KIRMIZI KUTU KULESİ

‘’Tepeler atık, sabır taşı çatlamış, huniler yolda… Siperlere doluşma vakti. En kötüsü oldu. İnsanın kendi iç savaşı başladı. Solda umutları, sağda hayalleri, ardında hayal kırıklıkları, önünde gelecek güzel günleri. Kuşatma dört bir yandan devam ederken an, olmayan kafaları çalıştırma vakti.’’  Zemin kattaki odamın camından, gökyüzüne doğru hareketsizce bakarken Nora kulağıma doğru haykırıyordu.

Büyük şehirde yaşamanın en büyük avantajı, o çaresiz robotik koşuşturmalarımız arasında yorgunluktan bitap düşen bedenlerimiz derin düşünmelere pek vakit bulamaz. Aslında doğal ortamında bırakıldığında mutludur insan. Her zaman içinde bir umudu vardır, hayallerine giden yolda gerçekleştirmeyi arzuladığı. Çoğu zaman bu kaotik ortamda kalp sesini duyamaz insan. Bastıran bir gürültü illaki çıkar karşısına. Ve insan bunun arkasına sığınır, işine gelir tembellik. Onun yerine hayatını tasarlayan birilerinin olması, kendini özel hissettirir. Ve insan hep susar.

Hayatın bir şekilde aktığı bir yaşam döngüsü vardır. Sen ağlasan da, zırlasan da, zırvalasan da tutamazsın. Dur durak bilmeden akar çünkü zaman. İnsan doğduğu andan itibaren hayalleriyle büyür. Hayatının her anında mutlaka gerçekleşmesi gereken bir hayalin peşinden koşar. Kimini gerçekleştirir, kimi sadece zihninde oluşan bir bulut olarak kalır. İçindeki çocuğun ölümü, insanın büyümesiyle aynı doğrultuda hareket eder. Çocukken hiç yalnız kalmayacağını düşünür insan. Ne yaparsa yapsın mutlaka arkasında onu destekleyen bir ailesi vardır. Bunun hep baki kalacağını düşünür. Çünkü çocukluğundan kalma alışkanlıkları vardır insanın. Her akşam mutlaka birlikte yenmesi gereken yemekler, ailecek izlenilen televizyon kanalları, her bayram mutlaka ziyaret edilen akrabalar… Lakin iş öyle değildir. Uzay mekiğine benzer insan. Tüm hayatı boyunca dikine doğru uçsuz bucaksız tırmanır. Bu tutamadığı, evcilleştiremediği tek gerçektir. Zaman! Zaman hep dikine doğru akıp gider. Yolculuk esnasında bazen bir rüzgar çıkar, sarsılır. Bazen kuvvetli fırtınalar kapanır üstüne, yön değiştirir. Ve her yol ayrımında bir kapsül bırakır arkasında. Bırakması da gerekir zaten, kalp sesini bastıranları tek tek. Ağırlıklardan kurtulduğunda daha da hızlı tırmanır çünkü. Öyle olması gerektiğini ona hep birileri fısıldamıştır. Hız kazanmanın iyi bir hareket olduğunu düşünür. Bu uğurda vakti geldiğinde ailesini de gerisinde bırakır insan. Vazgeçer. Geçmek zorunda kalır. Bir de içinde ‘’Ben elimden gelen her şeyi yaptım.’’ rahatlığı oluşur. Vicdan kapsülünü de bırakmış olur böylelikle. Yola ilk çıktığında ne kadar kalabalıksa, sessizlik duvarını aştığı andan itibaren bir o kadar da yalnızdır.

Kasvetli ve hafif yağmurlu bir kış günü, güneş batmaya yüz tutarken, zemin kattaki odamın camından bakıp içimden bunları geçirmiştim. Nora’ya kızgındım. Konuştuğu için değil elbet, doğruları söylediği için. Lakin ne olursa olsun böyle fütursuzca söylememeli. Ben de biliyorum yaşadıklarımı, hayatın beni sürüklediği yönü. Kendime bile zar zor itiraf etmişken, o aldırış dahi etmeden bütün fikirlerini haykırabiliyordu. ‘’Hayret, bu sefer susuyorsun, sanırım içimden geçirirken bile fısıldamışım. Yoksa mutlaka konuşurdun geveze.’’ dedim. Cevap vermedi. İşime gelir, ben de kafamı dinlerim. Camımın hemen dibinde duran bahçe duvarının üzerinden göğe doğru bakarken gözüme bir kırmızılık takıldı. Duvarın üzerindeki kamışlardan yapılma hasır çit yüzünden ne olduğunu pek seçemedim, ilk etapta. Ancak gördüğüm ilk anda kalbim çarpmaya başladı. Bana bir şeyler söylemeye çalıştığı o kadar çok belliydi ki, takılı kaldım. Ben ne olduğunu düşünürken Nora ürkekçe fısıldadı. ‘’ Ailenle birlikte en son yaşadığın bina değil mi bu? Onlardan ayrı kaldığın her gün, yeni evinin camından ona doğru bakıp gecelerce ağladığın evin. Özlem denizlerinde boğulduğunda karşısına geçip saatlerce izlerdin. Hatırladın mı?’’ Hayatımın her anına şahitlik etmesine tahammül edemesem de haklıydı. Eski hayatıma duyduğum özlem, şuan çok yakınımdaydı. Gerçi bizim evimizin rengi kırmızı değildi. Şehrin tozunu emdiğinden yeşil olmaktan çıkıp griye yüz tutmuş bir renkti. Ama fark etmez benim için. Yeni hayatımın dibine varsın kırmızısı yapılsın dert değil. Gerçi yaşadığımız yerde yalnızca çatısız beyaz evler var. Renklere izin verilmiyor. Hem bu kadar yüksek katlı bir bina da yaptırmazlar. Ayrıca bir günde de zaten bina yapılmaz. ‘’Harekete geç! Hala ne bekliyorsun? Git yanına, yakınına, öyle seyret. Belki gerçekten de yapılmıştır.’’ Nora beni harekete geçirmişti. O konuşmaya başladığında resmen mantığım işlevini yitiriyordu. Ayakkabılarımı bile giymeden çıkmışım evden. Yağmur hızlanmış biraz daha, ben Nora’yla konuşurken. Koşmaya başladım. Bir an önce yakınına gitmek istiyordum. Havanın soğukluğundan yağmur ayaklarımı kızartıyordu ama pek aldırış etmedim. Kırmızılık netleşince hayatımın o kapsülünü resmen bıraktığımı fark ettim. Plastik kutular yığınından başka bir şey değildi karşımda duran. Kırmızı kutu kulesi. İçecek markasına ait bir yığın kutu. Pencere olarak gördüğün şeyler, kutuları tutma yeriymiş. Klima olarak gördüklerim de markanın adı. ‘’Özür dilerim, ben sadece iyi hissedersin diye düşünmüştüm. Ah keşke…’’ pişman olduğu her kelimesinden belli olan Nora’yı büyük bir hışımla böldüm. ‘’Kes sesini! Benimle oynama Nora! Kim değil ne olduğunu unutma. İçimsin sen benim, iç sesimsin. Sus dediğimde susman gerektiğini unutma. Ben pes ettiğimde sen de edeceksin. Öyle içten içten umut dalgaları yaratma. Yağmurda ıslanan da sen değilsin, hayal kırıklığına uğrayan da!’’

 

‘’Yol ayrımına geldiğini fark ettiğinde geri dönmeye çalışma. Bu sana zaman kaybettirir. Seçim yap ve yeni hayatını karşıla. Unutma ki insan seçimlerinden ibarettir. Pişmanlıklarında kimseyi suçlama.’’

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.