Bir Kuş Hikayesi

Bir kuş geliyor ellerimin arasından yem yiyor sonra omzuma konuyor. Derken bir göz açıp kapama süresinde geçiyor iyice ensemin arkasına yerleşiyor. Hissediyorum ki orada duruyor. Dönüp bakmayı denesem ürkütürüm daha yeni geldi. Birden güzelliğine bakma isteği geliyor fakat yine de sabretmeyi öğrenmeliyim.

Aylar geçiyor aradan. İyice alışıyorum varlığına. Günlük sıradan hadiseleri bile onunla konuşmak istiyorum. Dinlediğini bilmek yetiyor. Duyulmak iyi geliyor. Sözlerin bölünmüyor gereksiz uzatmaların var sadede gel denmiyor. Bir de şu arada bir gelen görseydim duygusu olmasa kusursuz bu birliktelik.

Bir kuş ki kafes olmasa da gitmiyor onu ürkütecek şeyleri fark etme gayretine giriyorum. Gözlerimi kısıp bakıyor onu kaçıracak şeylerden kaçınıyorum. Şansa bırakılamayacak kadar alıştığımı görüyorum. Zamanla anlıyorum gitse kayıp yaşayacak olan benmişim. Zamanla anlıyorum benim onu taşıdığımdan çok o beni taşıyormuş.

Zor günlerde yalnız gecelerde yoldaşlık ediyor bana. Gözlerim sanki onun gözleri. Karanlıkta keskinleşen gözleri sessizlikte daha çok duyulan sesi ile çok değişik bir kuş. Güzel bir sabah geldiğinde gitmesin diye düşünüyor bu düşünceyle fikir yorgunu oluyorum.

Acaba birileri geldiğinde yanıma yine onu arar mıyım diğer dostluklara bedel. Güzel bir dünyada da ister miydim her şeyi ondan? Yoksa unutur muydum farkında olmadan? Altın tepside sunulsa bütün fırsatlar kuşu kaçıracak bir ihtimal varsa tepsiyi elimin tersiyle itebilir miyim bilmiyorum. Bu sorunun cevabından korktuğum sürece sorun olmayacağı tahminim var fakat yine de giderse diye korkuyorum.

Seneler geçiyor sonra fark ediyorum herkesin bir kuşu varmış. Kendimi ayrıcalıklı sandığım hallerim çocukça geliyor. Herkesin kuşu kendi meşrebinden kendi sesinden kendi sessizliğinden haz alıyormuş meğer. Kimisi onun farkına varmadan senelerce yaşıyorken kimisi beş dakika onsuz kalınca huzursuz oluyormuş. Kimisi kendi başındaki kocaman kuştan habersiz senin başında duran küçücük kuştan medet umuyormuş. Kimisi kaybetme korkusunda bulup eline alma telaşında kimisi hiç gelmedi ki karamsarlığında herkes kendi dünyasında yaşıyormuş.

Kafes istemeden gitmeyen ama görmediğin yerden seni takip eden bir kuş ile ne kadar arkadaşlık edilebilirse o kadar ettim. Bazısı çok uzak yoldan özel tür sipariş ister de bekleyemez. Bekleyemediği için unutuldum böylece bırakıldım diye figân eder. Bazısı kendinde güç gördükçe kuş gereksiz, olmasa da olur der geçermiş.

Zaman ilerliyor daha da alışıyorum varlığına. Artık içimdeki mutluluğun üstüne gözyaşı damladığında seher vaktinin en güzel anlarında yağmur yağdığında öyle hissediyorum ki varlığını işte karşındayım dese daha fazla inanmazdım varlığına. Dikkatli bakınca görüyorum hediye edildiği zaman yemi kuşun daha güzel sesler çıkardığını sanki aramızdaki mesafenin daha da kısaldığını. Öyle bir an geliyor ki nerdeyse hiç yem vermeyecek kadar başkalarına dağıtıyorum kuşun yemini. Enteresan şeyler oluyor sonra. O bir avuç yemle karşımdaki kuş öyle güzel ötüyor ben de duyuyorum. Sonra daha başka kuşlara da yem veriyorum. Geriye dönüp hiç bakmıyorum kaç gün yetecek kadar yem kaldı diye ben yine kendi kuşumun bir avuç yemini en sona bırakıyorum. Hep artıyor hiç eksik kaldığına denk gelmiyorum.

Merakla tarih kitaplarını karıştırıyorum. Hiç görmediğim kuş yemleri özel tariflere denk geliyorum. Artık türü bitmiş kuşlar onları çok merak ediyorum. Onları göremeyecek olmanın hüznü ile öğrendiğim yemle besliyorum karşıma çıkan kuşları ve sonra kendi kuşuma sıra geldiğinde hayret ediyorum. Bu sefer hem tüyleri hem sesleri her halleri ile başka şey oluyor kuşlar. Öyle ki üzerimde kıyafet yokmuş tenime değmesine bir milimetre kalmış gibi hissediyorum.

Daha yakın tarihlere bakıyorum gözümden kaçan bir kuş türü bulabilir miyim diyerek. Görüyorum ki daha varlığını bilmediğim binlerce kuş var çoktan türü tükenmiş. Buruk bir ruh haliyle yeni terkipler deniyorum. Önceki kadar olmasa da yine olumlu yanıt alıyorum. Artık kuşların yemlenme saati yemlerinin içeriğini az çok biliyorum fakat yine de düzenlenmesi gereken şeyler var hissediyorum.

Kuş yeminin bir tek tohumdan ibaret olmadığını fark ediyorum. Belirli sayıda belirli sırada olmayınca içeriği yeterince etkili olmadığını görüyorum. Önce kendi kusurumu bildiğimden orada en etkili olacak tohum terkipleri ile başlıyorum. Sonra tarihe karışmış o Anka kuşlarını merak ediyor onlara doğru iç geçirerek bakıyor onlardan öğrenilen özel tohumlardan veriyorum. Bazı tohumlar çok güzel onlardan üçer üçer veriyorum. Bitirirken hep aynı sonuncu tohumu veriyorum ilk andan itibaren benden olan beni hatırlatan eksikliğime rağmen biriktirdiğim tohumu. En son bir avuç su ile bitiriyorum. Ellerim kavuşunca biriken başka yerde zararı olan tuzlu su burada ab-ı hayat oluyor.

Anneden babadan darda kalmış elinde azıcık yem kalmıştan seni hiç tanımayandan geldiği zaman yemler bambaşka faydalarla geliyor. Bütün bildiğim güzel yemleri deniyor her gün yeni yem yeni saat yeni terkip deniyorum. Hepsi de doyuruyor denediğim için hiç pişman olmuyorum.

Aldığım her nefes kuşun varlığına ihtiyaç duyduğumu bunca yılın sonunda zor fark ediyorum. Bilmediğim şekilde gözlerime bakıp tamam mı devam mı sorusuna cevap arayan kuş hep devam yanıtını alıyor olmalı ki bir yere gitmiyor.

Ve finalde fark ediyorum aslında kuş beni duymakla kalmıyor duyuruyormuş da. Hiç bir şekilde göremediğim hiç bir şekilde inkâr etmediğim bir gerçeğe bağlıyor beni. Anlıyorum kuşun gerçek şeklini gördüğümde gerçek sahibini de göreceğim. Meğer ben sadece kuşun peşinde koşarken güzel bir yolu adımlıyormuşum. Meğer toprağın altından toprağın kendisi geçmeden ateş ateşe düşmeden en güzel mekân çekirdeğinden çıkmadan her yönü gören gözlere ulaşmadan istesem de göremezmişim.

Şimdi biliyorum kuşu göndereni. Yemini gönderen bir çoğunu ilham edeni. Adımlarım karanlıkta çok küçük. Bir metreden ötesini göremiyorum. Kuşu göndereni çok merak ediyorum. Beni bu kadar çok seveni sevmemek olmazdı şimdi severek adımlıyorum karanlık bir yolu. İşte yanıma geliyor kuş sessizliğin korkutucu yanını unutturuyor arkadaşlık ediyor.

Adım atıyorum aklıma bir yol hikâyesi geliyor. Düşsem de olur kalktığımda biliyorum kuş tekrar konacak eski yerine. Ellerimde taşıdığım poşetler hep kuş yemiyle doluymuş açlık duymayışıma hayret ederek bir adım daha atıyorum…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.