru sayacağımı da bilmiyorum. Yorulmak bilmeyen bir telaş hâkim senin göremediğin göğün altında. Yaşamak istenen hayata yetişme arzusuyla acelesi var herkesin. İzliyorum öyle duvar arkasından silinik. Ayak uydurmaya çalışıyorum bu telaşa.Ama beceremiyorum, yoruluyorum kendimden ve iyiyim rollerimden. Bazen  akıp giden kalabalığın ortasında aniden durup avazım çıkıncaya kadar “canım  acıyor” diye bağırmak istiyorum. Zoruma gidiyor, içim acırken mutluluk seyircisi olmak. Ait olmadığım bir beden gibi ortasında bulunduğum ne varsa. Her saniye alıp verdiğim nefes dahi yabancılaşıyor, seni düşünürken. En çok geceleri çekiliyorum içime, ezbere biliyor dört duvar o halimi. Uyku vefasız, gecenin ise umurunda değil. Hiç bir şeyin tadı yok, seni rüyamda gördüğüm uykular hariç.

Gittiğinde yaz aylarıydı, yokluğunun ertesinde Sardunyaların, fesleğenlerin ve adını öğretemediğin diğer çiçeklerinde soldu. Aslında sulamalarını da ihmal etmemiştim ama sanki senin şefkat kokan ellerine alışmışlar, üstelik beni sevmiyor gibi davrandılar. Sen mutluyken gökkuşağı çıkardı yüzünde. Baharım yüzün, çiçeklerim gülüşündü. Sesimizden ayrı gün geçiremezken mevsimler geçirdik ayrı ayrı. Hiçbir şeyin yokluğunu yaşatmadın sen, seninkisi kadar. Bir dedem yoktu benim. Senin 24 senedir, öldüğünü kabullenemediğin için mezarına bir kez dahi gidemediğin baban… Onun yokluğu; yastıkların altından çıkan, deden sana getirmiş diyerek verdiğin çikolatalarla sarmaya çalıştığın tek yokluktu.  Artık o yastıkların altı, senin yokluğunu dolduramayacağını bilir gibi mahcup. Varken öğretmeye çalıştığın her şeyi yokluğunla öğrendim.  Dünyanın en güzel alarm sesi senin sesinmiş.  Kahvaltı yapmadan evden çıkıldığında, bir alamet başa gelmiyormuş. Ekmekler kızarmadan da yenilebilirmiş. İncir reçelsiz kahvaltı yapılırsa ölünmüyormuş. Gözyaşlarıma ve saçlarıma kendi ellerim de yetişebiliyormuş. Ha bir de, ağlamama dayanamayan ve ağladığımda kapımı çalan senden başkası değilmiş. Senin için anne yarısı demek ne dolmaz bir eksiklik, ne buruk bir haksızlık.

Sana teyze dediğim her gün için beni affet anne.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.