MARDİN: TARİH KOKAN ŞEHİR

Buram buram tarih kokan Mardin…
Aşık olduğum şehir. Birçok insan anlam veremez neden bu kadar sevdiğime. Kim bilir ne aşklara sahnelik etmiş, ne olaylara tanık olmuştur o tarihi sokaklar.
Eylül ayında bile güneşin yakıcılığını tenimizde hissettiğimiz açık bir günde ailemle beraber başladık gezimize. Şimdiden söyleyeyim pazartesi günü gezmek için pek uygun bir gün değil çünkü müzeler ve medreseler -hala öyle midir bilmiyorum- kapalı oluyor.
Başlangıç noktamız Mardin’in merkezi Cumhuriyet Caddesi. Cadde boyunca ilerlerken burnumuza baharat kokuları çalınıyor. Dayanamayıp giriyoruz çarşıya. Mardin’in mistik havası çarşıya da hakim. İçeri girdiğinizde bir süre zaman duruyor. Aman dikkat edin kaybetmeyin kendinizi. Bu çarşıda Mardin’e ait her şeyi bulabilirsiniz. Baharattan hediyelik eşyalara, şallardan sabunlara, geleneksel bakır işçiliğinden giyime kadar alışveriş için sizi bekleyen uçsuz bucaksız pasajda, sıra sıra dizilmiş dükkanlarda oldukça vakit harcayacağınız aşikâr. Sevdikleriniz için anlamlı bir hediye almak istiyorsanız gümüş fincan takımı iyi bir seçim olacaktır.
Tabi çok gezdik, yorulduk ve karnımız acıktı. Mekan pek lüks olmasa da temiz bir yer olan Kebapçı Yusuf Usta’ya girdik. Servis ve lezzet on numara, çalışanlar güler yüzlü ve samimiydi. Yemek seçimine gelirsek kesinlikle cevizli ve fıstıklı kebabı deneyin. Yanına tabi ki açık ayran. Fiyatları ise hiç düşünmeyin zira oldukça hesaplıydı. Keyifli sohbetle süren öğle yemeğinin ardından büyülü Mardin sokaklarından tırmanarak Zinciriye Medresesi’ne geldik. Bu medrese 1385 yılında Melik Necmeddin İsa tarafından yaptırılmış. Mimarisi ile dikkat çeken medrese aynı zamanda rasathane olarak kullanıldığından yüksekte kurulmuş. Mardin’in en değerli tarihi yapılarından biri de Ulu Cami. Mardin siluetinin önemli simgelerinden olan bu cami Mardin’in en eski camilerindenmiş. Caminin Artukoğullarından kaldığı düşünülmekteymiş.

Dar sokaklarda yürüyerek Hatuniye Medresesi’ne vardık. Bu medresenin diğer ismi Sitti Radviyye Medresesi’dir. Kutbettin İlgazi’nin annesi Radviyye Hatun tarafından 1176-1185 yılları arasında yaptırılmış olan medresenin içinde Hz. Muhammed (sav)‘e ait olan ayak izi bulunmakta.
Akşam yemeği için sizlere önerebileceğim güzel ve şık bir restoran-kafe Seyr-i Merdin. Burası Mezopotamya manzarasının ayaklarınızın altına serildiği, güneş batarken harika manzaralar görebileceğiniz bir terasa sahip. Mardin mutfağına ait çeşitli yemekler bulabilirsiniz. Ayrıca yalnızca yemek değil kahvaltı yapabileceğiniz veya yorgunluk kahvesi içebileceğiniz nezih bir yer.
O sıralar Mardin’de yaşadığım için sizlere kalacak yer önerebilirim. Eğer ekonomik açıdan sıkıntı olmayacaksa kalabileceğiniz birçok otel mevcut. Daha ekonomik bir yere ihtiyacınız olursa, öğretmenevini tercih edebilirsiniz. Temiz çarşaflar, sıcak su ve kahvaltısıyla konaklama ihtiyacınızı sorunsuz giderebilirsiniz.
Ertesi gün ilk durağımız Kasımiye Medrese’si oldu. Akkoyunlu hükümdarı Kasım Bey tarafından 15. Yüzyılda yaptırılan medrese mimari açıdan önemli bir yere sahip. Hem dini hem de bilimsel ilimlerin icra edildiği medrese duvarlarında geçmişte kullanılan astronomi ve tıp bilimine ait ilginç materyaller gözümüze çarpıyor. 15. Yüzyılda kullanılan neşter, enjektör ve makasları görünce siz de hayret edeceksiniz. Ayrıca Mardin’deki tüm medreselerde simgeleştirilmiş olan doğum-hayat-ölüm temsilinin iyi bir şekilde korunduğu da göze çarpan bir diğer detay.
Farklı dinlere ev sahipliği yapan Mardin’de bir de Süryani manastırına uğruyoruz: Deyrulzafaran Manastırı (Mor Hananya). Manastır günümüze 5. Yüzyıldan kalmış. Çok iyi korunduğu her halinden belli manastırın. İçeride bulunan rehberden manastır hakkında bilgi alabiliyorsunuz.
Tabi Mardin’e kadar gelip de Midyat’a uğramamak olmaz. Öyle manastır, medrese gezmekten sıkılmam derseniz burada da gidebileceğiniz bir manastır var: Mor Gabriel Manastırı. Dünyanın ayakta duran en eski Süryani Ortodoks manastırıymış. Gümüş işçiliğinin kalbi olan Midyat’ta ilginizi çekebilecek -özellikle kadınların- birçok telkâri aksesuar ürünü bulabilirsiniz. Bol çeşit bulunan ve ürünleri kaliteli işçilik sunan Sümer Telkari’ ye bakmanızı tavsiye ederim. Bir zamanların meşhur Sıla dizisinin çekildiği konak evini de unutmadık tabi. Mimari açıdan yeterince göz doyuran konak bize meşhur Mardin taş evleri hakkında iyi bir izlenim sunuyor. Geniş bir salona sahip konakta dizinin çekiminde kullanılan bazı eşyalar hala durmakta. Konak garip bir mutfağa sahip. Ayrıca konak içinde yöreye ait hediyelik eşyalar bulunuyor.
Midyat’ta yol üzerinde bir restoran var: Köşem Ocak Başı. Samimi ve sade bir yer. Üstelik çok temiz. Çalışanlar güler yüzlü ve servis oldukça hızlı. Eğer merkezi bir yerde yemek isterseniz Midyat Çağ Sofrası’na da gidebilirsiniz.
Bir de söylemeden geçemeyeceğim doğal güzelliğe sahip ve su sesiyle ruhunuzu ferahlatan, sıcak yaz gününde bir nebze serinleten Nusaybin Beyaz Su’ya uğramadan Mardin turunuzu bitirmeyin.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.