KARDEŞLİK BİLDİRİSİ

“Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?” sorusuna kendimizi muhatap bilmedikçe, cennet vatan bizim için hayalden öteye geçemeyecek.
Yüzyıl öncesine mektup, şikayetname yahut bir iç döküş.
Sözlerim, söyleyeceklerim incitmesin sizi, aman! Genç yaşınıza kıyamam, göz yaşınıza, çocuksu telaşınıza, şöyle bir mindere oturup da muhabbet edemediniz sevdiklerinizle, bir bayram sabahı öpmek istediniz de babanızın elinden nasip olmadı, annenizin elinden pişen çorbaya nasıl da hasret kaldınız, ya başında yeldirmesi, ziyaretinize gelen gönül evi yangın yeri olan sevdiğinizle o dar vakitler nasıl da değeri bilinesi. Daha taze bir çehre taşıyordunuz hepiniz, Anadolu’nun pek çok yerinden cihat diye düştünüz yola ve şehit düştünüz toprağa şimdi torunlarınızın birbirine düştüğü yerde. Bir hilal uğruna batan güneş sizdiniz ve sizdiniz bu ülkenin sönmeyecek son ocağı, siz oldunuz hududu ülkemin, sizsiniz ucu bucağı. Bilemedik, kanla sulanan cennet vatanı kendi elimizle cehenneme çevirdik. Affedin.
Şikayet edip de üzmek istemezdim elbette ama ben kime dökeyim içimi, kime duyurayım sesimi? Sizin hatıranıza sahip çıkamadık, çıkamadık yek yürekle düşman karşısına. Siz şekersiz üzüm hoşafına tamah ederken, biz anne yemeğine tahammül edemedik, siz birbirinizin boynuna sarılıp da direnirken düşmana, biz birbirimizin boğazına sarıldık, düşman bildik birbirimizi, bilendik birbirimize, israf ettik kıymetli zamanı, merhameti, hatta öfkemizi dahi. Aynı toprak üstünde, ayrı bahçeler edindik. başka başka cümleler sarf ettik, sen Türk’sün diyerek kırdık, Kürt’sün sen diye incittik ve Ermeni diye içimizde istemedik. Alevi diye biri, kapıları açmaz olduk acısına ve koşmaz olduk yangınına, diğeri Sünni diye inanmaz olduk ezanına, niyazına. Sahi siz cephede düşmana direnirken sordular mı size kimsiniz diye? Hesap sordular mı size dilinizden, dininizden ötürü? Siz bir avuç toprak uğruna, ölüme gittiniz umutla.
Söylüyor torunlarınız birbirine, “Atan yokmuş cephede” diye, “Dedem direnip ölmüş de deden gidememiş öteye” diye. Aziz insanlar, yüce şehitler, bize muhafaza edelim diye bıraktığınız hiçbir değerin değerini bilmedik.
Dört bir yanımızı sardı yedi düvel, yedi boğumlu akrep gibi girdi kanımıza, girdi aramıza, mesafe girdi kalbimizle o yüce anılara. Birbirimizin elinden tutamaz olduk, göremez olduk öfkeden birbirimizin akan yaşını. Toplayamaz olduk hüzünden dağlanan gönülleri, virane ettik evleri, evdekileri.
Helal edin hakkınızı. Hakkından gelemedik haksızların, hak diye diye bize haksızlık yapanların. Size layık olamadık, bıraktığınız yerde duramadık. Yolumuzu yitirdik.
Çok yorulduk. Bir şifa gönderin yücelerden şu ölü toprağı serilmiş yüreklere

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.