CANHIRAŞ

İçimde derin bir okyanus var şimdi. Simsiyah sulardan griye boyanmış gökyüzüme açılan, fırtınaya karşı mücadele eden gemilerim.

Meftun bir hal benimkisi. Akıl erdiremediğim, doğruyu yanlışı ayırt edemediğim. Yolları şaşırıp kaybolduğum bir hal. İçim alevler içinde, dışım buzdan bir kale adeta. Tüm düğümlerimi yanlış bağlamış, kaçan yağmurlarıma sarılmış gibiyim.

Gitmekle gelmek arasında şimdi gemim. Yoksa gitmek de gelmek midir aslında? Mesela yağmur buluttan toprağa gidip sonra bir daha döner mi buluta? Bir döngü mü bu gidip gelmeler? Ortası olmayan bir iş bu. Bizim göremediğimiz, zamanı gelince bize gösterilen bir mukadderat aslında. Kaçışı olmayan, her anında imtihana tabi tutulan kayıtlardan ibaret.

Griye boyanmasa gökyüzü verir miydi ki yağmurları?

Sonbahar olmasa uğrar mıydı ilkbahar?

Zahmet olmadan olur muydu rahmet?

 

Doğru limanı bulmaksa bu gidip gelmeler…

“Gemilerim bırakın kendinizi sulara, simsiyah sular bir gün aklaşır, gri gökyüzüm bir gün açılır elbet.”

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.