BUZ DAĞININ ŞAİRİ: CAHİT ZARİFOĞLU

“Sanırım şiirin evi kalpdir ve kalple yazılmalıdır. Zekânın rolünü inkâr ediyor değilim. Bilakis mutlaka gereğine inanıyorum. Buradaki inceliğe dikkat etmenizi isterim. Bu şuna benzer ki, İslam’la mükellef olmak için akıl şarttır ama iman akılla değildir.” Cahit Zarifoğlu, Okuyucularla/Mavera Dergisi
Yaptığı edebiyata kalbini daha doğrusu kendisini tümüyle yansıtan bir isim Cahit Zarifoğlu. Anlaşılması güç dizelerle kalbindeki o dağınıklığı ve yalnızlığını hissetmemek mümkün değil.

Yalnız Çocuk Abdurrahman Cahit Zarifoğlu
Şairimiz Cahit Zarifoğlu -aslen uzun ismiyle- Abdurrahman Cahit Zarifoğlu 1 Temmuz 1940’da Ankara’da Maraşlı hâkim bir babanın oğlu olarak dünyaya gelir. Babasının görevinden dolayı çocukluğu Güneydoğu’da geçer ve ilkokula Siverek’te başlar. Ortaokula Kızılcahamam’da devam eder ve liseyi Maraş’ta tamamlar. Aslen Maraşlı olan Zarifoğlu, atalarının 300 yıl önce Kafkasya’dan Maraş’a göç ettiklerini söyler. “Bunlar üç kardeşmiş ve içlerinden birinin adı Zarif’miş. İşte bizim aile bu Kafkasyalı Zarif’ten geliyor. Daha çok bu sebeple olacak Kafkasya’yı çok seviyorum” der bir sohbetinde Zarifoğlu.
Hukukçu olan babasının görev yerinin sürekli değişmesi aile içerisinde büyük sıkıntıların oluşmasına sebep olur. Bu nedenlerle Zarifoğlu daha küçük yaştayken anne ve babası ayrılır. Babasının başka bir kadınla evlenmesi onu derinden etkiler. Bir başka deyişle babasız büyüyen o küçük çocuk annesi ile kalır. Zor bir çocukluk geçiren Zarifoğlu’nun hayatına hatta yaptığı edebiyatına büyük etkisi olacak “yalnızlık” duygusunun adımları annesiyle baş başa kaldığı o dönemlerde böylece atılmış olur. “Ne korkunç bir iklimdi çocukluğum” dediği Şan isimli uzun şiirinde çocukluğuna dair kesitler de bulunabilir.

Lise Hayatı ve Aristo Cahit
Zarifoğlu anne ve babasının ayrılıkları sebebiyle okulunu hep farklı farklı yerlerde tamamlamak zorunda kalır. Lise eğitimini Maraş’ta ve gelecekte edebiyat dünyasında isim olacak kişilerle beraber alır. O isimler Erdem Beyazıt, Rasim Özdenören ve Alaeddin Özdenören’dir. Yaşadığı çocukluğundan ötürü sessiz, suskun ve içine kapanıktır Zarifoğlu o dönemlerde. Arkadaşlarının sohbetlerine katılmaz. Bu durum arkadaşları arasında da farklı söylentilere sebebiyet verir ve “aşk acısı çekiyor ondan böyle suskun” dedikoduları oluşur. Aslında o her zamanki gibi kendi iç dünyasında bir kaçış içerisindedir. Bu düşünceli halleri karşısında kendisine “Aristo Cahit” lakabını takarlar. Halbuki sessiz ve umursamaz göründüğü şeyleri daha sonra yazılarına yansıtarak hepsini şaşkına çevirir.
Edebiyatla Maraş Lisesinde şiir ve kompozisyon yarışmalarıyla tanışır. Kendisinin ve arkadaşlarının edebiyata olan ilk adımı okul dergisi “Hamle” ile atılır. O sıralarda arkadaşlarına cebir, geometri dersleri verir. Fakat kendisi edebiyat ve cebir derslerinden sınıfta kalır. İşte bu süreçte bir yandan şiir yazarken bir yandan da mahalli gazetelerde çalışmaya başlar.
Edebiyatla olan ilişkisine ait başka bir durumu da ileriki yaşlarında -ustalaştığı dönemde- vereceği bir röportajda şöyle dile getirecektir; “Bir okula mensup olmadım, ustam da olmadı. Daha çok kendimin etkisi altında kaldım. En çok okuduğum şair Cahit Zarifoğlu’dur. Sistemli bir edebiyat okuyucu olamadım. Edebiyattan sınıfta kalabilirim. Yerli edebiyatı, hele edebiyat tarihini hiç bilmem. Bunları bir gün itiraf edeceğimi biliyordum.”
Zarifoğlu hayatı boyunca kendi içerisinde öyle bir dünya, öyle bir gökyüzü ve öyle bir deniz oluşturmuş ki onları kâğıda dökebilme sırasında başka edebiyat denizlerinde yüzmeye fırsatı olamamış gibi geliyor bana. Çocukluğundan beri içerisinde büyüttüğü derin sessizlik, yaşama kavgası ve sevgi her şeye hatta kendi oluşturduğu ve yine ondan beslendiği edebiyatına da yetmiş.
Lise hayatı sadece edebiyattan ibaret kalmaz Zarifoğlu’nun. Güreş sporuna karşı ilgi duyar ve güreş kulübüne kaydolur. Bir güreş esnasında en güçlü ve kalıplı olan biriyle eşleşir. Tüm arkadaşları ilk hamlede Cahit’in kaybedeceğini düşünür fakat tam tersi olur ve ince bir teknikle rakibinin sırtını yere getirir. Alaeddin Özdenören arkadaşı Zarifoğlu’nun bu hikayesi için “Şiir gibi güreş tutardı.” der. Gökyüzüne de meyli olan şairimiz Zarifoğlu, o sıralarda Türk Kuşu Derneği’nin ücretsiz kurslarına başvuruda bulunur ve seçilir. Eğitimi tamamlandıktan sonra sağlık kontrolünde gözünde ve kulağındaki rahatsızlık teşhis edilir. Uçak kullanma ehliyeti alamaz ve kendisine ait “Bulutlar açmadı, Mavi gök orda mı?” dizelerindeki gibi Zarifoğlu’nun gökyüzündeki bulutlar kararır ve kanatları kırılır sanki.

Üniversite Yılları, Maceralar, İlk Kitap ve İkinci Lakap
Liseyi arkadaşlarından üç yıl gecikmeli bitirdikten sonra 1961’de İstanbul’a gelir. O yıllar için “Liseden sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatını bitirdim. Öğrenciliğim sırasında çalışmak zorundaydım. Muhtelif gazetelerde sayfa sekreteri olarak çalıştım. Bu yüzden tahsilim biraz ağır aksak ilerledi. Bütün bunlar zarfında vazgeçmediğim, değişmeyen, istikrarlı bir yönüm vardı, o da şairliğim ve yazarlığımdı.” der Zarifoğlu. Tahsilini yaklaşık on yıl gibi bir sürede bitirir.
Denizi çok seven Zarifoğlu arkadaşlarının entelektüel ortamından sıkıldığı için yaz tatillerinde evine gitmek yerine bir kayıkçının yanında bir yazını ücret almadan geçirir. Orada edindiği ve kendisini “Cem” olarak tanıttığı o çevre ile uzun yıllar görüşür. Bu da ilginç bir anısı ve diğer lakabı olarak hayatında yer alır. Diğer bir yaz tatilinde ise -içindeki yalnızlıktan kurtulmak için belki de- maceraperest şairimiz büyük bir cesurluk göstererek otostop ile Avrupa’yı gezmeye başlar Almancasını geliştirmek adına. Birçok ülkeyi bir ucundan bir ucuna gezerek dostlar edinmiştir. Bunlardan Zarifoğlu’nun ne kadar serüvenci ve girişimci biri olduğunu söylersek yalan söylemiş sayılmayız sanırım.
Bir gün dönemin en bilinen şairlerinden o sırada Paris’te bulunan Cemal Süreya’ya bir mektup yazar ve mektubunda “İstanbul’a döndüğünüzde sizinle ev tutup birlikte oturabilir miyiz?” diye sorar. Paris’te bunaltılı bir ruh haliyle yaşayan Cemal Süreya tanımadığı bu genç adamın mektubunun ölçüsüz olduğunu düşünerek cevap vermez.
Yine üniversite yıllarında, Cahit Zarifoğlu edebiyatının ilk meyvesi olan şiir kitabı İşaret Çocukları’nı baskıya yollar. 1967’de çıkan bu kitabın basımı için tüm parasını harcar.

Mavera Dergisi
Zarifoğlu’nun bazı şiirleri Sezai Karakoç’un yayınladığı Diriliş dergisinde yayınlanır. Sezai Karakoç hakkında ondan çok şey öğrendiklerini ve yetişmelerinde katkısının büyük olduğunu dile getirir. Sonra Nuri Pakdil ve arkadaşlarının yayınladığı edebiyat dergisinde yazar.
Üniversite eğitiminin sonrasında doktora yapmasına maddi sıkıntıları engel olur. Ardından askere gider. Cahit Zarifoğlu askerlik dönüşünde Erdem Beyazıt, Rasim Özdenören, Alaeddin Özdenören, Nazif Gürdoğan ve Akif İnan’la birlikte 1976’da kurucuları oldukları Mavera Dergisi’ni çıkarırlar. Mavera dergisinde şiirleri bir iki hikayesi, senaryo çalışmaları, günlükleri ve ‘Okuyucularla’ ismini verdiği sohbetleri yayımlanır. Bu dergi Zarifoğlu’nun ustalaştığı yerdir.

Necip Fazıl Kısakürek’in Etkisi, Evliliği ve Zarif Baba
Cahit Zarifoğlu üstad olarak gördüğü Necip Fazıl’ın düşüncelerinden çok etkilenir. Bir zaman sonra Necip Fazıl onun içerisindeki yalnızlıktan kurtulması için ona münasip bir eş bulur. Bu kişi Aldülhakim Arvasi’nin soyundan Kasım Arvasi’nin kızı Berat Arvasi’dir. Nikahlarında Cahit Zarifoğlu’nun şahidi Necip Fazıl olur. Zarifoğlu’nun Berat Hanım ile olan evliliğinden dört çocuğu olur.
Çocuklarla inanılmaz derecede iyi anlaşan Cahit Zarifoğlu’nun üç kız ve bir erkek çocuğu vardır. Evlatlarının hepsine eşit şekilde davranır. Eve geldiğinde hepsini yanına alıp onlarla konuşmayı ve baba şefkatini ihmal etmez. Yer sofrasında yemek yerken hepsi yanında oturmak isteyince gayet zarif bir şekilde çözüm üretir ve “Betül ve Ayşe’nin yanına, Ahmet ve Arife’nin de karşısına oturuyorum.” der. Bu şekilde hepsinin gönlünü alır ve mutlu eder. Böyle bir aile ortamında çocuklarına anlatacağı masallar konusunda sıkıntı çekince çocuk kalan yanını da ortaya çıkarmak için masal kitapları yazmaya başlar. Yazdığı kitaplardan Ağaçkakanlar’ı büyük kızı Betül için imzalarken içine sevgi dolu cümleler yazar. Sadece kendi çocukları tarafından değil tüm çocuklar tarafından çok sevilir Zarifoğlu ve bunu Erdem Beyazıt şu cümlesiyle ifade eder; “Bizim çocuklarımız bizden çok ona yakındı.”
Evlerinde bir de hep el altında olan bir ‘aile defteri’ vardır. Zarifoğlu’nun vefatıyla nihayete eren bu sıra dışı ve kıymetli aile defterinde ailenin fotoğrafları ve anıları mevcuttur.

Cahit Zarifoğlu Şiiri ve Edebiyatı
Kendine ait özgünlüğe sahip Zarifoğlu şiir hayatında İkinci Yeni’nin “akıl sorgulaması”nı önemsemiştir. Bu sorgulamayı hem hayatına hem şiirlerinde yürüterek sanatına yol gösterici mahiyeti kazandırmıştır. Çeşitli yerlerde yazdığı şiirleri toparlanarak çıkan şiir kitabı İşaret Çocukları’nın ardından şiir serüveni Yedi Güzel Adam’la sürer, Menziller’le devam eder ve son kitabı 1986’da Korku Ve Yakarış ile sonlanır.
“Bir yerde çok titiz bir insanım, bir bakıma da hiç titiz değilim. Görünüşte bir düzensizlik içindeyim; ama her şey zihnimde benim de şaştığım bir disiplin ve düzen içindedir. Şu masanın halini görüyorsun. Çekmeceler de öyle; ama söyleyin bir şey, onu gözüm kapalı çıkarayım. Hayatım da öyle, bir telaş içinde parçalanmış gibiyim. Ama saati saatine programlanmışımdır. Şiiri de ne zaman yazacağımı bilmiyorum. Memur gibi, durum öyle gerektiriyor.” diye anlatır kendini Zarifoğlu. Anlaşılamayan ve yalnız olan iç dünyası eserlerine yansır ve sanatıyla kendi dünyası tam manasıyla özdeştir. Bunu şu dizelerinde görmek mümkündür; “Anılar defterinde gül yaprağı gibi/ Unutuldum, kurudum/ Başıma düşmüş sevda ağı/ Bir başıma tenhalarda kahroldum”
Eserlerinde birçok edebiyatçının önüne geçerek kendine has ve özgün bir dil ortaya koyarak dilin çizgilerini şairlerin büyütüp genişleteceğini ortaya koymuştur. Ve yine eserlerinde hayatın bir sorumluluk olduğu düşüncesini belirtip öne çıkarmıştır.
Zarifoğlu’nun bölümlerden oluşan uzun bir şiiri vardır bir de. Yedi Güzel Adam. Bu yedi güzel adamın kim olduğu konusu çokça merak edilir edebiyat dünyasında ve hala yanıtı belli değildir. Fakat Yedi Güzel Adam şiiri Zarifoğlu’nu yansıtan, ta kendisi dedirten şiirlerinden biridir.
Şairin anılarına şahit olan Ali Haydar Haksal kitabında Zarifoğlu için şunları yazar; “Şiir gibi yaşamayı seven bir insandı. Birlikte yürüyüşümüz, oturuşumuz ve konuşmamıza yansırdı. Bir ürpertiyi içinde taşıyarak yapardı tüm bunları. Doğallığını içinde yaşayan ve kendini ele vermeyen bir kıvrak zekanın kendisiydi.”
Cahit Zarifoğlu’nun bir de basılmamış bir çeviri kitabı bulunur. “Fakülteden yeni mezun olduğumuz günlerde iyi, bir hayli iyi idi Almanca’m. Aradan on üç yıl geçti ve bu süre içinde yayınlanmayan bir roman çevirdim. Bunun dışında ne okumak ne konuşmak ve ne de yazmak için imkân doğdu. Ve Almanca’yı büyük oranda unuttum.” der. Cahit Zarifoğlu, Stefan Andres’in Wir Sind Utopia adlı eserini Biz Bir Ütopyayız adıyla Türkçe’ye çevirmiştir.

Kendisini ACZ Olarak Belirtmesi ve Vefatı
Tam adı Abdurrahman Cahit Zarifoğlu olan şairimiz tüm benliğini isminin baş harfleriyle “ACZ” ile sınırlar ve bunu Sultan adlı şiirinde ifade eder. Bu şiirde Zarifoğlu naiflikte ve tevazuda bir kez daha sınırları aşar. Şiir şu dizelerle başlar; “Seçkin bir kimse değilim/İsmimin baş harfleri acz tutuyor/Bağışlamanı dilerim.”
Pankreas kanserine yakalanan Zarifoğlu bir süre sonra yatağa düşer. Dostları sık sık ziyaretine gelirler. Ölümün yaklaşmasının verdiği hüzünle yanında olan Erdem Beyazıt’ın elinden tutar ve “Erdem, kırlarda çiçekler artık bensiz açacak.” der. 7 Haziran 1987 günü kırlardaki çiçeklerin artık onsuz açacağı gündür çünkü o gün Zarifoğlu dünyadan ayrılır ve sevdikleri büyük bir kedere boğulur.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.