YIKILMA SAKIN

Yaralı kelimelerin oluşturduğu, manadan yoksun, öznesi meçhûl, yarım cümlelerle yaşıyoruz hayatı. Derdimizi anlatmaya bir kaç cümle yetmesine rağmen, bin kaç cümleyle anlatamama saçmalığıyla boğuşuyoruz her saniye. Zamanın dört nala gitmesine rağmen mutlulukla aramızdaki o bir kaç saat donup kalıyor sessiz bekleme odalarında. Güzel günler hep başka baharlara kalıyor da bizim payımıza kışın zemheri soğukluğu düşüyor, güneşin yaktığı bu sıcak vakitlerde. Harcını sabır, dua ve ümitle oluşturup ilmek ilmek ördüğümüz duvarları bir kötü haber balyoz olup paramparça ediyor. Taşlaşmış yüreklerimizde azimle can bulan bir minik papatya umut, zaman zaman gözyaşlarıyla sulanan.Issız sokaklardan geçiyoruz eve dönüş yollarında. Bize gülümseyen tek şey kaldırım taşlarının soğuk ve tozlu yüzü… Sokak lambaları ışık vermiyor akşamları. Köşe başlarında gulyabaniler gizlenmiş ansızın üzerimize atlayacaklar sanki. Saçmalık. Hepimiz minik birer karıncayız, yüksek binalardan bizi izleyenler için. Hayat şartları beraberinde birçok ağır şartı getiriyor, aslında şart olmayan… Ve bu şartlar altında aklı kör, vicdanı sağır, kalbi karanlık, merhameti kısır, basireti sığ bir nesil tohumlanıyor.

Yorgunuz.
Çok yorgunuz.
Ziyadesiyle yorgunuz.
Kalem yazmaktan yorgun, biz tutmaktan… Kalp hissetmekten yorgun, dil feryattan… Hissizleşmeye başlıyoruz artık. Üzerimize çığlar düşüyor kızgın çöllerden. Olmaması gereken ne varsa oluyor. Dertlerimiz her seferinde daha da katmerleniyor. En belalı asrın muhataplarıyız. Yalanın revaçta olduğu bu zamanlarda toplum masalları dinliyoruz. Yağmurlar yağmıyor yağması gerektiği kadar, ya da öyle bir batağa saplandık ki hiç bir su katresi temizlemeye yetmiyor kirlerimizi, ellerimizi, yüreklerimizi…

Henüz çiçek açmış bir ağacı kökünden kesip öldürdüler yine bugün de. Masum papatyaların her yaprağını nefret ediyor- az nefret ediyor diye diye kopardılar. Sokak kenarındaki dilenci çocuğun başını kimse okşamadı. Güldürmedi kimsenin yüzünü heybesinde mutluluk vaatleri taşıyan kimseler. Üzülmedi kimse üzülmesi gereken on binlerce şeye. Olsun. Güneş karanlık doğuyor üzerimize. Yahut kâfi gelemiyor bu karanlıkların üzerine, olsun. Yağmurlar düşmedi kurak gönüllere. Soldu bir köşede mutsuz çiçekler, olsun. Bugün kimse kimseyi düşünmedi, kimse kimseye üzülmedi. Kimse kimseye tebessüm etmedi, olsun. Bugün güzel bir gün değildi, aynı dün ve ondan önce ki günler gibi. Yarın da öyle olacak ve yarından sonra ve ondan sonra da… Olsun.

Mutlaka, bir gün mutlaka gelecek o bahar. Yağmurlar inecek solgun çiçekler üzerine. Sevmeye başlayacak nefret dolu papatyalar. Aydınlık, karanlığı def edecek dünyadan ve yüreklerden.

Bekle. Yorulma. Vazgeçme. Ümit et. Yıkılma…
Yıkılma Sakın!

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.