UMUDUN SANCILARI

Düşünmekten kaçıyorum uzun zamandır. Gözlerimde saklı bir acı var, görmek istemiyorum. Aynalara dönmüyorum yüzümü. Hareketlerim ağır aksak, sanki her hücrem ayrı acı çekiyor.

Şehir hareketsiz, güneşin doğuşunu bekliyor sabırla. Sokaklar insan dolu ama aşina değil hiçbir çehre. Köşe başında bir tanıdığı görmekten korkar gibiyim ama eski bir dosta sarılmanın özlemi var içimde. Bekliyorum…

Nedir bu kadar karanlık olan? Dile gelmeyen bir türlü… yalnızlık mı zulüm mü? Neyin yası bu sürüp duran? Bilmiyorum…

Nereye kadar sürer? Buz gibi gönüller. Boşlukta asılı kalmış sanki. Kalplerine dokunacak olanı beklemekten yorulduk. Hiç gelmeyecek mi?

Kimseye göstermiyorum yüzümü. Ağlamak geliyor içimden, ağlayamıyorum. Uyumak istiyorum ve unutmak…

Rüyamda bir dünya görmek istiyorum;

Annelerin evlatsız, çocukların kimsesiz kalmadığı. Her bir çehrenin parlak olduğu. İnsanların güne umutla uyanıp, mutlu hayallerle yeniden uykunun kucağına döndüğü. Yeryüzünün zulme yabancı olduğu, zalimin nefes alamadığı, mazlumun zulm solumadığı, bir köşede saf bir yüreğin gözyaşı dökmediği…

Sahi heves neydi? Neydi umut. Her defasında hiç kursakta kalmamışçasına yeniden sahiplendiğimiz o girdapvâri duygu mu? Ya da sürekli “ya tutarsa” diyip yenik düştüğümüz o anlık heyecanlar mı? Ne kadar yıkılırsa yıkılsın insanın asla vazgeçemediğidir umut.

Ufukta zor günler mi var?
Kışı görmeden gelir mi bahar..
Gözden yeterli yağmur yağmadan açar mı yaz güneşi, çıkar mı rengarenk gökkuşağı…
Soğuğu bilmeyen yürek sıcaklığın kıymetini bilir mi hiç?

Beşinci bir mevsim gibidir insan; hep baharı bekleyen ama daima kışta yakalanan hayata. Dört mevsime  benzer ömrün farklı demlerinde. Bazen kış gelir içine, durgunlaşır,  yavaşa alır hayatı. Ama eksik olmaz fırtınası da. Sonra yağar yağmur yüreğine. Sel olur, yaş alır ortalığı.

Bir bakarsın kış bitmiş, bahar gelmiş. Kalbe düşer ilk cemre. Gözyaşıyla beslediğin topraklardan rengârenk çiçekler meydana gelir. Tüm dünya gül kokar sayende.

Mevsimler kışı gösteriyor şimdilerde. Takvim yaprakları acıyla mıhlanmış gibi düşmek bilmiyor. Ne olursa olsun bu kışın ardından gelende bahardır. Öyleyse ihanet değil mi bu yeis gönlümüze? Unutma güneş  bazen ansızın doğar karanlık geceye.

Sevincin kapısını öyle yürekten çalmalıyız ki; yarınlar bize gülen gözlerle, nihavent makamında şarkılar çalarak gelsin. Umutla aydınlatmalıyız en karanlık geceyi ki aydınlasın kalbimizin en tenha köşeleri…

Şairin dediği gibi;

“Her yeni gelen günü
Yeni bir ümitle bekle”

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.