Estetik Haz: Renk ve Işık

Bildiğimiz hali hazırdaki dünya anlayışımızı etkileyen fiziksel faktörlerden renk ve ışık üzerine yazacağım bugün. Elbette sanattaki yerine de değinmeden geçmeyeceğim.

Işığı organ olan dile benzetirsek; renk, dilin fonksiyonel çalışmasına göre ortaya çıkan lisana benzetilebilir. Işığın belirli bir anatomisi, fizyolojisi, biyokimyası varken; rengin dramatik sonuçlar doğurabilen patofizyolojik yönünden bahsedebiliriz. Işık; hakikattir, özdür, sırettir. Renk ise manadır, kılıftır, surettir. Renk vitrin, ışık o vitrinin var olmasını sağlayan tüm iç dış sebeplerin ta kendisidir. Işık ve renk üzerine tanımlar hatta konumlar elbette değişebilir. Neye göre, nasıl konuştuğumuza göre tanımların değişimine şahit olduğumuzda ışık ve renk bir bilmeceye dönüşecektir şüphesiz.

Sanat tarihimizde, özellikle Selçuklu ve Osmanlı mimarimizde, ışık rengin önündeydi. Büyük bir özveriyle ortaya çıkan şaheserler o dönemde genelde renklendirilmemiştir. Bunun bir sebebi, sanatçının, eserine önyargıyla yaklaşmamızı istememesi olabilirdi. Kaldı ki sanatçının, eserini renklendirmek yerine daha zor olan “ışıklandırma” yolunu tercih etmesi bu öngörümüzü de doğrular niteliktedir. Işıklandırmadan kasıt daha doğru bir ifadeyle, ışığı gerektiği gibi kullanmaktır.

Mukarnas, İslami sanatın kilit taşı olan, geometrik şekiller kullanılarak (kimi zaman yıldızlar, kimi zaman çokgenler kullanılmıştır) bezeme ve süsleme tekniğidir. Selçuklu ve Osmanlı mimarisini önemli anlamda etkilemiştir. Mukarnas sadece taş süsleme değil bir nevi oymacılığın bir üst perdesiydi. Cami, medrese sütunları boy ve enlemden sonra mukarnaslarla üçüncü bir boyut kazanırdı. Mimarlar yüksek sanatsal anlayışlarıyla eserlerini öyle inşa ettiler ki güneşin gün ve ay ve yıl içindeki pozisyonlarını da hesaba katarak nakşettikleri mukarnaslarla dördüncü boyutu yakalamamızı sağladılar. Zamanı… Mukarnaslarla üç boyutlu şaheserler, zamanın değişimiyle birlikte insanların gözlerinde ve bilinçlerinde basit bir gölge oyunu olarak kalmıyor bilakis mimari esere ayrı bir derinlik ve ayrı bir boyut kazandırıyordu. Bu dört boyutlu şaheserler bugün bile bizleri bu manada etkilemektedirler. Esasında meseleye duygusal yaklaşmaktan ziyade o dönemin sanatsal kontekstini de çözmek için büyük ipuçları verir mukarnas.

 

Renkleri kullanmadan renklendirmek… Sadece güneş ve gölge yardımı ile bir palet dolusu renkten öteye gidebilmek… Kolay değildi muhakkak sanatçının bakış açısını bütün bütün yansıtabilmesi eserine. Renk ve ışık kavramlarına bu zaviyeden bakınca aslında renklerin ışıktan ibaret olduğunu anlamış oluyoruz. Zaten modern fizik ve doğa kanunlarına göre de ışık olmazsa renkten söz edemiyoruz. Renk objektif bir veri olmaktan ziyade subjektifliğini koruyan bir desen oluveriyor bir anda. Fakat renklerin lisan özelliğini bir kenara itelersek daha önemli sorunlar da karşımıza çıkıyor. Dili olan ama konuşamayan insanlara benzettiğim ve aşağıda bir kaç örnek olarak sizinle paylaştığım antik Yunan ve Mezapotamya heykel ve büstleri…

Yüzyıllarca bu heykellerin renksiz yapıldığını zannettik. O kadar ki Aristoteles denilince; gri renkte, somurtkan, kanı çekilmiş ve biraz acımasız olacak ama ruhsuz bir yüz ifadesi geldi
hep aklımıza. Hipokrat denilince irkildik, Cesar’ın heykellerinin renksizliğini fark etmedik. Griyi, renksizliği, somurtkanlığı ve soğukluğu benimsedik. Halbuki gelişen teknoloji ile birlikte büyük bir yanlışa düşmüş olduğumuzun farkına geç de olsa vardık. Zira aslında gördüğümüz bu pek çok sanat eseri renkliydi. Hem de o dönemde bulmanın zor olduğu pahalı, sıcak ve parlak renklerle renklendirilmişti.
Sanat eserinde mana ve anlam renkler sayesinde daha kolay çıkar ortaya. Sanatçının renkleri ve renklerin dilini bilmesi ise başlı başına yetmez. İzleyici konumundaki insanların da renkler üzerine ciddi düşünme serüvenlerine katılmaları beklenir. Renk ise renkten öte ışığın doğasının sanatçı tarafından yorumlanması, yoğrulması ve şekillendirilmesidir. Gözlerimizi kanatan Boğaziçi’nin zevk ve estetikten uzak aydınlatması devam ederken renklerin manaları üzerinde konuşmayı israf saysam da belki ilerde zevk ve estetik sevdalılarıyla renk hasbihali yaparız.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.