HASBİHAL VAKTİ

Dumanı tüten bir bardak çay mı, yoksa kokusunu ta içinize çektiğiniz bir fincan kahve mi, nedir hasbihale yoldaşınız?
Şehrin gürültüsünden uzak küçük bir çay bahçesi mi yoksa yer minderlerinde, sesi yüreğinizi ısıtan bir dostun nameleriyle dolu dört duvar arası mı? Farkı yok değil mi?
Zamanın ve mekanın kendini kaybettiği yerlerin başında gelmez mi hasbihal. Akrep ile yelkovanın koşturmasını fark edemediğimiz, sıcağı-soğuğu hissedemediğimiz, sohbet demini alınca benliğin ortadan kalktığı anlar.
Yürek dolusu anlattığımız, yürek dolusu dinlediğimiz belki bir o kadar sustuğumuz zaman dilimleri.
Hayatı anlamlı kılan, tadı muhakkak dimağa yerleşen, hevesle ümitle özlemle beklediğimiz, hasretini  çektiğimiz fasıllar.
Kendimiz gibi olduğumuz, cümlelerin hesapsız akıp gittiği yerler.
Dilden dökülenlerin yürekten taşanlar olduğu muhatabın bir kelimesini dahi ziyan etmeme adına hassas olunan demler.
En son ne zaman yaşadım böyle bir an-ı seyyale diye düşününce cevabı çok gerilerde arıyorsanız, durdurun zamanı. Her şeyi “daha çok” kılmak için çabalamanın, dünya hengâmesinin içinde, nefes aldıracak tatlar yoksa “daha çok” olmasının ne anlamı kalır ki?
Zamanı durdurmak elbet mümkün değil, yavaşlatalım o halde.
Bir dostla hemhal olmayı, ailece yapılan keyifli sohbetleri, -dünyanın hızına aldırmadan- yürek dolusu hissetmenin güzelliğini sağlayacak zamanları çoğaltalım hayatımızda. Ta ki gökkuşağı hakim olsun her simada.
Yaşamın anlamı biraz da bu değil mi? Vedud isminin tecellisi biraz da bu değil mi veya ruhların diri kalmasının? Hasbihal sonrası gökyüzünün daha güzel olması, her insanın daha değerli hale gelmesi, renklerin daha mağrur, hayatın daha anlamlı, dünyanın daha yaşanılır olmasını düşünmek başka nasıl açıklanabilir ki?
Her gün değil her an yeni bir başlangıç için sebep. Şimdi başlama vakti, hayatımızda yer edenlerin önem sırasına göz atma vakti. Sadece can bildiğimiz dostlarla değil, masadaki mor menekşeyle, kaldırım taşlarının arasındaki çimenle, akvaryumdaki balıkla, gökyüzünün her tonuyla en önemlisi aynada gördüğümüz kişiyle, öz benliğimizle hasbihal vakti. Kimin kaybedecek zamanı var ki veya hangi zaman kaybedilecek kadar değersiz ki?
Bu da hasbihalin hasbihali oldu sanki. Kalem, kağıtla gönül arasında taşıdı durdu, yorulmadan usanmadan. “Vazifem bu” demedi kalem, “Hasbihalde yerim olsun kafi.” dedi devam etti dönmeye.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.