MÜFETTİŞİN ZİYARETİ

Hayatımız düşünmeden yaşanan bir meleke oldu artık. Her gün sosyal hayatın içinde bir çok insan ile iletişimdeyiz. Bu sürede davranışlarımız ve düşünmeden davranmamıza sebep olan duygularımızı yöneten egolarımız, dediğimiz nefisten kaynaklı verdiğimiz tepkiler, bir başka insanın hayatında nelere mâl olur farkında olmayız. Bazen felaketine zemin hazırlar da kapalı olan gaflet gözümüz, ben değerimiz bir türlü görmez. Birileri gelip de bizi sorgulayıp farkına varana kadar bekleriz. Kendimizle ve vicdanımızla mukayesesini yapmak bile istemeyiz, hep üstünü örteriz ve örtünün altına yenilerini ekleriz. Çok basit önemsiz olarak gördüğümüz bir davranış bile önemli sonuçlar doğurabilir, hatta birbirine bağlı olaylar zincirini oluşturabilir. Vicdanımızla anlık yüzleşiriz, uzaklaştığında yeniden hiçbir şey olmamış gibi üstünü örterek iyi görünmeye devam ederiz. Bilseydik davranışlarımız bazı insanlarda iyileşmez yaralara yol açıyor, yapar mıydık? Bilmeseydik yine yapardık. Bizi engelleyen nedir? Kibir mi? Para hırsı mı? Düşünmeden yaşadığımız bencilce yaşam kendimize ve çevremizde çok yaralara yol açar. Bir başkasında oluşan yaralar bizim de parçalanmamızı kolaylaştırır. Ummadığımız bir anda bir başkasının kötülüğü mutsuzluğu bir gün bize uğramadan asla gitmez. İnsanın hatasını kendisine itiraf etmesi zor olsa gerek. İnsan bir ömür boyu huzursuzluk biriktirmeyi tercih eder. Dünyayı öyle sahipleniriz ki dünyaları isteyenleri hor görürüz. İnsan doğası gereği hata yapmaya müsait bir varlıktır. Dünyaya geliş amacımız hataları minimuma indirerek erdemli ve Yaradan’ın istediği kul olmak değimli? Bunu nasıl başarırız? Kötü duygularımızı nasıl yönetiriz? Onlarla nasıl başa çıkarız? Tüm bunların farkına varabilmek harekete geçebilmemiz için yeterli midir? Bilgilerimiz harekete mi dönüşmeli?

Yaşadığımız müddetçe hayatın her anında bizlere farklı bilgiler sunduğunu hepimiz görürüz. Sizce “bilgi” nedir? Nasıl tanımlarsınız? Ben kıymetli bir cevher olarak tanımlamak istiyorum. O cevheri nehre akıtmak ise bizim görevimizdir ki o nehirden diğer kalplere akabilsin ve daha çok yayılabilsin. Eğer o cevherimizi akıtacak bir nehrimiz yok ise, içimizde saklı bir yerlerde kalmasının bize ya da başkasına yarar sağlamasından söz edilemez, tam tersine cevher diye bile adlandıramayacağımız kıymetsiz ve gereksiz hale gelmez mi? Burada annemin bana sıklıkla hatırlattığı ünlü Şairimiz Yunus Emre’nin sözünü size de hatırlatayım “Bilmek olmak değildir, olmaya bak olmaya”. Bilgimizi eyleme dönüştürmeli. O bilgileri içselleştirmeli ve de sahip olduğumuz ilim ile amel etmeyi kendimize öğretmeliyiz. İşte olay burada değil mi zaten? Biz olduk mu, başkalarını da olduracak güce sahip oluruz elbette. Bilgilerimizi lisan-ı halimize aktarabildiğimiz kadar o bilgilerin bizleri nasıl özgürleştirdiğinin mutluluğuna varırız. Bize farkındalığı ve beraberindeki değişimi öğretir. Yaşadığımız toplum içinde ki -toplumsal sorumluluklarımızın farkına varsak ne güzel olurduk, Yunus Emre’nin olmaktan bahsettiğini olmuş olurduk belki de. Tüm insanlık olarak el ele verip birbirimize görünmez bağlar ile bağlansak, ne kadar da güçlü olurduk. İşte bir sonraki paragrafımda bahsedeceğim film bende bu duyguları uyandırdı ve zihnimin içinde hapsolmuş olduğum dünyalık karartıdan biraz olsun aydınlanabilmeme vesile oldu. Dilerim sizler de izler ve içinde dünyaları görebilirsiniz.

Senaryonun J. B. Priestly tarafından yazıldığı, yönetmeni Aisling Walsh, 2015 yapımı bir İngiliz filmi olan “An Inspector Calls(Müfettişin Ziyareti)”. Filmde zengin ve tanınmış bir aile olan Birling ailesinin genç kızlarının nişan merasimi için kutlama yaptıkları akşam yemeği sırasında evlerine ziyarete gelen bir müfettişin genç bir kadının intiharı üzerine yaptığı araştırmayı konu alıyor. Kapitalizmin maskesini düşürmeyi hedefleyen, paranın para etmediğini bizlere hatırlatan bir film. Onurlu bir hayat için mücadele etmek yerine lüks bir hayatı hedefleyen bir aile yapısını anlatıyor. Paranın insanlara nasıl hükmettiğini ve onları ne hallere düşürebildiğini gösteriyor. Filmi izledikten sonra paradan ve insanı düşürdüğü durumdan içiniz acıyor. Gizemli bir müfettişin bencillik üstüne verdiği hayat dersi sözleri de  düşündürtüyor bizleri. Acaba para özgürlük müdür yoksa tutsaklık mı? Aslında ona hak etmediği değeri katan da bizler onun bizim akılcı davranmamızı engellemesine izin verenler de bizleriz. Belki de daha çok bizlerin bakış açıları…

Yazımı bitirmeden önce sizler ile filmden beğenmiş olduğum replikleri paylaşmak istedim.

“-Tanrı’ya inanır mısın?

-Evet

-Nasıl oluyor da inanabiliyorsun?

-İnsanlara inanamıyorum çünkü. Bir şeylere inanmam gerek, yoksa düşerim. Çatlaklardan içeri düşerim ve duramam.”

“Hâlâ bizimle birlikte geride kalan milyonlarca Eva Smith var. Hayatları, umutları,korkuları, acıları ve mutlu olma şansları bizim hayatlarımızla, düşüncelerimizle, söylediklerimizle ve yaptıklarımızla iç içe olan insanlar. Dünya üzerinde yalnız yaşamıyoruz. Bütün insanlığın sorumluluğu hepimizde. İnsanoğlu, bu dersten sınıfta kalırsa çok yakında gün gelecek  dersini etrafı ateşle, kanla ve ızdırapla çevrili şekilde öğrenmek zorunda kalacak.”

Hepimiz dışımızdaki dünyada olup bitenden sorumluyuz, kulağımızı tıkamak gözümüzü kapatmak bu gerçeği değiştirmez. Hepimiz burada belli bir zaman dilimi içinde misafiriz, kalıcı olmadığımız yerde dünyaları sahiplenmek yerine paylaşmasını bilmeliyiz. Güçlü olmak istiyorsak gücümüzün ortaya çıkmasına vesile olan güçlerin daha çok güçlenmesini sağlamalıyız. Filmde olanları anlatmak hakkında  uzun uzadıya yazmak çok isterdim, fakat belli satırlar ile limitliyim. Filmi sizin izlemenizi ve son sahnesinde Rabbimizin bizlere Ahzab suresinde göndermiş olduğu ayeti hatırlamanızı rica ediyorum.

“Onlar Allah’ın risaletini tebliğ ederler ve O’na huşû duyarlar ve Allah’tan başka hiç kimseden korkmazlar. Ve Allah, hesap görücü olarak kâfidir. (Ahzab,39)”

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.