YAŞAMAK TELAŞI

1

Zile basıyor Namık Bey, yine her zamanki utangaçlığıyla. Aylardan Kasım, haftanın son iş günü. Dışarısı kar, kıyamet. Kapı açılıyor, gülen gözleriyle çocuklar karşılıyor bizi; daha doğrusu Namık Beyi. Böyle şeyleri olur olmadık üstüme alınıyorum, keşke benim de çocuklarım olsa diyorum. Kumaş kısmının çocuğu mu olurmuş? Hiç…

Namık Bey, portmantoya asıyor beni, ev sıcacık. Portmantodan onları izliyorum. Çocuklarını öpüyor Namık Bey, onlara sarılıyor; günün yorgunluğunu adeta onlarla atıyor. Yüzünde yılların birikintisi, tebessümünde yılların öğretilerini gözlemliyorum. Bu zamanda muallim olmak kolay iş mi? Ekmek aslanın ağzında değil, midesinde. Herkesi yaşamak telaşı sarmış. N’apsın muallim Namık Bey, her sabah büyük bir umutla beni sırtına geçirip okula gider; borçlarını, taksitlerini ödeyebilmek için var gücüyle çalışır. Eve geldiğinde çocukların gözlerindeki bir damla umut onu hayata bağlar. Bu aralar karısı Gülnihal Hanım ile araları pek limoni. Geçim derdinden… Geçen aydan kalan doğalgaz faturasını hala ödeyememiş Namık Bey, atışıp dururlar her akşam.

Duyarım, mutfaktan kapı girişine kadar gelir sesleri. Üzülürüm hallerine, iki üç kelam edecek olurum; çıkar mı ki kumaş kısmının sesi? Hiç… Benimki de bir umut işte. Bu akşam da diğer akşamlar gibi, hatta daha beter bir vaziyet hissedilmekte. Gülnihal Hanım, ağlıyor. Bıkmış kadıncağız, bu dört duvar arasında sıkışıp kalmaktan, giderin diz boyu kapıya dayanmasından, yaşayamamaktan…  Biraz da pişman olmuş, sesinden belli. Beş sene önce varlarını yoklarını bırakıp bu koca şehre geldiği için içi yanıyor, besbelli. “Satalım Namık” diyor, her şeyi satalım. Uzaklaşalım bu kentten, bu taş duvarlardan, samimiyetsiz, çıkarcı insan yığınından” Susuyor Namık Bey. Gece oluyor, kapkara sulara gömülüyor gün. Herkes aydınlık bir güne uyanabilmek umuduyla gözlerini geceye teslim ediyor.

2

Saat sabah 08.30. Günlerden cumartesi. Namık Bey, bir hışımla beni aldığı gibi koşuyor sokaklarda, bir eskici dükkânına giriyoruz.  “Kaç yıllık, ama satmam gerekiyor. Tek dostum. Az kahrımı çekmedi” diyor. Gözlerim doluyor. Özleyecek gibi oluyorum şimdiden Namık Bey’i, içim acıyor. Eline birkaç lira sıkıştırılmış, beni bırakıp kendi dünyasına çekiliyor.

3
Aylardan Ocak. Bu sabah yine her zamanki gibi yalnızım. Duyduğuma göre Namık Bey ve eşi Gülnihal Hanım, köylerine dönmek üzereyken yolda kaza geçirip hayatlarını kaybetmişler. Kokusunu hissediyorum birden, içime çekiyorum. Ne güzel adamdı Namık Bey, hayatın koşuşturmacası içinde kaybolup yitti, geriye iki gözü yaşlı yavrucak bıraktı. Her şeyi bırakalım diye çıktıkları bu yolculukta hayat onları yalnız bıraktı. Akmayan gözyaşlarımı siliyorum, bu karanlık boş odada sessiz bir uykuya dalıyorum.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.