PUSULA SÖYLEŞİLERİ: Yavuz DOĞAN

Pusula Söyleşileri’nin ilk röportajını hece şiirimizin güzide yaşatıcılarından şair Yavuz Doğan’la yaptık. Spartaküs’ün kollarında kırılan zincire ağlamasının yanında kuşatılmış bir şehirde şiir bayrağını düşürmeden göklerde dalgalandıran şairin şiire bakış açısını, son çıkan kitabını, özel hayatındaki öznelerin kalemine nakşettiği ilhamı ve daha birçok konuyu konuştuk…

Merhaba Yavuz Bey! Röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Kendinizden biraz bahseder misiniz?
Rica ederim. Onur duydum.
1975 İstanbul doğumluyum. Aynı şehirde büyüdüm. Eğitim hayatım ve sonrası da bu şehirde geçti, geçmeye de devam ediyor. Üç kitabım, (Kabuğundan Çekilmiş Şiir Taneleri, İntihar Mektupları, 3’üncü Eski) bir kızım ve mutlu bir yuvam var. Kendimden bahsetmem gerektiğinde en fazla bu kadar bahsedebiliyorum.

Şiirle ilk ne zaman tanıştınız?
Aslında çok net bir tarihi yok. İlkokul yıllarımdan beri özellikle şiire çok yakın oldum hep. Mesela henüz üçüncü sınıftayken İstiklal Marşı’nın on kıtasını da ezbere biliyordum. Müfettiş geldiğinde mesela, hangi sınıftaysa o sınıfa çağırıyorlardı, gidip İstiklal Marşı’nı okuyordum. Bunu hatırlarım en net. Sonrasında o dönemim çocuk dergilerinden Milliyet Çocuk dergisinde okurlardan gelen şiirlerin, öykülerin yer aldığı bir sayfa vardı, orada bir şiirim yayınlanmıştı, unutmam mümkün değil.

İlk şiirinizi hatırlıyor musunuz? İlham aldığınız birileri var mıydı ya da ithaf ettiğiniz?
İlk şiirim, ablamın yaş gününde yazdığım ve yukarıdan aşağıya okunduğunda “GÖNÜL” isminin çıktığı akrostiş bir denemeydi. Şiir demekten hayâ ederim. O dönem özellikle Han Duvarları çok sarsmıştı beni. Faruk Nafiz Çamlıbel’in bendeki yeri çok farklıdır o sebeple.

ŞAİR OLMAK, YETENEK İSTER

Necip Fazıl, anılarında “Şair olmaya karar verdim ve oldum.” diyor. Sizce şair olunmaya karar verilebilir mi?
Kişi durup dururken “Ben doktor olmaya karar verdim.” diyerek doktor olamıyorsa, “Şair olmaya karar verdim.” demekle de şair olamaz fikrimce. Hepsinden önce o yetenekle doğmuş olmalısınız. O mayayla kavrulmuş, o aşkla pişmiş olmalısınız. Mayanız zaten oysa ve siz bunu sonradan keşfettiyseniz, evet, üstadın dediği gibi karar verirsiniz ve olursunuz. Ve kanaatimce üstadın söylediği de bu aslında.

Şiir nedir sizin için?
Spartaküs’ün kollarında kırılan zincir, kuşatılmış bir kentte dalgalanan son bayrak, Pir Sultan’a dokunan gülde diken, Kızıldeniz’de asa, Filistin’de patlamamış el bombasıyla top oynayan çocuk, siperde mermisi tükenmiş asker, mezarda dua bekleyen ölü, yağmurlu bir gecede bulutlara direnen yıldız, çölde vaha, denizde liman, kaleme kâğıt, kâğıda derttir şiir.
Bağlamada umudu, rahlede Kur’an’ı, ezanda felahı, bir anne duasında huzuru aramak, huzuru bulmak, huzuru anlatmaktır biraz da.
O kadardır. Odur.

Ülkede yaşanan sıkıntıları şiirinize yansıtıyor musunuz?
Kendisine kelimelerle oynama vasfı bahşedilmiş kişi, bu yeteneği salt karşı cins aşkı için, çiçekler için, kelebekler için kullanacaksa, o yetenek aslında kendisine hiç verilmemiş sayılmalı bence. Çünkü şair, yaşadığı dönemin tanığı, bir sonraki kuşağa aktarmakla görevli memuru, hayatın karanlığını ışığıyla aydınlatma mükellefi olan mumudur. Bu anlamda, sadece ülkede değil, gezegende yaşanan her sıkıntıyı şiirime yansıtıyorum mutlaka. Çünkü ben başka bir dil bilmiyorum şiirden gayrı.

Hüzün ve gece şairler için verimli zaman dilimleri… Siz şiirlerinizi genelde ne zaman yazarsınız?
Büyük bir şehirde yaşıyorum. Çok erken kalkıp yollara düşüyor, çok da vakitlice dönemiyorum evime. Gün içinde de sürekli çalışmak zorunda olduğum için sadece geceleri bana ait oluyor. Dolayısıyla gün aydınlıkken hiç şiir yazmadım desem yeridir. Ve sonrasında da bu bir alışkanlık haline dönüyor. Senelik izinlerimde ve benzeri uzun süreli boşluklarda bile, gün içerisinde onca vaktim olmasına rağmen hep geceleri yazdım, öyle de devam ediyor.

Sosyal Medyadaki paylaşımlarınızda sık sık kızınızı görüyoruz. Ayrıca İntihar Mektupları ve 3’üncü Eski adlı kitaplarınızdaki birçok şiiri de yine kızınıza ithaf ettiniz. Belli ki kızınızı çok seviyorsunuz. Baba-kız-şiir üçgenini nasıl yorumlamalı okurlar?
Kızım… Olmazsa olmazım… 34 yaşımdaydım baba olduğumda. Ve benim babam, benim baba olacağımı öğrenip torununu göremeden veda etti hayata. Miras gibi… Nefes gibi… Belli bir yaştan sonra baba olmanın verdiği bir gecikmişlik belki, belki özlemişlik ama mutlak aşk… Bu yüzden, yeri de değeri de önemi de anlamı da çok başka bir yerdedir kızımın. Bütün babalarda böyledir belki ya da böyle olmalıdır diye düşündüğüm için çok başka, çok değişik, çok anlamı dışında bir şey yaptığımı da düşünmüyorum aslında. Çok seviyorum kızımı, çok sevmeye devam edeceğim hep.

Öğrendiğimize göre ilk kaleminizi babanız hediye etmiş. Babanızın şiirinizdeki konumu nasıldır?
Babam, her çocuğun babasına bakacağı üzere, gördüğüm görebileceğim en düzgün adamdı. Benim için inanılmaz bir rol model, yürüdüğüm yolda ne kadar diken varsa sihirli elleriyle temizleyen, kollayan, gözeten gizli bir güçtü benim için. Uzunca bir süredir görüşemiyoruz bu âlemden sıkılıp göç ettiği için. Çok özlüyorum. Ve bu özlem, yine şiirle, yani yine bildiğim tek dille hayat buluyor bende. Yaşarken de çok farklıydı bendeki yeri, yokken de öyle.

3’üncü Eski ismi çok ilginç bir isim… Hikâyesi var mı?
Üçüncü Eski, daha önce çıkardığım iki kitaptan sonra çıkan üçüncü kitabım. Üçüncü oluşuna gönderme biraz. Biraz İkinci Yeni şiirine gönderme, hecenin çağın gerisinde kaldığını düşünen fikriyata o anlamda yeni olamayacaklarını, eski ismiyle gönderme, birleştirip Üçüncü Eski yapma şeklinde düşünüp, bir çırpıda karar verdiğim ve çok da sevdiğim bir isim oldu. Yine olsun yine öyle düşünürüm.

HECE ŞİİRİ ÖLMEDİ

Şiirlerinizi genelde Hece Ölçüsü’yle yazıyorsunuz. Hecenin bugünkü ve gelecekteki durumuyla ilgili düşünceleriniz neler?
Aslında şiir yazmaya başlayan insanlar öncelikle serbest diye isimlendirdikleri şiirlerle başlarlar. İsimlendirdikleri diyorum, çünkü serbest isminin devamında da “vezin” kelimesi vardır ve vezin “ölçü” demektir en basit tanımıyla. Sonrasında hece yazmaya merak salarlar ve aslına bakarsanız, hece şiirini öğrendikten sonra gerçek serbest şiirlerini yazmaya başlarlar. Serbest şiirin içerisine serpiştirilmiş kafiyeler, hece ölçülü dizeler, şiirin akıcılığını ve ahengini arttırır gözle görülür bir biçimde. Bu anlamda “Hece şiiri öldü.” fikriyatına sahip insanlarının ayağı yere basmayan bu düşüncelerinin aksine, Türk şiirinin olmazsa olmazı olan hece vezni sonsuza kadar var olacak ve her dönem insanları tarafından çok sevilecektir. Radyomuzda dönen şarkıdan, çocuğumuzu uyuttuğumuz ninniye, yaktığımız ağıtlardan, durduğumuz halaya kadar kulağımıza dokunan melodilerin tamamına yakını hece ile yazılmıştır, hece ile yazılmaktadır hâlâ, hece ile yazılmaya devam edecektir. Umudum değil, olmazsa olmazımdır bu fikir.

Sizce iyi bir şair nasıl olmalıdır?
Kişi yazar olabilir. Kişi mühendis olabilir. Kişi şair olabilir. Ama kişi, öncelikle iyi insan olmak zorundadır. İyi insan olmayıp iyi şair olmak teknik olarak mümkünse de gerçekte iyi insanlardır iyi şiirleri yazanlar. Dolayısıyla, iyi bir şair olmanın en olmazsa olmaz kısmı iyi insan olmaktır. Sonrasında, çok okumalı şair. Herkesi okumalı. Siyasi yapısı, dünya görüşü, hayata karşı duruşu ne olursa olsun, her yazılanı takip etmeye çalışmalı vakti ve gücü yettiğince. Yeniliklere açık olmalı, korkmamalı denemekten. Eskiye saygı duymalı, yeniye açık olurken. Şair, insan olmalı.

Şairler kıskanç olur mu?
Şairlerin de insan olduğunu unutmadan, kıskançlığın bir insan hissiyatı olması sebebiyle, onların da elbette kıskançlık duygularının olduğunu kabul etmek lazım. Ama ne kadar kıskanç? Kime göre kıskanç? Neyi kıskanır? Ben mesela, “Bunu ben yazmalıydım.” kıskançlığını yaşarım dönem dönem… Ama genel bir ifadeyle “Şairler kıskançtır” diyemiyorum.

Yavuz Doğan hep şiir mi yazacak? Öykü-roman yazmayacak mı?
Sanat, hangi dalıyla uğraşırsanız uğraşın, mutlaka geniş bir zaman, fedakarlık yapabileceğiniz bir hayat ve plan yapabilmenizi sağlayacak dingin ve düzenli bir takvime ihtiyaç duyar. Özellikle büyük şehirlerde bunu yapabilmek çok zor. Tasarladığım, notlarını aldığım çalışmalarıma bile sırası geldikçe dokunabiliyorum. Son iki senedir üzerinde çalıştığım bir romanım var. Konusu, olay örgüsü, karakterleri ve iskeleti bitti aslında. Sadece bir ay kadar vakit ayırıp bir bütün olarak ortaya çıkarması kaldı, onu da 2017 planlarımın içerisine aldım.

Etkilendiğiniz şairler kimlerdir?
Faruk Nafiz Çamlıbel ismi çok önemli bir yerde durur bende. Şiir diyerek açtığımda gözümü, ilk onu gördüm, ilk onu tanıdım. Sonrasında yelpaze sürekli genişleyip daraldı ama Nazım Hikmet, Ahmet Telli, Hasan Hüseyin Korkmazgil de bugünkü şiirimin şekillenmesinde çok önemli bir yerde dururlar.

Okunmasını önerdiğiniz kitaplar var mı?
Şairlerin şiir kitabı okumamak gibi bir alışkanlıkları var yazık ki. Etkilenmekten, şiirlerinin okuduklarına benzemesinden ve benzeri durumlardan çekindiklerini dillendiriyorlar sebebini sorunca. Elbette mutlaka şiir kitabı okunsun, her şiir kitabı okunsun gibi bir söylemim yok ama her şiir kitabına da o bakışla yaklaşamamak lazım. Daha önce de söylediğim gibi, fikri ne olursa olsun, iyi yazılmış şiir kitapları okunmalı mutlaka. Çünkü şair, aynı zamanda iyi bir okur olmalı. Ben mesela çok ciddi bir Oğuz Atay hayranıyımdır mesela. Sosyal paylaşım sitelerinden sonra “Olric” karakteriyle basite indirgenmeye çalışıldıysa da büyük yazardır Oğuz Atay. Mutlaka okunasıdır. Sabahattin Ali öyledir. Cemal Süreya, Turgut Uyar öyledir. Popülist paylaşımlar dışında tutulası fakat maddenin tabiatı gereği tutulamayanlardır. Ama ille de okunasıdırlar.

Son olarak günümüz şairlerine, bilhassa da yeni başlayan genç şairlere söylemek istediğiniz şeyler var mı?
Aslında çok şey varmak söylemek istediğim ama sayfalarca yazmak lazım bunun için. Özet geçeceğim bu yüzden. Öncelikle, genelde Internet sitelerinin, özelde sosyal paylaşım sitelerinin kontrol edilemez bir hızla ilerleyip büyümesiyle, evinde kendi haline bir şeyler yazan, yazdıklarını ajandalarında tutan insanların, keşfettikleri bu yeni mecrayı çok hızlı bir biçimde dolduruşlarıyla başlamak lazım. Ne kadar erken kalkarsa o kadar çabuk tanınan, ne kadar çok takipçisi varsa o kadar makbul sayılan, yazdığı şeyin adı ve içeriği ne olursa olsun “üstad” sıfatıyla anılmaya başlayan, birbirinin türevi şiir siteleri vasıtasıyla pohpohlanan, büyütülen ama özünde sanata hizmet etmekten çok kötülük eden bir yığının arasında kaybolup gitmemek adına dik durmaları gerekiyor mutlaka. Kendi fikriyle, kendi yeteneğiyle, kimin ne söylediğini ya da söyleyeceğini (eleştiri bu tanımın dışındadır) yazdığı şiirin önüne koymadan dik durmaları gerekiyor. Şiirin de diğer bütün uğraşlar gibi emekle, bilgiyle, birikimle, donanımla ve sabırla büyüdüğünü bilerek ve sıvazlanması muhtemel sırtlarına “oldum” yaftasını yapıştırmadan dik dik durmaları gerekiyor mutlaka. Çok okuyarak, çok araştırarak, yazarak ve paylaşarak dik durmaları gerekiyor mutlaka. Yoksa isminin başında “şair” yazan ama özünde şiire kötülük etmek dışında hiçbir meziyeti olmayan binlerce “müteşair”den biri olmaları sanat adına çok büyük bir kayıp olur.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.