Kuş Misali…

Zamanında Girit adasında çok yetenekli bir sanatkâr ve matematikçi olan, Daidalos adında biri yaşarmış. Kralın isteği üzerine içinden çıkılması imkansız bir labirent inşa etmiş, oğlu İkarus ile birlikte. Böylelikle Kral bu tasarımı mahkûmlar için kullanacakmış. Fakat bu meşhur labirentin gizemini kimsenin öğrenmemesi için, Kral Daidalos ve oğlunu yüksek bir kuleye hapsetmiş.

Güvercinler… Her sabah kulenin penceresine konduktan sonra tüylerini dökerlermiş. Zeki Daidalos bal mumuyla birlikte kuş tüylerinden kendine ve oğluna iki çift kanat yapmış. Oğluna uçmayı öğrettikten sonra ne çok alçaktan, ne de yüksekten uçmamasını tembihlemiş.

Ne çok alçaktan, ne de çok yüksekten…

İkarusun uçmaya başladıktan sonra vardığı özgürlük hissi o kadar kuvvetliymiş ki, babasının dediklerini unutup güneşe doğru yükselmeye başlamış. Güneş, ışınlarıyla eritmiş kanatlarındaki balmumunu. Kanatlar yavaşça çözülmüş ve Ege denizinin dalgalarında yitirmiş hayatını İkarus, babası Daidalos’un gözleri önünde…

Bize düşen ise ders çıkarmak bu hikâyeden.

İnsanız… Bazen hayatımızda en parlak vakitlerimiz olur, farkına varamayız aslında ne kadar yükseldiğimizi, ne kadar güneşe doğru yaklaştığımızı, ne kadar başarıya ulaştığımızı. Bazen bu elde ettiklerimiz kör eder bizi, tehlikenin farkına varamayız, gözlerimiz kapanır. Aslında ışık karartır gözlerimizi. Fakat bilmeliyiz ki o güneş eninde sonunda batacak, belki de gecenin karanlığında bizi kör bırakarak. Anlamalı o zaman, fani güzelleri değil, batmayan Ebedi Güzel’i sevmeyi…

Bazen ise en karanlık dönemlerimiz olur, devam etmek istemeyiz, yavaşlarız. Farklı duygulara maruz kalırız. Alçalırız, kanatlarımızın uçları dokunmaya başlar sulara. Sular çekmeye başlar bizi kendine bir bataklık gibi. Yine farkına varamayız tehlikenin, çünkü gittikçe ağırlaşır kanatlarımız, belki de bir daha yükselemeyecek, yola devam edemeyecek kadar. Ve hatta belki de tamamen kayboluruz o karanlık sularda, dibe doğru yol almaya başlarız. Karanlıktan zifiri karanlığa…

Şayet özgürleşip hedefimize ulaşmak istiyorsak, ne hayatın ışıltısına kapılıp gözlerimiz kamaşmalı, ne de hayatın soğuk suları kanatlarımızı ağırlaştırmalı. Bir dengede hareket edebilmeli, yüzümüze çarpan rüzgârı kanatlarımızın altına almalı, böylece bizi güçlendirmeli. Yakınlaşmamalı belki de bizi en çok mutlu eden fakat sonumuz olabilecek olana.

Dengeli hareket edebilmeli, çünkü asıl hüner dengesizlikler karşısında dengeyi korumak. Sağlam kanatlarla varmalı menzile doğru. Sağlam iki kanatla; vicdan ve mantık kanatlarıyla. Ne vicdanımızın sesini susturmalı ne de mantığımızı görmezden gelmeli. Sadece biri ile hareket etmemeli ki gidilen yolda takılmamalı. O denizde yol almayı bilmeli, yeri geldiğinde yıldızlı mehtapta kanat çırpmalı, hiçbir zaman hedeften şaşmamalı ve kanatlanmalı ufka doğru. Ufuk çizgisi ne kadar uzak olsa da.

Böylece özgür olmalı, bir kuş misali…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.