Kafa Yazar: Gökhan DAĞISTANLI

Gökhan Dağıstanlı, 26.12.1978 tarihinde İstanbul’da Beşiktaşlı olarak doğmuştur. Kafa Dergisi’nde “Sevda Kafası” olan yazarımız, her ay yazılarıyla okurlarına ciğer tüttürmektedir. Henüz kendisini tanımayanlar tabi ki de çok şey kaybetmiş sayılırlar. Ama tanımaya karar verenler ve yazılarını yeni okumaya başlayacaklar için şunu söyleyebilirim; “Gözleriniz dolacak, defalarca aynı cümleyi okuyacaksınız yetmeyecek altını çizeceksiniz. Sonuç olarak mutlaka hissedecek, hisleneceksiniz.”

Röportaj geleneğinin klişe sorusuyla başlayalım. Dışardan baktığımızda Gökhan Dağıstanlı kimdir?
Kendimi, duygu dünyasıyla sistemin acımasız gerçekleri arasına sıkışmış bir dert sahibi olarak tanımlarsam sanırım yanlış olmaz. Çoğu zaman içimdeki sazlar başka çalarken, söylemek zorunda olduğumuz sözler başka oluyor. Şimdilik bu düzene karşı koyacak gücü kendimde göremiyorum. Böyleyken, yani kendim içindeyken çemberin kafam sürekli dışında  olunca sürekli gülen bir hüzün takınıyorum. Bu karmaşık yapı benim işte.

Yazmak sizin için ne ifade ediyor?
Anlatmak istediklerimi, karşı tarafın anlık tepkisiyle değiştirmek, yumuşatmak, sertleştirmek vs. zorunda kalmadan anlatabilme özgürlüğümdür yazmak. Kimsesiz bir eylemdir. İnsanın kendisine en güzel dönüşüdür. Benim gibi fazla duygudaş insanların dertlerini anlatacakları en güzel yoldur.

İlk ne yazdığınızı hatırlıyor musunuz?
İlk yazdığım şey, hafızam benim yanıltmıyorsa, dokunaklı bir aşk mektubuydu 🙂

Hayalinizdeki meslek ile yazarlık arasında herhangi bir benzerlik var mı?
Hayalimde hiçbir zaman bir meslek olmadı. Bir insanın en temel görevinin kıyasıya yaşamak olduğunu düşünüyorum. Bir meslek sahibi olma zorunluluğunu bir kenara koyduğumuzda, büyük oranda para için yapılan eylemi yapabilme ehliyetinden başka birşey değildir meslek bana göre. Yazarlık için bir meslektir denilebilir belki ama ben daha ziyade bir özellik olduğunu düşünüyorum.

Yazılarınızı yazmadaki önceliğiniz hislerinizi okuyucuya hissettirmek mi yoksa estetik güzellik mi?
Benim yazılarımda bu ikisi içiçe geçsin diye uğraşıyorum hep. Hissi okuyucuya nakletme işini bazı yazarlar samimi bir üslupla yapıyor. Ben yazının duygusal estetiğine çok önem veriyorum. İnsanların aklında kalacak cümleler inşa etmeye gayret ediyorum. Yazılarımdaki lirik anlatımın alt yapısını bu duygu oluşturuyor diyebilirim.

Yazdığınız ve çıkartmak istediğiniz bir kitap var mı? Yoksa yazmayı düşünür müsünüz?
Yazdığım ve yazacağım aşk mektuplarını kitap haline getirme projemiz var. Bu konuda bir yayıneviyle anlaştık. Bu senenin sonunda, yazmayı bitirebilirsem, kitabımı çıkaracağız.

Keşke bu kitabı ben yazsaydım dediğiniz bir kitap var mı?
Bunu genellikle şiir kitapları için söyleyebilirim. Şiir yazmanın çok başka bir matematiği var. Bunu iyi yapan insanlara çok özeniyorum.

Yazdığınız yazılarda ki kahraman gerçek hayatınızda var mı yoksa siz de Abdurrahim Karakoç gibi ‘ne saçları sarı, ne de adı Mihriban’ mı diyeceksiniz?
Bazı yazılarımı gerçek hayatta yüreğime dokunmuş insanlar için yazdığım doğrudur. Ancak tüm yazılarım için geçerli değil bu. Bazen hayalini kurduğum, olmasını istediğim, gitmesini arzuladığım insanlara ithafen de yazdığım oluyor.

Bir yazıyı kaleme alma sırasında ki süreç nasıl ilerliyor?
Bu sorunun cevabı, o an içinde bulunduğum ruh durumuna göre değişiklik gösteriyor. Bazen fazlasıyla yüklü oluyorum ve taşan cümlelerim yazıyı kendi kendine yazıyor. Bazense oturup bekliyorum, bir şekilde aklımın kapısının çalınmasını. Sonrası son derece akışkan zaten. Bitirdikten sonra muhakkak sesli bir şekilde okuyorum. Yazımın önce beni duygulandırması gerekiyor. Bunu başaramadıysam, o yazı benim için asla bitmiş bir yazı değildir.

Bir okuyucunuz olarak, sizi yazı işleyiş ve üslub konusunda Ahmed Arif’e benzetiyorum. Onun gibi kendine özgü üslubunuz ve vurgulacıyı duygularınız ön planda. Sizin de kendinizi benzettiğiniz bir yazar veya şair var mı?
Bunu okuyucunun takdirine bırakmak sanırım en doğrusu. İnsanın kendisini büyük bir yazara ya da şaire benzetmesi sağlıksız bir ruh durumunun işaretiymiş gibi geliyor bana. Ayrıca bu kötü bir taklidi de işaret ediyor olabilir.

Yazılarınız da hakim olan acı ve isyan sadece yazılarınıza konu mu yoksa bu sizin mizacınız mı?
Yazılarımda paylaştığım, bazen bastırılmış, söylemeye çekinilmiş duyguların dışa vurumuyken, bazen de haykırılmış, tükürülmüş ya da olanca sertlikle boşaltılmış duyguların fotoğrafıdır. Yazmak için kimi zaman susup biriktirmek, kimi zaman esip gürlemek gerektiğine inanıyorum. Her ikisinin de besleyiciliğinden yararlandığımı söyleyebilirim.

Kafa dergisindeki köşeniz olan sevda kafası neyin kafası? Neden sevda kafası?
Açıkçası bu ismi ben koymadım. Zaman içinde yazdığım yazıların içeriğiyle ilintili olarak, dergideki arkadaşların takdiriyle oluştu. Ama neden “sevda kafası”  isminin verildiğini anlamak da zor olmasa gerek.

Okuyucularınızın verdiği tepkiler arasında hiç unutamadığınız bir tepki veya herhangi bir olay var mı?
Çok güzel tepkilerle karşılaşıyorum. Bir keresinde genç bir arkadaşım, benimle karşılaştığında yanıma gelip cüzdanından aylar önce yazdığım bir yazıyı çıkardı ve hergün muhakkak okuduğunu söyledi. Hayatta duyduğum en güzel şeylerden biriydi bu. Tabii bu olayın böylesine plansız bir karşılaşmada yaşanması, misliyle güçlendiriyor hislerimi.

Yazılarınız yayınlandıktan sonra okuduğunuzda ne gibi tepkiler veriyorsunuz?
Genellikle gözlerim doluyor. Kendim yazmamışçasına kaptırıyorum kendimi yazılarıma. Sanırım öyle daha heyecanlı oluyor. Dergiyi elime ilk aldığımda, kendi sayfamı açıp kendi yazımdan başladığımı da burada itiraf etmiş olayım. 🙂

Koyu Beşiktaşlı olarak, Beşiktaş sevginizi bize 7  kelimeyle ifade eder misiniz?
Direniş, Adalet, Duygudaşlık, Sadakat, Yardımseverlik, Efendilik, Özgürlük

Whatsapp var mı ?
Var 🙂

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.