Melodilerde Kaybolamadığımız Gerçekliği

Her acıya alışıyor insanoğlu. Ya da daha doğrusu “zamanla her his güçten kuvvetten düşüyor”. Hıza müptela modern insanın vakti yok durup düşünmeye, dinlemeye. Çok defa otobüs beklemeye sabredemeyip bir önceki durağa yürümüşlüğümüz vardır elbet; ya da benzer bir şeyler. En nihayetinde âna sabredemeyip 10 yıl sonrasını planlayanlarız; hatta bazılarımız işi abartıp emeklilik hayalleri bile kurmaya başladı. Bir telaştır aldı götürdü hepimizi; son tura giren bu yarışta ipi “merhamet” göğüsledi; belki son dakika “vefa” burun farkıyla kazanabilir.

Dünya’nın sadece bizim tasavvur ettiğimiz ya da deneyimlediğimiz kadar var olduğuna öylesine inandırıldık ki; ‘’öteki’’ her söz çalakalem “yarattığımız” duvarlara çarptı; aramızdaki üç adımlık mesafelere rağmen tanımlanamayan zamanları yenmeleri gerekiyordu. Kulaklıklarımızdan “kendi tercihimiz” bambaşka bir dünya dinlerken, gözlerimizi ihtiyarın biri yerimize göz dikmesin diye kapattık; kapattık da işi fazla abarttık. Sokağı unuttuk… Sokağın rengini, sesini, belki de kokusunu. Oysa her müzik her yerde dinlenilmezdi değerli konuklar. Anadolu’nun o bozkır yollarında ecnebi memleketlerin müziğini dinlemeye kalkıştığımda anlamıştım bunu; müzik evrenseldi kabul, ama “yaşanmışlık” bambaşkaydı; evrenselliğin pekâlâ ötesinde. Her neyse; bize her ne olduysa o kulağımızdakinden oldu. Bir dünya “yarattık”; içimizdeki bizi susturduk ve hâliyle “şimdi” yle anlaşamadık. Denklem bu kadar basit.

Yine günlerden bir gün; bu denklemin içinde bir o yana bir bu yana savrulurken, her gün arşınladığım metro alt geçidini kullanıp ‘’alelacele’’ eve ulaşmanın derdindeyim. Tam adımımı atacağım yürüyen merdivene; bir ses yerle bir ediyor gökdelenler harikası duvarımı. Hâkim olamıyorum kendime ve kısıyorum kulağımdakinin sesini. Arkamda söylenenlere aldırmadan gerisin geriye dönüyorum ve o sesi arıyorum. Tam tamına 16 basamak yukarıda, köşeye oturmuş, 11-12 yaşlarında, hafifçe tombul bir ufaklık, bir yandan üflerken diğer yandan usulca tuşlarına dokunuyor armonikanın. Ara sıra gözleriyle bir umut önündeki ufak çantayı yokluyor. Sıklaştırıyorum adımlarımı. Bir müziği sevmek kolay değil; neden söylendi, neden dinlenir gibi bir sürü soru düşer aklına. Genel de melodi bitene kadar bulamazsın cevabını. Öyle pek anlamam tekniğinden; notasını, melodisini bilmem hani; ama bu sefer oldu hocam. “Hasretinle yandı gönlüm” derken hasret bir uzun çıktı; şimdi sen diyaframı gelişmemiş diyeceksin de o öyle değil, bizim ufaklık “yaşa”dı. Neye hasretti bilemem; okul çıkışı top oynamaya mı, yoksa akşam ailece huzurla yenilecek bir akşam yemeğine mi? Belki de üç beş kuruş fazla kazanabilmeye? Yukarıda bahsettiğim derin müzik bilgime dayanarak söyleyebilirim ki; bugüne dek kimse bu türkünün hakkını veremedi; o derin hislerin altında ezilip kaldılar belki de; lakin bu ufaklık başardı bu işi. Sakın abartıyorum sanmayın; dilerseniz bir de siz dinleyin. Bildiğin umut kokuyor bu çocuk.

Demem o ki değerli okur; merhamet zamanla normalleşmiyor; bir çocuğun yol kenarında, metro altında mendil satmasına, “tartayım mı abla” demesine, ya da sanat icra etmesine hiçbir vakit alışamıyorsun. Kimi zaman düzene lanet okuyorsun, kimi zaman minicik bir tebessümle gönlünü alıyorsun ufaklıkların.

Merhamet, telaşe yarışından çekiliyor sayın seyirciler. Vefa ise ezeli rakibini yalnız bırakmadığı için diskalifiye ediliyor. “Adalet” dersen bir yerlerde sığınmacı, sen yapman gerekeni yaparsan, metro altında ya da büyük konser salonlarında elbet bulur seni. Gerisi de mühim değil zaten.
Ha bu arada ufaklık sadece duvarlarımı aşmadı; denklemi de çözdü: olanca yorgunluğumuza rağmen üç saniye durup “içimizdeki”ni dinlemek. Duvarlar mı? Bırakın “yaratmak” O’na mahsus kalsın. Kâinatın haksızlığa tahammülü yok; rol “çalma”yalım.

Gelin bir güzellik yapalım bugün, lafta kalmasın güzel düşünceler. Maç muhabbetlerine ortak olalım mesela o miniklerin, hiç olmadı “kolay gelsin” lafını esirgemeyelim. Halini sormayan olmayalım. Kocaman umutlar sığdırdıkları tebessümleri aşıversin karlı dağları…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.