Metal Kapaklar

Çocukken, raylara dizdiğimiz metal kapakların üzerinden geçecek trenin ağırlığınca sevincimiz vardı bir de bizleri sürekli ele veren saklambaç oyunlarındaki bir yere sığdıramadığımız heyecanımız. Ufaktı adımlarımız, ondan dolayı her yer uzak gelirdi bizlere. Küçük olduğu için yüreğimiz, çabuk mutlulukla dolardı. Avuçlarımızı dolduracak kadar şekerdi tüm hayallerimiz. Ne mesafelerin tanımı ne de zamanın nasıl bir şey olduğu ilgilendirmezdi. En büyük acımızın düşünce diz acısı ve en büyük korkumuzun ise karanlık olduğunu sanırdık. Mevsimler, sıcak ve soğuktan başka bir şey ifade etmezdi. Yağmurlar hep ıslak, karlar ise üşütmekten başka bir şey değildi. Sonra, zamanın tanımını öğrendiğimizden bu yana büyüdük. Aslında kendimizden kaçamadığımız için uzaktı her yer. Ve kalbimiz kırılacağı için yüreğin bir türlü dolmak bilmeyeceğini hissedemedik. Sadece bir avuç dolusu şeker olan hayallerimizin aslında kırılınca o kadar tatlı olmayacağını bilmiyorduk. Diz acısını özleyeceğimizi düşünmedik hiç en korktuğumuz gecelerin koyu karanlığında. Sonra hep bir sonbahar akşamına takılı kaldığımızı anlamıştık mevsimlerden yazın ne demek olduğunu bilince. Herkes bir bir gidince heyecanını yitirmeye başlamıştı bu oyun ve sanırım en büyüğü buydu saklambacın. En kötüsü, mesafenin tanımının ne olduğunu öğrendiğimizden beri o treni bir daha hiç beklemedik. Yerde kalan metal kapaklarda kaldı yüreğimiz, hislerimiz ise üzerinden hep geçmesini beklediğimiz trendi ne yazık ki…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.