GİTARIM VE DUT AĞACI

İlk gençlik yıllarımdı. Dokuz Eylül Üniversitesi, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümünde öğrenci olduğum yıllar. Eğitim-öğretim dönemi boyunca alışkın olmadığım yoğunluktaki hayat akışı, trafiği, kalabalığı ile boğulduğum İzmir’den, son final sınavından çıkar çıkmaz yine İzmir’in en küçük ilçesi Beydağ’a kaçtığım yıllar. Sessizlik, sükunet ve huzuru bulduğum yer. Anadolu’nun küçük bir beldesinde doğup büyüyen, huzuru yeşilde arayan birisi için bırakın İstanbul’u, İzmir’in kalabalığı bile çıldırtıcı olabilir. İlk otobüsle, elimde bavulum, omzumda gitarım sevgiliye gider gibi giderdim o zamanlar dağ eteğinde kurulmuş, yeşil gözlü, mavi başlı bu sükunet beldesine.
Gitarımın bana en güzel yoldaş olduğu, her türlü derdimi, mutluluğumu, heyecanımı onunla paylaştığım ne de güzel günlerdi o günler.

Müziğe olan merakım ve ilgim küçüklüğüme dayanır benim. Henüz ilkokul yıllarında törenlerde, kutlamalarda sahneye çıkıp şarkı söylemeye bayılırdım. Üniversiteye başladığım ilk hafta, elimdeki neredeyse tüm parayla gidip bir gitar almıştım. Gitarla böylelikle başlayan ve sonrasında tutkuya dönüşen ilişkimizin doğumu, tam da 1999 yılının eylül ayına denk gelir.

Müzik tutkunu, hemen her gencin en çok çalmak isteyeceği iki müzik aletinden biridir gitar. Hoşlandığı müzik tarzına, yetiştiği kültüre göre ya gitar yada bağlama çalmak ister ortalama bir Anadolu çocuğu. Ben de, dinlemekten hoşlandığım müzik türünün etkisinden olsa gerek gitar çalmayı tercih etmiş olmalıyım o yıllarda.

Yaz akşamlarında, bir kumsalda, yakılan ateşin etrafında, kızlı-erkekli grupların kendinden geçip, gitar eşliğinde, kimi zaman romantik, kimi zaman coşkulu şarkılar söylediği film sahnelerini mutlaka görmüşsünüzdür ya da, böyle bir sahneyi yaşamışsınızdır hayatınızda. Benim hayatımda ise böyle bir sahne hiç olmadı. Gitarımın tellerine dokunduğum çok farklı mekanlar oldu elbette. Bu mekanların içinde kafeler, parklar, üniversite bahçeleri, deniz kıyıları da vardı muhakkak. Ama benim hayatımda asıl iz bırakan yaz akşamlarında gitar çalıp, şarkılar söylediğim, memleketimdeki bir dut ağacının altı oldu. O dut ağacının altında yaz akşamlarında çalıp söylediğim şarkılar, bugün hala hafızamdaki tazeliğini korur ve o yaz akşamlarını hasretle yad ederim. O günlerdeki dinleyicilerimi ise stadları, konser salonlarını dolduran, dünya starı şarkıcıların dinleyici kitlelerine değişmem.
Peki kim miydi bu dinleyicilerim?
Yaşı 70’e dayanmış ihtiyar teyzeler, mahallemizden her yaş grubundan çocuklar ve gençler, orta yaşlı komşularımız, yaz tatilini akrabalarının yanında geçirmeye gelen misafirler ve yoldan geçenler…

Her akşam yatsı namazından önce bir ayin, bir tören için toplanır gibi toplanan bu dünyanın en farklı ve benim için en özel dinleyici kitlesinin, bugünün kirli ve yapay gündeminden uzak, samimi, sıcacık, toprak kokan sohbetleri, içilen çayların doyumsuz lezzeti, sonsuzluğa uzanan yarım kalmış şarkılar, hatıralar.

İhtiyar teyzeler için çaldığım türküler, gençler ve çocuklar için çaldığım pop şarkıları, özgün müzik seçmeleri ve hemen her gece geç saatlerde Fikret Kızılok’un “Gönül” adlı şarkısı ile yapılan kapanış. Şimdilerde anlıyorum ki bir ritüele bağlamışız aslında biz bu minik konserleri. Önce gönüllerini asla kır(a)mayacağım, öpülesi pamuk ellerin sahibi, Anadolu kokulu ihtiyar teyzelerin türküleri ile başlayan, uyku saatini geçirmeden çocuklar için çalınan pop şarkıları ile devam eden, ihtiyar teyzelerin ve çocukların dağılmasından sonra özgün müzik parçaları ile süren ve “Gönül” ile sonlanan geceler…

Bugün hala memlekete her gittiğimde, o dut ağacının altından her geçişimde, içimi titreten hatıraların, yarım kalan şarkıların, hasretlerin, birbirinden farklı hayat hikayelerinin, o dut ağacının dallarında asılı kaldığını ve ruhuna sindiğini görürüm. Bir gün cesaretimi toplayabilirsem, o ağacın dallarında asılı kalan tüm anılarımı heybeme doldurup getireceğim yanımda. Mezarıma o ağaçtan koparılmış bir dal dikilmesini, heybemle birlikte gömülmeyi vasiyet edeceğim. Ve sonsuza kadar saklayacağım, o anıları koynumda.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.