Yusuf Atılgan

1921 yılında Manisa’da doğan yazar,  1922 yılında Yunan işgaliyle birlikte ailesinin Manisa’dan 20 km uzaklıktaki  Hacırahmanlı köyüne yerleşmesiyle kendisinin ve romanlarının ilk mekanını da bulmuş olur.  Ailesi 1847  Yunanistan göçmenidir. Turgut adında bir kardeşi vardır. Liseyi Balıkesir’de okuduktan sonra öğretmen olmak için İstanbul’da Edebiyat Fakültesini bitirir. Halide Edip Adıvar, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi döneminin  ünlü isimleri Atılgan’ın fakültedeki hocaları olmuştur. Askeri Lisede öğretmenken açılan soruşturmalar yüzünden öğretmenlik hakkı elinden alınır ve köyüne döner. Kardeşi Turgut’un ısrarları üzerine öykülerini gazetelerin açtığı yarışmalara gönderir. Kendi ismini kullanmadığı bu yarışmalarda çeşitli dereceler alır.  1958 yılında Yunus Nadi Roman Ödülü’ne  “Aylak Adam” romanıyla başvurur. Jüride Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Orhan Kemal, Behçet Necatigil ve Haldun Taner gibi ünlü isimler vardır. Fakir Baykurt’un “Yılanların Öcü” romanı birinci olmuş; yazar, “Aylak Adam”la ikinciliğe layık görülmüştür. Yazarın ilk romanı olan “Aylak Adam” 1959 yılında kitaplaştırılmıştır. 1973 yılında ise daha sonra sinemaya da uyarlanan ve uluslararası ödüllere layık görülen ikinci romanı “Anayurt Oteli” yayımlanmıştır. Üçüncü romanı olan Canistan’ı tamamlayamadan 1989 yılında kalp krizi sonucu vefat etmiştir.

Türk edebiyatı içinde çok önemli bir yere sahip olan yazar, özellikle yabancılaşma ve bunun zorunlu sonucu yalnızlık temasını başarıyla işleyen bir yazar olarak tanındı. Aylak Adam’ın baş karakteri “C” ve Anayurt Oteli’nin baş karakteri “Zebercet” ile çağdaş bireyin etrafına ve kendine  yabancılaşmasını bunun sonucu olarak yalnız kalmasını başarıyla işlemiştir. Kullandığı tema ve anlatımıyla döneminin yazarlarından farklılaşmış ve Türk romanında modern anlatının öncüleri arasında yer almıştır. Aylak Adam’ın baş karakterine klasik adlandırmalar dışına çıkarak ona bir isim bile vermeyerek  “C” demesi okuyucuyu kişiler üzerine değil, romanın, yazının, kurgunun kendisi üzerine dikkat çekmeye yönlendirmiştir. Aynı amaçla baş karakterin roman boyunca aradığı kadın karaktere de “B” demiştir.

Aylak Adam romanında uyguladığı bazı teknikler bu romanın ödül jürisinde bulunan üyelerin de dikkatini çekmiş, romancı ‘iyi bir kumaş’ olarak nitelendirilmiştir. Her kelime ve her cümle üzerinde durduğunu söyleyen Atılgan kullandığı dile de çok özen göstermiştir.  Aylak Adam ona göre “bir çeşit günlük yaşamın eleştirisi, bir karşı çıkıştır Kültürlü bir aydının bazı toplumsal kurallara, evliliğe, eli paketli olmaya vb. karşı çıkışı; özgürlüğe tutkun olmasıdır.” Olmayanı aramanın temel amaç olduğu bir aylaklığı yansıtan bu romanı yazarken Atılgan, varoluşçuluktan etkilendiğini dile getirmektedir. Klasik romanların okuyucularının aradıklarını çok da bulamadıkları bu yeni romanlar aslında değişen toplumun değişen romanlarıydı. Yalnızlaşan insanlar, birey olarak toplumsal varlıklarını sürdüren roman kişileri, psikolojileriyle toplumda kendilerinden bahsedilen insanlar artık bir maceranın öznesi olmuyorlardı. Aylak adamın tek macerası “iki kişiden oluşan ve sevgi üzerine kurulu bir dünyayı aramaktı.” Yazarın edebiyatta büyük yankı uyandıran iki romanında da kişilerin bir yabancılık ve yalnızlık çektiği görülmektedir. Bu yabancılık romanın baş karakteri “C”yi toplumun değer yargılarıyla çatışmaya götürür.  “C” ile ilgili bildiğimiz bilgiler sınırlıdır. Öyle bir aylak adamdır ki bu, kural tanımaz, dünyayı pek kale almaz. Yaptığı iş sorulduğunda “Aylakım ben.” cevabını veren birey olarak yaşan biridir. İki kişilik dünyasının diğer üyesi olan “B” yi ararken yaptıklarını düşündüklerini kendisinden başka kimsenin bilmediğinin farkındadır bu yüzden çevresine karşı yabancıdır. “C”nin en belirgin buhranlarından biri kültürel yabancılaşma duygusudur. Toplumsal değer yargılarına eleştirel tutumu ve neticesinde toplumsal uyumsuzluğu birbirini takip eder. Anayurt Oteli’nin baş karakteri “Zebercet”te ise “toplumdan yalıtlanma”  yani toplumsal ilişkilerden dışlanma ve yalnız kalma duygusu hakimdir kahraman şizoid kişilik özellikleri sergiler. Hilmi Yavuz, “Roman kavramı ve Türk romanı adlı eserinde” Atılgan’ın her iki romanındaki  baş karakterler için; “Günlük yaşamın sıradanlığında kaybolan detayları bulup çıkarmada ve bunlara şahsi manalar yükleyerek bir yaşam sorunu haline getirme konusunda benzer psikolojik dengesizliği gösterirler.” demiştir.  İki karakter de psikolojik açıdan çok derin işlenmiştir. Aylak Adam’ın baş karakteri “C” nin geçmişi ve davranışlarına bakıldığında karakterin psikanalist teknik kullanılarak oluşturulduğu görülmektedir. “C” de Freud’un “Oedipus kompleksi” olarak adlandırdığı duygu ve düşünce bozukluğu hakimdir. Anayurt Oteli’nin baş karakteri “Zebercet” de ise şizoid kişilik bozukluğu vardır. Karakterin ruhsal sorunlarının temelinde  çocukluğundan başlayan, kaybeden olma duygusu ve dış dünyadan gelen baskıların yarattığı eziklik duygusu yatmaktadır.

Atılgan, romanlarının baş karakterlerini  tüm psikolojik derinlikleriyle ve detaylara değinen ayrıntıcı anlatımlarıyla  tarif etmiştir. Bu yüzdendir ki sembolik anlatım üslubunun bir parçası olmuştur. Yazar gördüğümüz gerçekliğin yanı sıra bireyin görünmeyen bilinçaltı dünyasını anlatmayı tercih etmiştir. Döneminde toplumsalcı olmamakla suçlansa da aslında bireyin kendisinin ve insani kimliğinin her şeyin üstünde olduğunu, bireyin unutulmaması gerektiğini, bireyin  başkalarını anlamadığında kendine bile yabancılaşabileceğini bireyselciliğin ön plana çıktığı bugünlerde rahatça görebiliyoruz bursa escort bayan.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.